
04 Şubat 2009 Çarşamba
23 Mart 2008 Pazar
ASALETİN ETİMOLOJİSİ:ORTAÇAĞIN BARONLARI
Ortaçağda Şövalye Ritüelihttp://www.blogmilliyet.com/Blog.aspx?BlogNo=99813
Ortaçağ Avrupasının asalet ünvanları oldukça karmaşık bir konudur. Bu sorun feodalizm konusunun karmaşıklığına benzer. Feodalizmin toprak hukukunda genelleştirmeler yapmak oldukça zordur. A. Elizabeth Levett’in tabiriyle “Toprak sorunları tarihinde, genelleştirme günahı kadar büyük bir günah yoktur.” Ya da Perroy’un tabiriyle “Nesnelere ne kadar fazla bakarsak, bize o kadar fazla karmaşık gözüküyorlar.”
Ortaçağın “Dük”leri
Dük (Duke - Le Duc), kral yada kraliçenin altında bir asalet ünvanıdır. Dük, genellikle bir dükalığı (duchy) yada “dukedom”u kontrol eden kişidir. Dük kelimesi Latince “askeri komutan” anlamına gelen “dux bellarum” kelimesinden türetilmiştir. Ortaçağlarda Dük’ün özellikle germanik monarşiler arasında bir anlamı vardır. Feodal monarşilerde Dük’ler, şehirleri yöneten ve “Kont”ların üstünde bir asalet ünvanı olan ve eyaletleri yöneten kişilerdir. Ortaçağ Fransasında da benzer bir şekilde Akitanya, Brötanya gibi büyük eyaletlerin yöneticileridir. Dük, genellikle bir yada bir kaç “Kont” u kontrol eder. Eşine de Düşes (duchess) denir.
Ortaçağın “Baron”ları
Baron, spesifik bir asalet ünvanıdır. Baron köken olarak toprağı kullanım hakkı olan çifçi kiracıların başını belirten bir ünvandır. Bu kelime eski fransızca da “baron” kelimesinden türetilmiştir. Frankça da “savaşçı, özgür adam, serbest adam” anlamına gelen “baro” ile aynı kökenden gelen eski ingilizcedeki “asil adam” anlamına gelen “beorn” kelimelerinin kaynaşması ile oluşmuştur. Feodal dönemde Fransa’da “baron”, İngiltere’de ise “Lord” kelimesi kullanılırdı. Baron, bir baronluğa yada baronluklara (barony – baronies) sahip olan kişidir. Baronun eşinede Fransa’da “barones”, İngiltere’de ise “lady” denir. İngiltere’de “baron” direkt olarak kralın toprak verdiği kişilerdir. Baronlar, feodalizmin temel ekonomik birimi olan manor’ların (fief) yöneticidirler. Bu manor’lar (manoir) bir ya da daha fazla olabilirler. Buna görede baron ünvanın alt ve üst dereceleri vardır. Bir manor’un yöneticisi olan “baron” daha alt derecede ünvana sahip bir kişidir.
Ortaçağ Avrupasının asalet ünvanları oldukça karmaşık bir konudur. Bu sorun feodalizm konusunun karmaşıklığına benzer. Feodalizmin toprak hukukunda genelleştirmeler yapmak oldukça zordur. A. Elizabeth Levett’in tabiriyle “Toprak sorunları tarihinde, genelleştirme günahı kadar büyük bir günah yoktur.” Ya da Perroy’un tabiriyle “Nesnelere ne kadar fazla bakarsak, bize o kadar fazla karmaşık gözüküyorlar.”
Ortaçağın “Dük”leri
Dük (Duke - Le Duc), kral yada kraliçenin altında bir asalet ünvanıdır. Dük, genellikle bir dükalığı (duchy) yada “dukedom”u kontrol eden kişidir. Dük kelimesi Latince “askeri komutan” anlamına gelen “dux bellarum” kelimesinden türetilmiştir. Ortaçağlarda Dük’ün özellikle germanik monarşiler arasında bir anlamı vardır. Feodal monarşilerde Dük’ler, şehirleri yöneten ve “Kont”ların üstünde bir asalet ünvanı olan ve eyaletleri yöneten kişilerdir. Ortaçağ Fransasında da benzer bir şekilde Akitanya, Brötanya gibi büyük eyaletlerin yöneticileridir. Dük, genellikle bir yada bir kaç “Kont” u kontrol eder. Eşine de Düşes (duchess) denir.
Ortaçağın “Baron”ları
Baron, spesifik bir asalet ünvanıdır. Baron köken olarak toprağı kullanım hakkı olan çifçi kiracıların başını belirten bir ünvandır. Bu kelime eski fransızca da “baron” kelimesinden türetilmiştir. Frankça da “savaşçı, özgür adam, serbest adam” anlamına gelen “baro” ile aynı kökenden gelen eski ingilizcedeki “asil adam” anlamına gelen “beorn” kelimelerinin kaynaşması ile oluşmuştur. Feodal dönemde Fransa’da “baron”, İngiltere’de ise “Lord” kelimesi kullanılırdı. Baron, bir baronluğa yada baronluklara (barony – baronies) sahip olan kişidir. Baronun eşinede Fransa’da “barones”, İngiltere’de ise “lady” denir. İngiltere’de “baron” direkt olarak kralın toprak verdiği kişilerdir. Baronlar, feodalizmin temel ekonomik birimi olan manor’ların (fief) yöneticidirler. Bu manor’lar (manoir) bir ya da daha fazla olabilirler. Buna görede baron ünvanın alt ve üst dereceleri vardır. Bir manor’un yöneticisi olan “baron” daha alt derecede ünvana sahip bir kişidir.
Daha spesifik anlamda feoadal bir unvan yada görev olan senyörün yaptığı toplantıya vassalların katılma zorunluluğundan aristokrasi, bir yönetim aracı oluşturmuştur. Bu nedenle “baron” kelimesi kralın büyük kuruluna çağrılan başlıca vasalleri ifade etmiştir. Bu fiili durum feodal dönemin evrimi içerisinde ırsiliğe gönüşmüştür. Baronlar böylece kendilerini “toprağın eşdeğerlileri” olarak ifade etmekten keyif almaya başlamışlardır. Sonunda da bu ünvanın sadece kendileri için kullanılmasını kabul ettirdiler. Baron için “toprağın efendilerinin efendisi” demek yanlış bir cümle olmaz.
Ortaçağın “Kont”ları
Kont’ta ortaçağ feodal Avrupasının asalet ünvanlarından birisidir. Kont (Comte) kelimesi Fransızca “comte” kelimesinden gelir. Erken dönem (Merovenj ve Karolenj dönemleri) Fransa krallarının idari görevli olarak kullandıkları kişilere verilen bir ünvandı. Kelimenin kökeni Latince “ortak, yoldaş” anlamına gelen “comes” den türetilmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde “imparatorun yoldaşı, ortağı”, “imparatorun yetkilerini devrettiği” kişi anlamına gelmekteydi. Fransa’nın feodal döneminde küçük eyaletleri yöneten kişi anlamında kullanılmaktaydı. Daha önce bahsettiğimiz gibi Akitanya, Britanya gibi büyük eyaletleri yönetenlere “Dük” dendiği gibi Blois yada Anjou gibi küçük eyaletleri yönetenlere “Kont” denirdi.
Ortaçağın “Earl” ’leri
Earl, İskandinavya’da kralın yerine bölgeyi yöneten “kabile reis”lerine tekabül eden ve anlamı “kabile reisi” olan ve “jarl” denilen bir ünvandır. Bu ünvanın Anglo-Sakson karşılığı ise Earl’dür. Geç ortaçağdan itibaren artık kullanılmayan ve Fransa’da “Dük” ünvanı ile yer değiştiren bir ünvandır. Britanya’da ise “Kont” kelimesinin karşılığı olarak kullanılan bir ünvandır. Günümüz Britanyasında “earl” asalet sisteminin bir üyesifir. Viskont (Viscount) ‘un üstünde Markiz yada Markez ünvanının altında derecesi olan bir ünvandır. Earl kelimesinin dişil karşılığı yoktur. Earl’ün eşi Kontes olarak adlandırılmıştır.
Ortaçağın “Markiz” ’leri
Markiz (Marquess) yada Markez (Marquis)’de Avrupa feodal monarşilerinde ve onların kolonilerinde kullanılan ırsi bir asalet ünvanıdır. Markiz, sınır bölgelerini koruyan muhafızlara yada Markez’lere denir. Markez (Marches) ise sınırlarda oluşturulan sınır bölgelerine verilen bir isimdir. Markiz ünvanı fransızcaya, ingilizcedeki markez ünvanından gelmiştir. Bu ünvan İngiltere’de 1385’te Dük ile Earl arasında bir ünvan olarak kullanılmaya başlanmıştır. Markiz’in eşinede “Marchioness” denir.
Ortaçağın “Şövalyeleri”
Şövalye (Knight – Chealier) ünvanı bir asalet ünvanından ziyade bir şeref yada onur ünvanıdır. Feodalizmin erken döneminde birinin şövalyesi olmak demek, vassalından “fief” alan ve hizmet yükümlüsü olan kişi demektir. Şövalye herşeyden önce fiili bir durum, bazen bir hukuk bağı, fakat her zaman kişisel bir bağdı. Şövalye at üstünde tam donanımlı savaşan kişilerdi. 12. yüzyılın ortalarında ise artık ne fief’i nede gezginciliği olmayan bir cemaate yada tarikata dönüşen savaşçılardı.
Ortaçağın “Squire” ’leri
Squire ise ortaçağ feodal Avrupa’da şövalyenin hizmetinde bulunan silahlı bir adamdır. Bu anlamda Squire’ler şövalyenin sipahisi, çırağı, yardımcısı anlamında kullanılan bir ünvandı. Squire kelimesi eski Fransızca’da “escuier” kelimesinden gelir. Daha önce ise geç latin dönemdeki “koruyucu” anlamına gelen “sutarius” kelimesinden türemiştir. 18. yüzyılda Squire, kırsal bölgelerdeki mülk sahibi kategorisidir. Günümüz kırsal Britanya’da zengin toprak sahiplerini ifade eden bir kavramdır.
Fehmi Dinçer
Ankara 2008
Kaynaklar:
Marc Bloch : Feodal Toplum, Doğu Batı Yayınları, 2005. (Çeviren:M.Ali Kılıçbay)
H. Heaton : Avrupa İktisat tarihi, İmge Yayınları, 1995. (Çeviren:M.Ali Kılıçbay)
Etiketler:
BARON,
KONT VE ŞÖVALYE,
ORTAÇAĞDA ASALET ÜNVANLARI:DÜK
15 Eylül 2007 Cumartesi
GELVERİ (GÜZELYURT) FESTİVALİ FEHMİ DİNÇER
Etiketler:
GELVERİ (GÜZELYURT) FESTİVALİ FEHMİ DİNÇER
GELVERİ (GÜZELYURT) FESTİVALİ FEHMİ DİNÇER
KARAMANLI RUMLARIN KONYA KAŞIK OYUNU
Fotoğraf:Abidin ÖZKAYMAK
http://blog.milliyet.com.tr/fehmidinçer
Etiketler:
GELVERİ (GÜZELYURT) FESTİVALİ FEHMİ DİNÇER
11 Eylül 2007 Salı
FERTEK YENİ CAMİ FEHMİ DİNÇER
Eski Mikail ve Cebrail Melekleri Kilisesi
Fotoğraf:Dursun ŞİMŞEK
http://blog.milliyet.com.tr/fehmidinçer
Etiketler:
FERTEK YENİ CAMİ FEHMİ DİNÇER
03 Temmuz 2007 Salı
OSMANLI DEVLETİNDE ŞARAP "MONOPOLYE" Sİ...
OSMANLI DEVLETİNDE ŞARAP “MONOPOLYE” Sİ...
Şarap “Monopolyesi” Osmanlı Devletinde uygulanan ilk tekelci iktisadi uygulamalardan birisidir.
Osmanlı İmparatorluğunda reayadan alınan bir vergi de “bağ ve bahçe resmi” idi. İçeriği itibariyle öşürden farksız olan bu vergi, bağ ve bahçelerin hasılatından öşür gibi farklı vilayetlerde farklı oranlarda alınmaktaydı.Yalnız bu verginin bir özelliği dönüm resmine tabi olan bağ ve bahçelerden alınmamasıdır. Bu verginin alındığı yerlerde ayrıca bağ resmi (öşür ) alınmazdı.
Üzümler bozolduğu zaman alınan bağ resmi, müslümanlara ve hristiyanlara (zımmi) göre de değişirdi. Müslüman tebaaa (reaya) üzümden daha çok pekmez, kuru üzüm ve turşu yaptığı halde, hristiyan tebaa (reaya) şarap yapıp sattığından onlardan daha çok bağ resmi alınırdı. Bu resmin (verginin) en önemli özelliği ise kendisini “MONOPOLYE” kurumunda göstermekteydi. Üzümlerden şarap yapan hristiyanlar ortalama olarak bu şarabın onda birini tımarlı sipahiye vermek mecburşiyetinde idiler. Tımarlı sipahi ise bu şarabı satabilmek için tımarı dahilindeki şarap fıçılarını mühürler ve şarap satışını men ederek “MONOPOLYE” (Tekel) ilan ederdi. Bu süre iki aydan yetmiş beş güne kadar değişmekteydi. Bu süre içinde hiç bir kimse sipahi şarabından başka şarap içmez ve başka şarap satılamazdı. Diğer taraftan reayanın “MONOPOLYE” den etkilenmemesi için sipahilerin konulan narhtan fazlasına ve Monopolye süresi geçtikten sonra artan şarapları reayanın rızası hilafına ve yine narhtan fazlasına satmaları yasaklanmıştı. Bu “MONOPOLYE” kurumu, günümüz tekellerinin Osmanlı İmparatorluğundaki ilk uygulamalarını göstermesi bakımından ilginç iktisadi tecrübelerdir.
Şarap üretiminde böyle bir iktisadi politika uygulamasının günümüze kadar uzanan tarihini incelemek herhalde ilginç olurdu...
Fehmi DİNÇER
Ankara 2007
Şarap “Monopolyesi” Osmanlı Devletinde uygulanan ilk tekelci iktisadi uygulamalardan birisidir.
Osmanlı İmparatorluğunda reayadan alınan bir vergi de “bağ ve bahçe resmi” idi. İçeriği itibariyle öşürden farksız olan bu vergi, bağ ve bahçelerin hasılatından öşür gibi farklı vilayetlerde farklı oranlarda alınmaktaydı.Yalnız bu verginin bir özelliği dönüm resmine tabi olan bağ ve bahçelerden alınmamasıdır. Bu verginin alındığı yerlerde ayrıca bağ resmi (öşür ) alınmazdı.
Üzümler bozolduğu zaman alınan bağ resmi, müslümanlara ve hristiyanlara (zımmi) göre de değişirdi. Müslüman tebaaa (reaya) üzümden daha çok pekmez, kuru üzüm ve turşu yaptığı halde, hristiyan tebaa (reaya) şarap yapıp sattığından onlardan daha çok bağ resmi alınırdı. Bu resmin (verginin) en önemli özelliği ise kendisini “MONOPOLYE” kurumunda göstermekteydi. Üzümlerden şarap yapan hristiyanlar ortalama olarak bu şarabın onda birini tımarlı sipahiye vermek mecburşiyetinde idiler. Tımarlı sipahi ise bu şarabı satabilmek için tımarı dahilindeki şarap fıçılarını mühürler ve şarap satışını men ederek “MONOPOLYE” (Tekel) ilan ederdi. Bu süre iki aydan yetmiş beş güne kadar değişmekteydi. Bu süre içinde hiç bir kimse sipahi şarabından başka şarap içmez ve başka şarap satılamazdı. Diğer taraftan reayanın “MONOPOLYE” den etkilenmemesi için sipahilerin konulan narhtan fazlasına ve Monopolye süresi geçtikten sonra artan şarapları reayanın rızası hilafına ve yine narhtan fazlasına satmaları yasaklanmıştı. Bu “MONOPOLYE” kurumu, günümüz tekellerinin Osmanlı İmparatorluğundaki ilk uygulamalarını göstermesi bakımından ilginç iktisadi tecrübelerdir.
Şarap üretiminde böyle bir iktisadi politika uygulamasının günümüze kadar uzanan tarihini incelemek herhalde ilginç olurdu...
Fehmi DİNÇER
Ankara 2007
Etiketler:
OSMANLI DEVLETİNDE ŞARAP "MONOPOLYE" Sİ...
17 Haziran 2007 Pazar
NİĞDE TARİHİ ve BELGELER
NİĞDE TARİHİ ve BELGELER
Niğde Tarihini aydınlatacak belgeler arşivlerde tarihçilerimizi bekliyor. Bu belgelerden bir kısmını örnek olmak üzere (Devlet Arşivlerinden kayıt ve başlık numaralarını dahil) aşağıda verdim. Özellikle Tarih okuyan öğrenci arkadaşlarımız ve özelliklede İktisat Tarihi üzerine çalışan yüksek lisans öğrenci arkadaşlarımızı bilgilendirmek istedim. Ayrıca Niğde ile ilgili Devlet Arşivleri belgelerinin (ve diğer) belirli bir merkezde toplanmasının da çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Niğde Tarihini aydınlatacak belgeler arşivlerde tarihçilerimizi bekliyor. Bu belgelerden bir kısmını örnek olmak üzere (Devlet Arşivlerinden kayıt ve başlık numaralarını dahil) aşağıda verdim. Özellikle Tarih okuyan öğrenci arkadaşlarımız ve özelliklede İktisat Tarihi üzerine çalışan yüksek lisans öğrenci arkadaşlarımızı bilgilendirmek istedim. Ayrıca Niğde ile ilgili Devlet Arşivleri belgelerinin (ve diğer) belirli bir merkezde toplanmasının da çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Tarih Biliminin kaynakları öncelikle birincil kaynaklardır. Betimleyici, Yorumlayıcı Tarihçilik ancak belgelere dayalı monografik tarihçilik arttıkça gelişebilir.
Günümüzde Tarih Çalışmaları bireysel bilimsel çalışmalarla çözülemeyecek kadar karmaşık yapıdadır. Günümüzde de bu sorunları aşamadığımız için üretken tarihçilik yapılamamaktadır. Tarih Bilimi, Roma Hukuku’ndan İktisat’a, Sosyolojiden Ekonometri’ye ve tabi Osmanlıca’dan Latince’ye uzanan filolojiyi kapsayan ve ilgilendiren bir alandır.
Özetle şimdiden bu alanda çalışma yapacak öğrenci arkadaşlarımıza başarılar dilerim.
Fehmi Dinçer
Ankara 2007
DEVLET ARŞİVLERİNDE
NİĞDE ÜZERİNE BELGELERDEN ÖRNEKLER
Dosya No:19
Gömlek No:1766
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Bor nahiyesinde mutasarrıf bulunduğu zeametine Müteferrika Siyvuş'un müdahale etdiğinden bahsile murafaa olmaksızın kaydının bozulmaması hakkında Miralay-ı sabık Sunullah imzalı istida.
Tarih: 08/Z /1074 (Hicrî)
Dosya No:18
Gömlek No:1764
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Sücaüddin nahiyesi eshab-ı timarından Hüseyin'in vefatı hasebiyle timarının Muslu'ya ihsanı hakkında Miralay-ı Niğde Süleyman imzalı arz.
Tarih: 02/Za/1077 (Hicrî)
Dosya No:23
Gömlek No:2058
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Develi nahiyesi eshab-ı timarından Fazlı ile Receb'in sabavetleri hasebiyle cebelülerinin sefere izamına muktezi emrinin itasına ve Ürgüb, Dedeli ve Şamardı nahiyelerinde inhilal eden timarların muharrerü'l-esami kesana verilmesine dair Miralay-ı Niğde Seyyid Mehmed imzalı arz.
Tarih: 21/Za/1079 (Hicrî)
Dosya No:10
Gömlek No:911
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Orlu nahiyesi eshab-ı timarından Osman'ın Girid Seferi'ne gelmemesi hasebiyle inhilal eden timarının, timarı bi-hasıl olan Ali'nin timarıyla tevhid edilerek muma-ileyh Ali'ye tevcihi hakkında Niğbolu Miralayı Seyyid Mehmed imzalı arz.
Tarih: 07/B /1089 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1156
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağı erbab-ı timarından Hüseyin memur olduğu sefere gelmediğinden timarının Süleyman'a tevcihi hakkında Seyyid Mehmed Miralay-ı Niğde imzalı arz.
Tarih: 06/Ş /1089 (Hicrî)
Dosya No:18
Gömlek No:1765
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Uçhisar, Melendiz, Karahisar, Şamardı, Bor ve Ürgüb nahiyelerinde münhal timarların muharrerü'l-esami zevata ihsanı hakkında Miralay-ı Niğde Seyyid Mehmed imzalı arz.
Tarih: 02/L /1089 (Hicrî)
Dosya No:9
Gömlek No:860
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağı eshab-ı timarından Şahsüvar'ın vefatında timarı Ulubey'e verilmiş iken muma-ileyhin beş seneden beri seferlere gelmediğinden inhilal eden timarının Mehmed'e tevcihi hakkında Miralay-ı Niğde Mehmed imzalı arz.
Tarih: 11/Za/1102 (Hicrî)
Dosya No:20
Gömlek No:2143
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Sefer-i hümayunda bulunmadığına binaen Niğde Miralayı Mehmed'in azliyle yerine Miralay-ı Sabık Divan-ı Hümayun katib şakirdlerinden Zeynelabidin'in tayinine dair Karaman Valisi İsmail Paşa'nın arzı.
Tarih: 01/Z /1103 (Hicrî)
Dosya No:7
Gömlek No:741
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Cebelülere ait Niğde Miralayı Mahmud Ağa'ya verilen para pusulası.
Tarih: 01/Z /1103 (Hicrî)
Dosya No:8
Gömlek No:767
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Cebelüler istihkakına dair Niğde Miralayı Mehmed Ağa adına pusula
Tarih: 11/N /1104 (Hicrî)
Dosya No:22
Gömlek No:2331
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Kayseri, Adana, Niğde livası cizye-i gebran maa Yahudiyanı akçasından sabık Sercebeci İsmail Ağa'nın tahvilindenHazine'ye ödenen paraya dair ruznamçe.
Tarih: 09/R /1106 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:115
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Gevherhan Sultan'ın emekdarı Ali'nin beratının nakil ve tebdil suretiyle yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacı Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Karahisar Kadısı Halid Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 19/Ca/1106 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:174
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ferman sahibi Ali'nin beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde sancağına tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa Emini Ahmed Ağa elinden aldığına dair Ürgüp Naibi Yusuf Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 23/Ra/1107 (Hicrî)
Dosya No:3
Gömlek No:213
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Mütekaid Osman Murad'ın beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 24/Ra/1107 (Hicrî)
Dosya No:38
Gömlek No:3469
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Ürgüb ve Develi nahiyelerinde münhal timarların muharrerü'l-esami eşhasa tevcihi ve Şücaüddin ve Anduğı ve Üçhisar nahiyelerinde müteaddid timara mutasarrıf bulunan kimselerin timarlarından birer danesinin mezkurü'l-esami kesana ihsanı haknında Miralay-ı Niğde Seyyid Yahya imzalı arz.
Tarih: 21/Za/1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:138
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Hadice Sultan'ın Teberdarı Abdullah Mehmed'in beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 02/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:135
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Silahdarlar Zümresinden Niğdeli Ahmed Süleyman'ın beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 06/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:108
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ebna-i sipahiyandan mütekaid İbrahim'in beratının yenilendiği, kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Ürgüp Kadısı Veliyyüddin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 15/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:102
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ebna-i sipahiyandan Ürgüplü Mustafa Veli'nin beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Ürgüp Kadısı Veliyyüddin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 21/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:117
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Beratını kaybeden Serrac Şakirdi Beypazarlı Hüseyin Oruç'un, beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 06/B /1265 (Hicrî)
Dosya No:26
Gömlek No:11
Fon Kodu: HR.MKT.
Niğde'de oturmakta olan Rumlardan vefat edenlerin defnedilebilmeleri için belde hakimi tarafından alınan nişan akçesi adı altında para alınmasının men edilmesi.
Tarih: 20/Ş /1265 (Hicrî)
Dosya No:146
Gömlek No:4086
Fon Kodu: İ..MVL.
Ratib Efendi'nin Niğde kaymakamı tayin edilmesine dair.
Tarih: 29/Z /1283 (Hicrî)
Dosya No:138
Gömlek No:81
Fon Kodu: DH.SAİDd...
Mehmed Ragıb Efendi; 1283 Niğde doğumlu, Niğdeli Kadı Şerif Efendizade Mesud Efendi'nin oğlu
Tarih: 22/L /1266 (Hicrî)
Dosya No:29
Gömlek No:6
Fon Kodu: A.}MKT.UM..
Niğde'nin Çamardı Kazası'na tabi Dalmasun ve Olmasun karyeleri aşarının 1260 senesine mahsuben Mehmed Efendi tarafından deruhte edilmesine, bedelinin ödenmesine ve teferruatına dair Müsteşar'dan Konya Valisi'ne yazı.
Tarih: 29/Z /1260 (Hicrî)
Dosya No:19
Gömlek No:35
Fon Kodu: A.}MKT.
Niğde Sancağı'nda Çamardı kazâsına bağlı Dilmasun ve Olmasun Karyeleri sâkinlerinden Mehmed Efendi zimmetinde kalan aşâr bedeli bakâyâsının tahsili için Konya Vâlisine emirnâme-i sâmî yazılmasına dâir yazı. a.g.tt
Tarih: 18/L /1131 (Hicrî)
Dosya No:13
Gömlek No:863
Fon Kodu: İE.ADL.
Niğde kazasına tabi İlsun karyesi fevkindeki suyun mezkur karyeye aid olup Orsun karyesinin asla hakkı olmadığına dair Konya Naibi İbrahim tarafından yazılan arz.
Tarih: 09/R /1109 (Hicrî)
Dosya No:3
Gömlek No:229
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ürgüp'e tabi Tamsa karyesi sakinlerinden mütekaid Mustafa Musa'nın beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde'ye tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa Emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Ürgüb Naibi Yakub Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 17/B /1113 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1174
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Niğde sancağı Uçhisar nahiyesine tabi Basansarınc ile Açıksaray adlı karyelerdeki iki kılıç tımarın arz sahibi Abdullah'a sadaka ve ihsan olunmasına dair Niğde Miralayı Yahya'nın arzı üzerine buyuruldu.
Tarih: 18/B /1113 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1171
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Niğde sancağı Ürgüp nahiyesine tabi Karlık adlı karye ile başka yerlerdeki kimsenin rağbet etmediği mahlul tımarın Bağdad Mülazımı İbrahim'e sadaka ve ihsan olunmasına dair Niğde Miralayı Yahya'nın arzı üzerine buyuruldu.
Tarih: 20/B /1113 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1175
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Niğde sancağı Karahisar nahiyesine tabi İshaklı adlı karyelerdeki bir kılıç tımarın mülazımlıkdan emekdar Abdullah'a sadaka ve ihsan olunmasına dair Niğde Miralayı Yahya'nın arzı üzerine buyuruldu.
Tarih: 09/R /1106 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:115
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Gevherhan Sultan'ın emekdarı Ali'nin beratının nakil ve tebdil suretiyle yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacı Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Karahisar Kadısı Halid Efendi'nin huccet-i zahriyyesi
Fehmi Dinçer Ankara 2007
Günümüzde Tarih Çalışmaları bireysel bilimsel çalışmalarla çözülemeyecek kadar karmaşık yapıdadır. Günümüzde de bu sorunları aşamadığımız için üretken tarihçilik yapılamamaktadır. Tarih Bilimi, Roma Hukuku’ndan İktisat’a, Sosyolojiden Ekonometri’ye ve tabi Osmanlıca’dan Latince’ye uzanan filolojiyi kapsayan ve ilgilendiren bir alandır.
Özetle şimdiden bu alanda çalışma yapacak öğrenci arkadaşlarımıza başarılar dilerim.
Fehmi Dinçer
Ankara 2007
DEVLET ARŞİVLERİNDE
NİĞDE ÜZERİNE BELGELERDEN ÖRNEKLER
Dosya No:19
Gömlek No:1766
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Bor nahiyesinde mutasarrıf bulunduğu zeametine Müteferrika Siyvuş'un müdahale etdiğinden bahsile murafaa olmaksızın kaydının bozulmaması hakkında Miralay-ı sabık Sunullah imzalı istida.
Tarih: 08/Z /1074 (Hicrî)
Dosya No:18
Gömlek No:1764
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Sücaüddin nahiyesi eshab-ı timarından Hüseyin'in vefatı hasebiyle timarının Muslu'ya ihsanı hakkında Miralay-ı Niğde Süleyman imzalı arz.
Tarih: 02/Za/1077 (Hicrî)
Dosya No:23
Gömlek No:2058
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Develi nahiyesi eshab-ı timarından Fazlı ile Receb'in sabavetleri hasebiyle cebelülerinin sefere izamına muktezi emrinin itasına ve Ürgüb, Dedeli ve Şamardı nahiyelerinde inhilal eden timarların muharrerü'l-esami kesana verilmesine dair Miralay-ı Niğde Seyyid Mehmed imzalı arz.
Tarih: 21/Za/1079 (Hicrî)
Dosya No:10
Gömlek No:911
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Orlu nahiyesi eshab-ı timarından Osman'ın Girid Seferi'ne gelmemesi hasebiyle inhilal eden timarının, timarı bi-hasıl olan Ali'nin timarıyla tevhid edilerek muma-ileyh Ali'ye tevcihi hakkında Niğbolu Miralayı Seyyid Mehmed imzalı arz.
Tarih: 07/B /1089 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1156
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağı erbab-ı timarından Hüseyin memur olduğu sefere gelmediğinden timarının Süleyman'a tevcihi hakkında Seyyid Mehmed Miralay-ı Niğde imzalı arz.
Tarih: 06/Ş /1089 (Hicrî)
Dosya No:18
Gömlek No:1765
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Uçhisar, Melendiz, Karahisar, Şamardı, Bor ve Ürgüb nahiyelerinde münhal timarların muharrerü'l-esami zevata ihsanı hakkında Miralay-ı Niğde Seyyid Mehmed imzalı arz.
Tarih: 02/L /1089 (Hicrî)
Dosya No:9
Gömlek No:860
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağı eshab-ı timarından Şahsüvar'ın vefatında timarı Ulubey'e verilmiş iken muma-ileyhin beş seneden beri seferlere gelmediğinden inhilal eden timarının Mehmed'e tevcihi hakkında Miralay-ı Niğde Mehmed imzalı arz.
Tarih: 11/Za/1102 (Hicrî)
Dosya No:20
Gömlek No:2143
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Sefer-i hümayunda bulunmadığına binaen Niğde Miralayı Mehmed'in azliyle yerine Miralay-ı Sabık Divan-ı Hümayun katib şakirdlerinden Zeynelabidin'in tayinine dair Karaman Valisi İsmail Paşa'nın arzı.
Tarih: 01/Z /1103 (Hicrî)
Dosya No:7
Gömlek No:741
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Cebelülere ait Niğde Miralayı Mahmud Ağa'ya verilen para pusulası.
Tarih: 01/Z /1103 (Hicrî)
Dosya No:8
Gömlek No:767
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Cebelüler istihkakına dair Niğde Miralayı Mehmed Ağa adına pusula
Tarih: 11/N /1104 (Hicrî)
Dosya No:22
Gömlek No:2331
Fon Kodu: AE.SAMD.II.
Kayseri, Adana, Niğde livası cizye-i gebran maa Yahudiyanı akçasından sabık Sercebeci İsmail Ağa'nın tahvilindenHazine'ye ödenen paraya dair ruznamçe.
Tarih: 09/R /1106 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:115
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Gevherhan Sultan'ın emekdarı Ali'nin beratının nakil ve tebdil suretiyle yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacı Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Karahisar Kadısı Halid Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 19/Ca/1106 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:174
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ferman sahibi Ali'nin beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde sancağına tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa Emini Ahmed Ağa elinden aldığına dair Ürgüp Naibi Yusuf Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 23/Ra/1107 (Hicrî)
Dosya No:3
Gömlek No:213
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Mütekaid Osman Murad'ın beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 24/Ra/1107 (Hicrî)
Dosya No:38
Gömlek No:3469
Fon Kodu: İE.AS..
Niğde sancağının Ürgüb ve Develi nahiyelerinde münhal timarların muharrerü'l-esami eşhasa tevcihi ve Şücaüddin ve Anduğı ve Üçhisar nahiyelerinde müteaddid timara mutasarrıf bulunan kimselerin timarlarından birer danesinin mezkurü'l-esami kesana ihsanı haknında Miralay-ı Niğde Seyyid Yahya imzalı arz.
Tarih: 21/Za/1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:138
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Hadice Sultan'ın Teberdarı Abdullah Mehmed'in beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 02/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:135
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Silahdarlar Zümresinden Niğdeli Ahmed Süleyman'ın beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 06/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:108
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ebna-i sipahiyandan mütekaid İbrahim'in beratının yenilendiği, kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Ürgüp Kadısı Veliyyüddin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 15/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:102
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ebna-i sipahiyandan Ürgüplü Mustafa Veli'nin beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Ürgüp Kadısı Veliyyüddin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 21/Z /1107 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:117
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Beratını kaybeden Serrac Şakirdi Beypazarlı Hüseyin Oruç'un, beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini elinden aldığına dair Niğde Kadısı Hüseyin Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 06/B /1265 (Hicrî)
Dosya No:26
Gömlek No:11
Fon Kodu: HR.MKT.
Niğde'de oturmakta olan Rumlardan vefat edenlerin defnedilebilmeleri için belde hakimi tarafından alınan nişan akçesi adı altında para alınmasının men edilmesi.
Tarih: 20/Ş /1265 (Hicrî)
Dosya No:146
Gömlek No:4086
Fon Kodu: İ..MVL.
Ratib Efendi'nin Niğde kaymakamı tayin edilmesine dair.
Tarih: 29/Z /1283 (Hicrî)
Dosya No:138
Gömlek No:81
Fon Kodu: DH.SAİDd...
Mehmed Ragıb Efendi; 1283 Niğde doğumlu, Niğdeli Kadı Şerif Efendizade Mesud Efendi'nin oğlu
Tarih: 22/L /1266 (Hicrî)
Dosya No:29
Gömlek No:6
Fon Kodu: A.}MKT.UM..
Niğde'nin Çamardı Kazası'na tabi Dalmasun ve Olmasun karyeleri aşarının 1260 senesine mahsuben Mehmed Efendi tarafından deruhte edilmesine, bedelinin ödenmesine ve teferruatına dair Müsteşar'dan Konya Valisi'ne yazı.
Tarih: 29/Z /1260 (Hicrî)
Dosya No:19
Gömlek No:35
Fon Kodu: A.}MKT.
Niğde Sancağı'nda Çamardı kazâsına bağlı Dilmasun ve Olmasun Karyeleri sâkinlerinden Mehmed Efendi zimmetinde kalan aşâr bedeli bakâyâsının tahsili için Konya Vâlisine emirnâme-i sâmî yazılmasına dâir yazı. a.g.tt
Tarih: 18/L /1131 (Hicrî)
Dosya No:13
Gömlek No:863
Fon Kodu: İE.ADL.
Niğde kazasına tabi İlsun karyesi fevkindeki suyun mezkur karyeye aid olup Orsun karyesinin asla hakkı olmadığına dair Konya Naibi İbrahim tarafından yazılan arz.
Tarih: 09/R /1109 (Hicrî)
Dosya No:3
Gömlek No:229
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Ürgüp'e tabi Tamsa karyesi sakinlerinden mütekaid Mustafa Musa'nın beratının yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde'ye tabi Ovacık Mukataası malından ve adı geçen mukataa Emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Ürgüb Naibi Yakub Efendi'nin huccet-i zahriyyesi.
Tarih: 17/B /1113 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1174
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Niğde sancağı Uçhisar nahiyesine tabi Basansarınc ile Açıksaray adlı karyelerdeki iki kılıç tımarın arz sahibi Abdullah'a sadaka ve ihsan olunmasına dair Niğde Miralayı Yahya'nın arzı üzerine buyuruldu.
Tarih: 18/B /1113 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1171
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Niğde sancağı Ürgüp nahiyesine tabi Karlık adlı karye ile başka yerlerdeki kimsenin rağbet etmediği mahlul tımarın Bağdad Mülazımı İbrahim'e sadaka ve ihsan olunmasına dair Niğde Miralayı Yahya'nın arzı üzerine buyuruldu.
Tarih: 20/B /1113 (Hicrî)
Dosya No:12
Gömlek No:1175
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Niğde sancağı Karahisar nahiyesine tabi İshaklı adlı karyelerdeki bir kılıç tımarın mülazımlıkdan emekdar Abdullah'a sadaka ve ihsan olunmasına dair Niğde Miralayı Yahya'nın arzı üzerine buyuruldu.
Tarih: 09/R /1106 (Hicrî)
Dosya No:2
Gömlek No:115
Fon Kodu: AE.SMST.II.
Gevherhan Sultan'ın emekdarı Ali'nin beratının nakil ve tebdil suretiyle yenilendiği ve kendisine tayin olunan ulufesini Niğde Mukataası'na tabi Ovacı Mukataası malından ve adı geçen mukataa emini Mustafa Ağa elinden aldığına dair Karahisar Kadısı Halid Efendi'nin huccet-i zahriyyesi
Fehmi Dinçer Ankara 2007
Etiketler:
NİĞDE TARİHİ ve BELGELER-FEHMİ DİNÇER
16 Haziran 2007 Cumartesi
GERTRUDE BELL KOLLEKSİYONUNDAN NİĞDENİĞDE 26 HAZİRAN 1909 CUMARTESİ
(Saat tahminen 11- 12 civarlarında)
Fehmi DİNÇER
Etiketler:
GERTRUDE BELL - NİĞDE-FEHMİ DİNÇER
15 Haziran 2007 Cuma
GERTRUDE BELL'İN GÜNLÜĞÜNDEN
NİĞDE SEYAHATİ
Fehmi DİNÇER
GERTRUDE BELL'İN KOLLEKSİYONUNDAN NİĞDE
26 Haziran 1909
Gertrude Bell'in kendisini anlatmaya fazla anlatmaya gerek yok sanırım. Çölün Kraliçesi, Çölün Kızı, Kralların Danışmanı, Irak’ın Taçsız Kraliçesi...Oxford Üniversitesinin ilk kadın mezunu...Tarihçi, ajan...
Ben size G.Bell'in 26.Haziran 1909 Cumartesi günü Niğde'ye yaptığı ziyaret üzerine biraz bilgi vermeye çalışacağım. G.Bell, 25 Haziran 1909 günü Andaval'a (Akta ş- Andabalis) geldi. 26.06.1909 Cumartesi günü Andaval'da bulunan Saint Constantin Kilisesini (bugünkü adı Saint Helen) gezdi. Aynı gün Saat 6.40'ta kaldıkları kamptan ayrıldılar ve yaklaşık Saat 9 civarlarında Niğde'ye geldi.Öncelikle Mutasarrıf’ın konağına gittiğini ve Mutasarrıfın kendisine Niğde'de gezerken yardımcı olacak bir görevli verdiğini belirtiyor. Saat 1'e kadar da Niğde'de kaldığını belirtiyor. Niğde'de ilk olarak Hüdavent Hatun Türbesinin fotoğrafını çektiğini, planını çizdiğini belirttikten sonra ikinci olarak Akmedrese'ye gittiğini ve kapısının fotoğrafını çektiğini söylüyor.Üçüncü olarak Bell, Sungur Bey Camii'ne gidiyor ve buranın resimlerini çekiyor. Hatta burada Sungur Bey Camisinin kapısında bulunan çift başlı kartal dikkatini çekiyor ve kendi günlüğüne Diyarbakır Surlarında da benzer motifin bulunduğunu günlüğüne kaydederek kendisine hatırlatmada bulunuyor. Sungur Bey Camisini ziyaretinden sonra Alaaddin Camiisine gidiyor. Ardından Hasan Çelebi (Dışarı Camii) Camiisine gidiyor. Bu Camiinin taştan yapılmış Güvercin Yuvası (Kuş Yuvası) dışında ilginç bir özelliğini olmadığını söylüyor. Buradan Paşa Camii'sine (Murat Paşa Camii) gidiyor. Bu camiinin de güzel bir çeşmesi olduğunu belirtiyor. Gertrude Bell, Niğde'de tarihi yerleri gezdikten sonra Mutasarrıf'ın Konağına tekrar gidiyor. Konak'ta bir çok kamu görevlilerini gördüğünü fakat Muttasarrıfın henüz gelmediğini belirtiyor.Burada Girit kökenli bir kamu görevlisinin kendisine Osmanlı'nın Girit'ten vazgeçmemekte azim ve kararlı olduğunu söylüyor. Bell, Konak'tan ayrılarak kaldığı Han'a gidiyor. Öğle yemeğini yedikten sonra Saat 1'de Niğde'den ayrılarak Bor'a hareket ediyor. Bor'a saat 2.45'te varıyor. Bor civarlarının çok büyüleyici olduğunu, bağ ve bahçelerin bulunduğunu, ova boyunca tarımsal arazilerin ekili olduğunu belirtiyor.
Özetle Gertrude Bell'in Günlüğünden Niğde Gezisinin hikayesi....
Fehmi DİNÇER
2007 Ankara
NİĞDE SEYAHATİ
Fehmi DİNÇER
GERTRUDE BELL'İN KOLLEKSİYONUNDAN NİĞDE26 Haziran 1909
Gertrude Bell'in kendisini anlatmaya fazla anlatmaya gerek yok sanırım. Çölün Kraliçesi, Çölün Kızı, Kralların Danışmanı, Irak’ın Taçsız Kraliçesi...Oxford Üniversitesinin ilk kadın mezunu...Tarihçi, ajan...
Ben size G.Bell'in 26.Haziran 1909 Cumartesi günü Niğde'ye yaptığı ziyaret üzerine biraz bilgi vermeye çalışacağım. G.Bell, 25 Haziran 1909 günü Andaval'a (Akta ş- Andabalis) geldi. 26.06.1909 Cumartesi günü Andaval'da bulunan Saint Constantin Kilisesini (bugünkü adı Saint Helen) gezdi. Aynı gün Saat 6.40'ta kaldıkları kamptan ayrıldılar ve yaklaşık Saat 9 civarlarında Niğde'ye geldi.Öncelikle Mutasarrıf’ın konağına gittiğini ve Mutasarrıfın kendisine Niğde'de gezerken yardımcı olacak bir görevli verdiğini belirtiyor. Saat 1'e kadar da Niğde'de kaldığını belirtiyor. Niğde'de ilk olarak Hüdavent Hatun Türbesinin fotoğrafını çektiğini, planını çizdiğini belirttikten sonra ikinci olarak Akmedrese'ye gittiğini ve kapısının fotoğrafını çektiğini söylüyor.Üçüncü olarak Bell, Sungur Bey Camii'ne gidiyor ve buranın resimlerini çekiyor. Hatta burada Sungur Bey Camisinin kapısında bulunan çift başlı kartal dikkatini çekiyor ve kendi günlüğüne Diyarbakır Surlarında da benzer motifin bulunduğunu günlüğüne kaydederek kendisine hatırlatmada bulunuyor. Sungur Bey Camisini ziyaretinden sonra Alaaddin Camiisine gidiyor. Ardından Hasan Çelebi (Dışarı Camii) Camiisine gidiyor. Bu Camiinin taştan yapılmış Güvercin Yuvası (Kuş Yuvası) dışında ilginç bir özelliğini olmadığını söylüyor. Buradan Paşa Camii'sine (Murat Paşa Camii) gidiyor. Bu camiinin de güzel bir çeşmesi olduğunu belirtiyor. Gertrude Bell, Niğde'de tarihi yerleri gezdikten sonra Mutasarrıf'ın Konağına tekrar gidiyor. Konak'ta bir çok kamu görevlilerini gördüğünü fakat Muttasarrıfın henüz gelmediğini belirtiyor.Burada Girit kökenli bir kamu görevlisinin kendisine Osmanlı'nın Girit'ten vazgeçmemekte azim ve kararlı olduğunu söylüyor. Bell, Konak'tan ayrılarak kaldığı Han'a gidiyor. Öğle yemeğini yedikten sonra Saat 1'de Niğde'den ayrılarak Bor'a hareket ediyor. Bor'a saat 2.45'te varıyor. Bor civarlarının çok büyüleyici olduğunu, bağ ve bahçelerin bulunduğunu, ova boyunca tarımsal arazilerin ekili olduğunu belirtiyor.
Özetle Gertrude Bell'in Günlüğünden Niğde Gezisinin hikayesi....
Fehmi DİNÇER
2007 Ankara
Etiketler:
GERTRUDE BELL'İN NİĞDE SEYAHATİ-FEHMİ DİNÇER
GERTRUDE BELL'İN GÜNLÜĞÜNDEN
NİĞDE SEYAHATİ
Fehmi DİNÇER
Gertrude Bell'in kendisini anlatmaya fazla anlatmaya gerek yok sanırım. Çölün Kraliçesi, Çölün Kızı, Kralların Danışmanı, Irak’ın Taçsız Kraliçesi...Oxford Üniversitesinin ilk kadın mezunu...Tarihçi, ajan...
Ben size G.Bell'in 26.Haziran 1909 Cumartesi günü Niğde'ye yaptığı ziyaret üzerine biraz bilgi vermeye çalışacağım. G.Bell, 25 Haziran 1909 günü Andaval'a (Akta ş- Andabalis) geldi. 26.06.1909 Cumartesi günü Andaval'da bulunan Saint Constantin Kilisesini (bugünkü adı Saint Helen) gezdi. Aynı gün Saat 6.40'ta kaldıkları kamptan ayrıldılar ve yaklaşık Saat 9 civarlarında Niğde'ye geldi.Öncelikle Mutasarrıf’ın konağına gittiğini ve Mutasarrıfın kendisine Niğde'de gezerken yardımcı olacak bir görevli verdiğini belirtiyor. Saat 1'e kadar da Niğde'de kaldığını belirtiyor. Niğde'de ilk olarak Hüdavent Hatun Türbesinin fotoğrafını çektiğini, planını çizdiğini belirttikten sonra ikinci olarak Akmedrese'ye gittiğini ve kapısının fotoğrafını çektiğini söylüyor.Üçüncü olarak Bell, Sungur Bey Camii'ne gidiyor ve buranın resimlerini çekiyor. Hatta burada Sungur Bey Camisinin kapısında bulunan çift başlı kartal dikkatini çekiyor ve kendi günlüğüne Diyarbakır Surlarında da benzer motifin bulunduğunu günlüğüne kaydederek kendisine hatırlatmada bulunuyor. Sungur Bey Camisini ziyaretinden sonra Alaaddin Camiisine gidiyor. Ardından Hasan Çelebi (Dışarı Camii) Camiisine gidiyor. Bu Camiinin taştan yapılmış Güvercin Yuvası (Kuş Yuvası) dışında ilginç bir özelliğini olmadığını söylüyor. Buradan Paşa Camii'sine (Murat Paşa Camii) gidiyor. Bu camiinin de güzel bir çeşmesi olduğunu belirtiyor. Gertrude Bell, Niğde'de tarihi yerleri gezdikten sonra Mutasarrıf'ın Konağına tekrar gidiyor. Konak'ta bir çok kamu görevlilerini gördüğünü fakat Muttasarrıfın henüz gelmediğini belirtiyor.Burada Girit kökenli bir kamu görevlisinin kendisine Osmanlı'nın Girit'ten vazgeçmemekte azim ve kararlı olduğunu söylüyor. Bell, Konak'tan ayrılarak kaldığı Han'a gidiyor. Öğle yemeğini yedikten sonra Saat 1'de Niğde'den ayrılarak Bor'a hareket ediyor. Bor'a saat 2.45'te varıyor. Bor civarlarının çok büyüleyici olduğunu, bağ ve bahçelerin bulunduğunu, ova boyunca tarımsal arazilerin ekili olduğunu belirtiyor.
Özetle Gertrude Bell'in Günlüğünden Niğde Gezisinin hikayesi....
Fehmi DİNÇER
2007 Ankara
Fehmi DİNÇER
Gertrude Bell'in kendisini anlatmaya fazla anlatmaya gerek yok sanırım. Çölün Kraliçesi, Çölün Kızı, Kralların Danışmanı, Irak’ın Taçsız Kraliçesi...Oxford Üniversitesinin ilk kadın mezunu...Tarihçi, ajan...
Ben size G.Bell'in 26.Haziran 1909 Cumartesi günü Niğde'ye yaptığı ziyaret üzerine biraz bilgi vermeye çalışacağım. G.Bell, 25 Haziran 1909 günü Andaval'a (Akta ş- Andabalis) geldi. 26.06.1909 Cumartesi günü Andaval'da bulunan Saint Constantin Kilisesini (bugünkü adı Saint Helen) gezdi. Aynı gün Saat 6.40'ta kaldıkları kamptan ayrıldılar ve yaklaşık Saat 9 civarlarında Niğde'ye geldi.Öncelikle Mutasarrıf’ın konağına gittiğini ve Mutasarrıfın kendisine Niğde'de gezerken yardımcı olacak bir görevli verdiğini belirtiyor. Saat 1'e kadar da Niğde'de kaldığını belirtiyor. Niğde'de ilk olarak Hüdavent Hatun Türbesinin fotoğrafını çektiğini, planını çizdiğini belirttikten sonra ikinci olarak Akmedrese'ye gittiğini ve kapısının fotoğrafını çektiğini söylüyor.Üçüncü olarak Bell, Sungur Bey Camii'ne gidiyor ve buranın resimlerini çekiyor. Hatta burada Sungur Bey Camisinin kapısında bulunan çift başlı kartal dikkatini çekiyor ve kendi günlüğüne Diyarbakır Surlarında da benzer motifin bulunduğunu günlüğüne kaydederek kendisine hatırlatmada bulunuyor. Sungur Bey Camisini ziyaretinden sonra Alaaddin Camiisine gidiyor. Ardından Hasan Çelebi (Dışarı Camii) Camiisine gidiyor. Bu Camiinin taştan yapılmış Güvercin Yuvası (Kuş Yuvası) dışında ilginç bir özelliğini olmadığını söylüyor. Buradan Paşa Camii'sine (Murat Paşa Camii) gidiyor. Bu camiinin de güzel bir çeşmesi olduğunu belirtiyor. Gertrude Bell, Niğde'de tarihi yerleri gezdikten sonra Mutasarrıf'ın Konağına tekrar gidiyor. Konak'ta bir çok kamu görevlilerini gördüğünü fakat Muttasarrıfın henüz gelmediğini belirtiyor.Burada Girit kökenli bir kamu görevlisinin kendisine Osmanlı'nın Girit'ten vazgeçmemekte azim ve kararlı olduğunu söylüyor. Bell, Konak'tan ayrılarak kaldığı Han'a gidiyor. Öğle yemeğini yedikten sonra Saat 1'de Niğde'den ayrılarak Bor'a hareket ediyor. Bor'a saat 2.45'te varıyor. Bor civarlarının çok büyüleyici olduğunu, bağ ve bahçelerin bulunduğunu, ova boyunca tarımsal arazilerin ekili olduğunu belirtiyor.
Özetle Gertrude Bell'in Günlüğünden Niğde Gezisinin hikayesi....
Fehmi DİNÇER
2007 Ankara
Etiketler:
GERTRUDE BELL'İN NİĞDE ANILARI-FEHMİ DİNÇER
15 Mayıs 2007 Salı
OSMANLI TARİHİNDEN BİR YAPRAK
SULTANA MARİA “ GÜL BAHAR”
“Kendi tarihini bilen ve tealim iden millet,
terakkisi şeraitine eyice vakıf olur ve
istikbalini teemin ider. “ (Gkizo)
Cennetmekan Sultan Murat Han Salis 1578 senesinde Bağdat üzerine sefer etmişdir. Şehri mezkur senelerce Acemlerin yedi zabtında idi.Sultan Murat külliyetli asker ile gemilere rakip olarak Trapezuna çıkmış ve oradan Matsuka köylerinin merkezi bulunan Cevizlik (Dikaiosimon i Karias) kasabasına vasıl olmuşdır. Burada askerini üç kol yaparak birini Zigana dağlarına, diğerini Kulat ve üçüncisini Sumela Monastırı terikine sevk etmişdir. Kendisi dahi biraz gezmek ve heva almak içun Cevizliğin bir saat mesafesinde ve oldukca yüksek bir mevkide olan Livera yahud Duvera karyesine çıkmışdır.
Cevizlik Kasabası Trapezundan 6 saat mesafede olup, Erzerum’a (Erzurum) müntehi olan şose yolunun üzerindedir.
Buralar ve umum Trapezon gayet eskiden beri Ellinoslar tarafından meskun idi. Ksenofonın Mirioi seferlerinde Trapezonun zikri geçmekte olup, Yunan askeri seferden sonra Trapezonun yüksek dağlarına gelmiş ve ancak denizi gördüğünde sevinerek Thalatta Thalatta (yani Deniz) deye bağırmışdır. Ehalisinin dahi Yonan lisanı ile mütekellim oldığını gördükde “ Ellas zi “ yani “ Yonanistan yaşayor “ deyi meşrur olmuşdır. Rivayete göre, Trapezon Vilayetinin ehalisine verilen Lazoi (Lazlar-Lazistan) ünvanı işbu Ellas zi kelimelerinden meydana gelmiş imiş.
Livera karyesi evvelce bitun Matsuka karyelerinin merkezi olup, gayet güzel bir mevkidedir. Etrafı ağaçlar ve çamlıklar ile mahdud, oldukça yüksek bir dağın yamacında olduğından suları gayet leziz ve berrak ve soğukdır. Vakti ile Trapezon Komninos İmperatorlarının teferrüç ve sayfiye mahali oldığı gibi elan dahi Trapezon ehalisinden ekseri yazın berayı tebdili heva buraya gelirler ve 3-4 ay otururlar.
Ehalisinden erkekleri umumiyetle İstanbola gelup bakırcılık ve yorgancılık gibi işlerde bulundığı gibi, kadınlarıda mecburen tarlalarını ekerler ve biçerler ve hayvanatını ray ederler ve ormandan ağaç ve odın daşırlar. Burada eski zemanlardan kalma parekklisiyonlar pek çokdır. Denilebilirki 160-200 haneden ibaret olan bu köyde 50’den fazla ekklisiya ve ibadethane vardır. Bunlardan bir kısmı harab ve bir kısmı da gayet muntazam ve eskiliğini ve ehemmiyetini hala muhafaza etmişdir. Bu pareklisiyonlardan bir Agios Konstantinos namına mevkufdırki, yanında yine bu nam ile birde soğuk ve berra su vardır.
İşte bu pareklisiyon önünde Livera köyünün papazı olan Papa Hristomasın 16-18 yaşlarında gayet güzel olan kızı Maria evlerinin koyunlarını ray etmekde idi. Ara seyrada adeti belde üzere gayet hoş olan sesi ile kendi yerli şarkılarını terennüm etmekte idi.
Sultan Murat Han, bu sesin ilcaatı ile ta Maria’nın yanına kadar gelmiş ve kızın sesine ve güzelliğine hayran olarak, terkisinden çıkardığı altın tas ile punardan su vermesini reca etmişdir.
Maria her ne kadar evvelden korkmuş ise de , muhatabının kim olduğunu heman anlamış ve kemali nezaket ve edepleri ile altun tası alarak su doldurmuş ve baş parmağı tasın içinde olarak Padişaha takdim etmiş isede, Padişah hiddetle suyu yere dökmüş ve bir daha getirmesini emr etmişdir. Tekrar tası doldırdığında ya rast gele ve yahud mahsusen suda bir iki yaprak ve çöp bulunduğundan, Padişahın şiddeti daha ziyade artmış ve ne içun dikkat etmediğini sual etdikte, Maria kemali vekar ile;
- “Efendim, su bu gayet soğukdır, ve siz de çok terssiniz. Eğer ilk defa suyu içse idiniz tokanacak idi. Mahsusdan, biraz vakit geçsin deyi, evvelce parmağımı koydum ve sonrada yaprak ve çöp koydum, şimdi ise biraz vakit geçdiğünden su tokanmayacak ve heman takdime hazırım.”
deyerek tekrar gitdi ve tası doldurarak Padişaha takdim etdi.
Sultan Murat kızın zekavetinden dolayıda fevk-al-ade memnun olarak “İşte dünyevi cennetde bir Bahar Gülü buldum.” deye Maria’ya Gül-Bahar lekabını vererek pederi papa Hristomos’dan meşru zevcesi olmak üzere kızı talep etmişdir.([1]) Tabi pederi buna memnuniyetle muvefekkat ederek, o günü gelinlik hazırlığı görülmüş ve karyenin yarım saat kadar yüksekliğinde Anapantiru denilen ufak bir ovada Sultan Murat çadırlarını kurarak tezevücinin bir nişanesi olmak üzere üç dane gayet büyük daşları bu mevkiye dikmişdir ki, bunlar elyevm o taraflara gidenler tarafından görülmektedir ve acizleri dahi zikri geçen mevkileri kaffeten görmüşimdir.
Sultan Murat, bu Livera karyesine bir çok imtiyazlar bahş etmişdirki son senelere kadar bunlar meri-ül ahkam iken bilahire kaffesi iptal edilmişdir.
Livera karyesinde üç gün kaldıktan sonra Sultan Murat yoluna devam ile 4-5 saat mesafede olan Panagia Sumela Manastırının karşısındaki ovaya vasıl olmuşdır. Rivayete göre ovadan görülen manastır bir düşmen kalesi deye farz ederek, heman topa dutılmasını emr etmiş ve iki defa ateşlenme istenilen top ateş almadığından, heman Panagia Manastırı oldığını haber almış ve giderek ziyaret eylediği gibi Manastıra bir çok imtiyazlar ve vakıflar bahş etmişdir. Bu vakaayı Sultan Murat’a isnat etmek isteyorlar isede, daha doğrusu Yavuz Sultan Selim tarafından icra edildiğidir.
Sultan Murat ise doğrudan manastıra girmiş ve pateresler tarafından fevk-el-ade izzet ve ikramlara mazhar olarak bir gice orada kalmış ve monastırın dahilindeki ve haricindeki intizam ve usulden ziyadesi ile memnun olarak İgomenosına nasıl böyle intizama muveffak olduğını sual etdikde, İgomenos: “Padişahım burada akşamdan yapılacak işleri asla sabaha bırakmayız.” dediğinde, bu fıkrayı hakimaneden memnun olmuş ve iktiza-ı halde buna riayet etmek üzere kendi yeykandığı (yıkandığı-ç.n.) ley(ğ)enin üzerine yazılmasını emr etmişdi. Acemler üzerine etdiği seferden salimen avdet eylerse monastıra bir çok eyilikler yapacağını ve ekklisiyanın kubbesini bakır yerine gümüş ile kaplayacağını vad ederek, oradan azimet ve kromni yaylasına muvaselet etmişdir.
Elan ”Sultan Pınarı” teabir olunan bir suyun yanında çadırlarını kurup, otuz gün kadar burada istirahat ve askeri toplayıp saydırmış ve tealim etdirmişdir. Kendisi dahi Maria ile tezevvücünün bal ayını burada geçirmişdir.
Buradan hareketle 7-8 saat mesafede olan Gümüşhane’ye (Argyropolis) vasıl olmuş ve madenler hakkında hakkında pek usul ve imtiyazlar bahs etmişdir.
Gümüşhane’den dahi hareketle Sordais ve Sotonos ve Bayburt ve Tercan tariki ile Bağdat’dan 15 gün mesafede olan Diarbekir’e (Amidi) vasıl olmuşdır. Burada askerini istirahat etdirerek muharebe hazırlığı ile bir kaç gün meşgul olmış.
Sultana Maria ise oraların iklimine alışmamış iduğinden ısıtma hastalığına dutılmış ve sefere devam etmeyerek Sultan Murat’ın avdetine kadar Diarbekir’de kalmasını arzu eylemekle buna memnunen Sultan muveffakat etmişdir.
Dearbekir’de Maria’nın hastalığı geçerek orada bulunan ve evvelce Aikaterini Ioannu Komninu tarafından inşa edilmekle küçük ve harab bir halde olan Agioi Anargyroi Kosmos kai Damianos ekklisiyasını temelinden endirerek Sultan Murat’ın izni ile mükemmel bir ekklisiya yaptırmış ve bunu bir çok varidat ile tezyin ve idaresini teemin etdirerek, Sivas’dan dahi Agioi Tessarokonta martireslerin leipsanonlarını getirerek bu ekklisiyaya vaz etmişdir.
Burada durduğu müddet zarfında tavla oyununada merak ederek, Maria kendisi tavlanın bir başka oyunını ihdas etmişdirki, şimdiye kadar oynanıyor ve ismine Gül-Bahar deniliyor.
Sultan Murat, Bağdat’a vasıl oldukda şehrin Acemler Tarafından kemali metanetle müdafaa edildiğini ve etrafındaki su hendeğinden askerin geçmesi kolay olmadığını görmüşdir. Heman Bağdat’a hücum etmek için akd eylediği askeri meclisinde bir çok fikirler dermeyan edilererek tereddütde kalınmış iken, Sultan Murat abdest almak ve ibadet etmek isteyerek, leğen üzerine Sümela Manastırının igomenosı tarafından verilen nasihatı okumakle, o ande (anda) hücum emrini vermiş ve ağaçlar ile yapılan köprülerden geçilerek, iki saat kadar devam iden şiddetli muharebe üzerine Bağdat zapt-üteşhir edilmişdir. Osmanlı müverihlerinin beyanına göre 30.000 kadar düşmen ehali ve askeri bıçakdan geçirmişdir. Sultan Murat bir kaç ay Bağdat’da kalup, şehrin idaresini teemin etdikten sonra o senenin kışında Amidiye (Diarbekir) gelmişdir.
Maria Gül-Bahar Bağtan’ın zabtını en evvel hareb olmakla Diarbekir ehalisine külliyetli para dağıdarak şenlik etmiş ve badehu Padişah avdet etdiğinde “kendisi bulunmadığı zemanlarda nasıl vakit geçirdiğini” sual etdikde, zeki Maria şu cevabı vermişdir:”Muzaferiyetin içun doa (dua) ediyordum”. Bu cevapdan dolayı Padişah ziyadesi ile memnun olmuş ve fil-hakika bu dindar ve afife kadının doası ile muzaffer olduğuna kani olmuşdır. Hususi ile İgomenos’ın nasihatıda kendisine pek ziyade yaramış oldığından, Maria’nın inşa etdiği ekklisiya ve binaların kaffesini kabul etmiş ve fermanlar ile bunları tasdik buyurmışdır.
Sultan Murat, 1585 senesine kadar hem Diarbekir’de ve hemde Bağdat’da kalarak mülkinin hududını tanzim etmiş ve o sene İstambol’a avdet etmek üzere yine Trapezon tarikini tutmışdır.
Sümela Manastırına muvaselet etdiğinde bir çok hediyeler ile beraber iki adet gayet cesim ve yaldızlı yazılar ile müzeyen lambada (mum) vakf etmişdirki, bu mumlar hala muntazam bir camekan içinde muhafaza edilmekdedir. Keza ekklisiyanın kubbesi üzerine bir az gümüş kablamış ve manastıra, Tur-ı Sina Monastırına Peygamber Moameth (Muhammed) canibinden ihda edilen Ahdnamenin bir aynını bahs etmişdirki, bu Ahdıname (ahitname) hala monastırda mevcuddır.
Sultan Murat, badehu Maria’nın memleketi Livera’ya gelmiş ve orada pederi Papaz Hrisostomos’un tevasudı ile bütün köylerde 365 kadar ekklisiya ve parekklisiyon inşasına ruhsat almışdırki bunların kaffesi elan mevcuddır ve Matsuka köylerinin en yüksek mevkilerini beyaz renkleri ile tezyin etmekde ve o tarafları gezenlerin nazarı hayret ve tahsinlerini celb etmektedir.
1586 senesinin Maios’u (Mayıs) zarfında Sultan Murat Trapezon’a gelup oradanda İstanbol’a hareket ve muvaselet etmekle zevcesi Maria’yı Validesi Kali’ye ve diğer haremlere baş kadın ve Sultan olmak üzere tavsiye etmişdir. Maria’dan mütevelid oğlu Sultan Mohammeot (Mehmet) Han Salis’dir.
Seray-ı Humayun’da Maria Gül-Bahar ile kain Validesi Kali pek ziyade nüfuz sahibi olup, hristiyanlar içun bir çok musaadat bahs edilmiş ve en büyük memuriyetler Hristiyanlara verilmişdir. Ancak 1592 senesinde Kali vefat ederek kendi şeref ve tantana ile zevci Sultan Selim Hanın (II.Selim) kabri yanına ve Aya Sofyaya defn edilmekle, Maria’da nüfuzını gayb etmiş ve Haremde bulınan diğer kadınların kin ve buğzunı celb eylemişdir.
Maria Gül-Bahar Trapezon’da Sultanlara mahsus ayıdat (aidat) ve şan-ü şerefle imrar-ı evkat ederek kendisine tahsis olunan ve Hatuniye namı verilen varidatla hala İmaret tebir olunan cesim bir cami ve dar-üt-tealim inşa etdirmişdir. Oradaki Hristiyan ehaliye dahi bir çok faydeler bahs etdirmişdir. Mesela kalenin içinde oturmaları ve İslam mahallerinden geçerek ekklisiya ve parekklisiyonlarına getmek, ölülerini gündüz defn etmek içun Kadı tarafından maalum olan kağıdın alınmaması gibi bir çok eyiliklerde bulunmişdır.
Maria Gül-Bahar, kendine mahsus gayet mükemmel birde türbe yaptırup, 1595 yahot 1610 senesinde bu dar-ı faniyi terk eylemişdir.
Elyevm bu türbenin kapusı üzerinde bu levha okunmaktadır:
Tercemesi:
“Bu Rum kadının bu dünyadan obir dünyaya yüzünü çevirdiği vakit kendisine cennet tahtı ve ebedi bir padişahlık verildi. Bu fani dünyanın şanından dahi sarf-ı nazar etdiği vakit Allah tarafından kendisine ana (ona) şan verildi. Zira Allah tarafından kendisine ebedi saadet nazil oldu. Ebedi saadet kendi üzerinde olsun.”
Trabezon , Martios 1913.
I.IOANNIDIS
Fehmi DİNÇER
Ankara 2007
[1] Elyevm terki meşgale ederek Smirni’de istirahat etmekde olan meşhur muallim ve müverrih K. Matthaios Paranikas, Maria’nın adeta bir köy papazının kızı olduğunu Kabul etmeyerek, bunun Trapezon’ın fethinden sonar etraflara kaçarak iskan etmiş olan Komnihoslara mensup familyalardan birinin ahvadından ve asilzadelerden oldığını defatle bendenize demiş ve bu fakir pek muvafık bulunmışdır.
Esasen Cennetmekan Sultan Murat Han Hristiyanlara fevk-el-ade rağbet eder idi. Zira Validesi, Kerkyra’nın (Korfu Adası) Asumeti karyesinden Kali Nikç Kartanu namında bir kadın idi. Müverrihi meşhur Andreas Mustoksidis ve Morozino Bailo’nın eserlerinde görülüyorki Sultan Muradd’ın ceddi (pappos)77 meşhur Sultan Süleyman Han I, Alamanya kıralıKardos77 üzerine icra ettiği seferde, serdaranı azam Latif ve Hayreddin Barbarosı o zeman Venet(d)iklilerin zaptında olan Kerkyra üzerine göndermişdir. Bunlar Venet(d)iklileri mahv-I perişan ederek 20.000 esir almışlar ve bunları İstanbol’a getirup Galatanın kalesinde satmışlardır. Bu esirlerin içinde 7 yaşında gayet hüsna ve dilber bir kızda olduğından, bunu satmayup, Harem-i Humayuna idhal etmişler ve teallim-i terbiyesine dikkat eylemişler. İşte bu kız Kali N. Kartanu olup, 16 yaşına vasıl oldıkda, serayda bulunan kızların cümlesine tercihen Sultan Süleyman oğlu ve Veli-i ahdı Sultan Selim Han Saniye verilmiş ve müşarın ileyhin en birinci ve en sevdiği kadını olmuşdır. İşte Sultan Murad’ın validesi bu Kali olup, doğduğunda gizlice vaptiz dahi olmuşturki, o zemanlar çocukları vaptiz etmek bazı ehemmiyetli hastalıkların önünü almaya yardım eder fikrinde idiler. Sultan Murad validesi tarafından Hristiyanca terbiye görmüş ve bu hususda amucası (dayısı-ç.n.) ve Sipahiler Kumandanı olan Antonios Kartanos dahi oldukça tardım etmişdir. Rumcayı pek güzel bildiği gibi anlere (onlara-ç.n.) olan teveccühini dahi daima ibrazdan çekinmez idi. Evvelce Hristiyandan olan vukela ve saire azl ve katl edilir iken müşarın ileyh bunları yalınız azl etmekle iktifa ederdi.
SULTANA MARİA “ GÜL BAHAR”
“Kendi tarihini bilen ve tealim iden millet,
terakkisi şeraitine eyice vakıf olur ve
istikbalini teemin ider. “ (Gkizo)
Cennetmekan Sultan Murat Han Salis 1578 senesinde Bağdat üzerine sefer etmişdir. Şehri mezkur senelerce Acemlerin yedi zabtında idi.Sultan Murat külliyetli asker ile gemilere rakip olarak Trapezuna çıkmış ve oradan Matsuka köylerinin merkezi bulunan Cevizlik (Dikaiosimon i Karias) kasabasına vasıl olmuşdır. Burada askerini üç kol yaparak birini Zigana dağlarına, diğerini Kulat ve üçüncisini Sumela Monastırı terikine sevk etmişdir. Kendisi dahi biraz gezmek ve heva almak içun Cevizliğin bir saat mesafesinde ve oldukca yüksek bir mevkide olan Livera yahud Duvera karyesine çıkmışdır.
Cevizlik Kasabası Trapezundan 6 saat mesafede olup, Erzerum’a (Erzurum) müntehi olan şose yolunun üzerindedir.
Buralar ve umum Trapezon gayet eskiden beri Ellinoslar tarafından meskun idi. Ksenofonın Mirioi seferlerinde Trapezonun zikri geçmekte olup, Yunan askeri seferden sonra Trapezonun yüksek dağlarına gelmiş ve ancak denizi gördüğünde sevinerek Thalatta Thalatta (yani Deniz) deye bağırmışdır. Ehalisinin dahi Yonan lisanı ile mütekellim oldığını gördükde “ Ellas zi “ yani “ Yonanistan yaşayor “ deyi meşrur olmuşdır. Rivayete göre, Trapezon Vilayetinin ehalisine verilen Lazoi (Lazlar-Lazistan) ünvanı işbu Ellas zi kelimelerinden meydana gelmiş imiş.
Livera karyesi evvelce bitun Matsuka karyelerinin merkezi olup, gayet güzel bir mevkidedir. Etrafı ağaçlar ve çamlıklar ile mahdud, oldukça yüksek bir dağın yamacında olduğından suları gayet leziz ve berrak ve soğukdır. Vakti ile Trapezon Komninos İmperatorlarının teferrüç ve sayfiye mahali oldığı gibi elan dahi Trapezon ehalisinden ekseri yazın berayı tebdili heva buraya gelirler ve 3-4 ay otururlar.
Ehalisinden erkekleri umumiyetle İstanbola gelup bakırcılık ve yorgancılık gibi işlerde bulundığı gibi, kadınlarıda mecburen tarlalarını ekerler ve biçerler ve hayvanatını ray ederler ve ormandan ağaç ve odın daşırlar. Burada eski zemanlardan kalma parekklisiyonlar pek çokdır. Denilebilirki 160-200 haneden ibaret olan bu köyde 50’den fazla ekklisiya ve ibadethane vardır. Bunlardan bir kısmı harab ve bir kısmı da gayet muntazam ve eskiliğini ve ehemmiyetini hala muhafaza etmişdir. Bu pareklisiyonlardan bir Agios Konstantinos namına mevkufdırki, yanında yine bu nam ile birde soğuk ve berra su vardır.
İşte bu pareklisiyon önünde Livera köyünün papazı olan Papa Hristomasın 16-18 yaşlarında gayet güzel olan kızı Maria evlerinin koyunlarını ray etmekde idi. Ara seyrada adeti belde üzere gayet hoş olan sesi ile kendi yerli şarkılarını terennüm etmekte idi.
Sultan Murat Han, bu sesin ilcaatı ile ta Maria’nın yanına kadar gelmiş ve kızın sesine ve güzelliğine hayran olarak, terkisinden çıkardığı altın tas ile punardan su vermesini reca etmişdir.
Maria her ne kadar evvelden korkmuş ise de , muhatabının kim olduğunu heman anlamış ve kemali nezaket ve edepleri ile altun tası alarak su doldurmuş ve baş parmağı tasın içinde olarak Padişaha takdim etmiş isede, Padişah hiddetle suyu yere dökmüş ve bir daha getirmesini emr etmişdir. Tekrar tası doldırdığında ya rast gele ve yahud mahsusen suda bir iki yaprak ve çöp bulunduğundan, Padişahın şiddeti daha ziyade artmış ve ne içun dikkat etmediğini sual etdikte, Maria kemali vekar ile;
- “Efendim, su bu gayet soğukdır, ve siz de çok terssiniz. Eğer ilk defa suyu içse idiniz tokanacak idi. Mahsusdan, biraz vakit geçsin deyi, evvelce parmağımı koydum ve sonrada yaprak ve çöp koydum, şimdi ise biraz vakit geçdiğünden su tokanmayacak ve heman takdime hazırım.”
deyerek tekrar gitdi ve tası doldurarak Padişaha takdim etdi.
Sultan Murat kızın zekavetinden dolayıda fevk-al-ade memnun olarak “İşte dünyevi cennetde bir Bahar Gülü buldum.” deye Maria’ya Gül-Bahar lekabını vererek pederi papa Hristomos’dan meşru zevcesi olmak üzere kızı talep etmişdir.([1]) Tabi pederi buna memnuniyetle muvefekkat ederek, o günü gelinlik hazırlığı görülmüş ve karyenin yarım saat kadar yüksekliğinde Anapantiru denilen ufak bir ovada Sultan Murat çadırlarını kurarak tezevücinin bir nişanesi olmak üzere üç dane gayet büyük daşları bu mevkiye dikmişdir ki, bunlar elyevm o taraflara gidenler tarafından görülmektedir ve acizleri dahi zikri geçen mevkileri kaffeten görmüşimdir.
Sultan Murat, bu Livera karyesine bir çok imtiyazlar bahş etmişdirki son senelere kadar bunlar meri-ül ahkam iken bilahire kaffesi iptal edilmişdir.
Livera karyesinde üç gün kaldıktan sonra Sultan Murat yoluna devam ile 4-5 saat mesafede olan Panagia Sumela Manastırının karşısındaki ovaya vasıl olmuşdır. Rivayete göre ovadan görülen manastır bir düşmen kalesi deye farz ederek, heman topa dutılmasını emr etmiş ve iki defa ateşlenme istenilen top ateş almadığından, heman Panagia Manastırı oldığını haber almış ve giderek ziyaret eylediği gibi Manastıra bir çok imtiyazlar ve vakıflar bahş etmişdir. Bu vakaayı Sultan Murat’a isnat etmek isteyorlar isede, daha doğrusu Yavuz Sultan Selim tarafından icra edildiğidir.
Sultan Murat ise doğrudan manastıra girmiş ve pateresler tarafından fevk-el-ade izzet ve ikramlara mazhar olarak bir gice orada kalmış ve monastırın dahilindeki ve haricindeki intizam ve usulden ziyadesi ile memnun olarak İgomenosına nasıl böyle intizama muveffak olduğını sual etdikde, İgomenos: “Padişahım burada akşamdan yapılacak işleri asla sabaha bırakmayız.” dediğinde, bu fıkrayı hakimaneden memnun olmuş ve iktiza-ı halde buna riayet etmek üzere kendi yeykandığı (yıkandığı-ç.n.) ley(ğ)enin üzerine yazılmasını emr etmişdi. Acemler üzerine etdiği seferden salimen avdet eylerse monastıra bir çok eyilikler yapacağını ve ekklisiyanın kubbesini bakır yerine gümüş ile kaplayacağını vad ederek, oradan azimet ve kromni yaylasına muvaselet etmişdir.
Elan ”Sultan Pınarı” teabir olunan bir suyun yanında çadırlarını kurup, otuz gün kadar burada istirahat ve askeri toplayıp saydırmış ve tealim etdirmişdir. Kendisi dahi Maria ile tezevvücünün bal ayını burada geçirmişdir.
Buradan hareketle 7-8 saat mesafede olan Gümüşhane’ye (Argyropolis) vasıl olmuş ve madenler hakkında hakkında pek usul ve imtiyazlar bahs etmişdir.
Gümüşhane’den dahi hareketle Sordais ve Sotonos ve Bayburt ve Tercan tariki ile Bağdat’dan 15 gün mesafede olan Diarbekir’e (Amidi) vasıl olmuşdır. Burada askerini istirahat etdirerek muharebe hazırlığı ile bir kaç gün meşgul olmış.
Sultana Maria ise oraların iklimine alışmamış iduğinden ısıtma hastalığına dutılmış ve sefere devam etmeyerek Sultan Murat’ın avdetine kadar Diarbekir’de kalmasını arzu eylemekle buna memnunen Sultan muveffakat etmişdir.
Dearbekir’de Maria’nın hastalığı geçerek orada bulunan ve evvelce Aikaterini Ioannu Komninu tarafından inşa edilmekle küçük ve harab bir halde olan Agioi Anargyroi Kosmos kai Damianos ekklisiyasını temelinden endirerek Sultan Murat’ın izni ile mükemmel bir ekklisiya yaptırmış ve bunu bir çok varidat ile tezyin ve idaresini teemin etdirerek, Sivas’dan dahi Agioi Tessarokonta martireslerin leipsanonlarını getirerek bu ekklisiyaya vaz etmişdir.
Burada durduğu müddet zarfında tavla oyununada merak ederek, Maria kendisi tavlanın bir başka oyunını ihdas etmişdirki, şimdiye kadar oynanıyor ve ismine Gül-Bahar deniliyor.
Sultan Murat, Bağdat’a vasıl oldukda şehrin Acemler Tarafından kemali metanetle müdafaa edildiğini ve etrafındaki su hendeğinden askerin geçmesi kolay olmadığını görmüşdir. Heman Bağdat’a hücum etmek için akd eylediği askeri meclisinde bir çok fikirler dermeyan edilererek tereddütde kalınmış iken, Sultan Murat abdest almak ve ibadet etmek isteyerek, leğen üzerine Sümela Manastırının igomenosı tarafından verilen nasihatı okumakle, o ande (anda) hücum emrini vermiş ve ağaçlar ile yapılan köprülerden geçilerek, iki saat kadar devam iden şiddetli muharebe üzerine Bağdat zapt-üteşhir edilmişdir. Osmanlı müverihlerinin beyanına göre 30.000 kadar düşmen ehali ve askeri bıçakdan geçirmişdir. Sultan Murat bir kaç ay Bağdat’da kalup, şehrin idaresini teemin etdikten sonra o senenin kışında Amidiye (Diarbekir) gelmişdir.
Maria Gül-Bahar Bağtan’ın zabtını en evvel hareb olmakla Diarbekir ehalisine külliyetli para dağıdarak şenlik etmiş ve badehu Padişah avdet etdiğinde “kendisi bulunmadığı zemanlarda nasıl vakit geçirdiğini” sual etdikde, zeki Maria şu cevabı vermişdir:”Muzaferiyetin içun doa (dua) ediyordum”. Bu cevapdan dolayı Padişah ziyadesi ile memnun olmuş ve fil-hakika bu dindar ve afife kadının doası ile muzaffer olduğuna kani olmuşdır. Hususi ile İgomenos’ın nasihatıda kendisine pek ziyade yaramış oldığından, Maria’nın inşa etdiği ekklisiya ve binaların kaffesini kabul etmiş ve fermanlar ile bunları tasdik buyurmışdır.
Sultan Murat, 1585 senesine kadar hem Diarbekir’de ve hemde Bağdat’da kalarak mülkinin hududını tanzim etmiş ve o sene İstambol’a avdet etmek üzere yine Trapezon tarikini tutmışdır.
Sümela Manastırına muvaselet etdiğinde bir çok hediyeler ile beraber iki adet gayet cesim ve yaldızlı yazılar ile müzeyen lambada (mum) vakf etmişdirki, bu mumlar hala muntazam bir camekan içinde muhafaza edilmekdedir. Keza ekklisiyanın kubbesi üzerine bir az gümüş kablamış ve manastıra, Tur-ı Sina Monastırına Peygamber Moameth (Muhammed) canibinden ihda edilen Ahdnamenin bir aynını bahs etmişdirki, bu Ahdıname (ahitname) hala monastırda mevcuddır.
Sultan Murat, badehu Maria’nın memleketi Livera’ya gelmiş ve orada pederi Papaz Hrisostomos’un tevasudı ile bütün köylerde 365 kadar ekklisiya ve parekklisiyon inşasına ruhsat almışdırki bunların kaffesi elan mevcuddır ve Matsuka köylerinin en yüksek mevkilerini beyaz renkleri ile tezyin etmekde ve o tarafları gezenlerin nazarı hayret ve tahsinlerini celb etmektedir.
1586 senesinin Maios’u (Mayıs) zarfında Sultan Murat Trapezon’a gelup oradanda İstanbol’a hareket ve muvaselet etmekle zevcesi Maria’yı Validesi Kali’ye ve diğer haremlere baş kadın ve Sultan olmak üzere tavsiye etmişdir. Maria’dan mütevelid oğlu Sultan Mohammeot (Mehmet) Han Salis’dir.
Seray-ı Humayun’da Maria Gül-Bahar ile kain Validesi Kali pek ziyade nüfuz sahibi olup, hristiyanlar içun bir çok musaadat bahs edilmiş ve en büyük memuriyetler Hristiyanlara verilmişdir. Ancak 1592 senesinde Kali vefat ederek kendi şeref ve tantana ile zevci Sultan Selim Hanın (II.Selim) kabri yanına ve Aya Sofyaya defn edilmekle, Maria’da nüfuzını gayb etmiş ve Haremde bulınan diğer kadınların kin ve buğzunı celb eylemişdir.
Maria Gül-Bahar Trapezon’da Sultanlara mahsus ayıdat (aidat) ve şan-ü şerefle imrar-ı evkat ederek kendisine tahsis olunan ve Hatuniye namı verilen varidatla hala İmaret tebir olunan cesim bir cami ve dar-üt-tealim inşa etdirmişdir. Oradaki Hristiyan ehaliye dahi bir çok faydeler bahs etdirmişdir. Mesela kalenin içinde oturmaları ve İslam mahallerinden geçerek ekklisiya ve parekklisiyonlarına getmek, ölülerini gündüz defn etmek içun Kadı tarafından maalum olan kağıdın alınmaması gibi bir çok eyiliklerde bulunmişdır.
Maria Gül-Bahar, kendine mahsus gayet mükemmel birde türbe yaptırup, 1595 yahot 1610 senesinde bu dar-ı faniyi terk eylemişdir.
Elyevm bu türbenin kapusı üzerinde bu levha okunmaktadır:
Tercemesi:
“Bu Rum kadının bu dünyadan obir dünyaya yüzünü çevirdiği vakit kendisine cennet tahtı ve ebedi bir padişahlık verildi. Bu fani dünyanın şanından dahi sarf-ı nazar etdiği vakit Allah tarafından kendisine ana (ona) şan verildi. Zira Allah tarafından kendisine ebedi saadet nazil oldu. Ebedi saadet kendi üzerinde olsun.”
Trabezon , Martios 1913.
I.IOANNIDIS
Fehmi DİNÇER
Ankara 2007
[1] Elyevm terki meşgale ederek Smirni’de istirahat etmekde olan meşhur muallim ve müverrih K. Matthaios Paranikas, Maria’nın adeta bir köy papazının kızı olduğunu Kabul etmeyerek, bunun Trapezon’ın fethinden sonar etraflara kaçarak iskan etmiş olan Komnihoslara mensup familyalardan birinin ahvadından ve asilzadelerden oldığını defatle bendenize demiş ve bu fakir pek muvafık bulunmışdır.
Esasen Cennetmekan Sultan Murat Han Hristiyanlara fevk-el-ade rağbet eder idi. Zira Validesi, Kerkyra’nın (Korfu Adası) Asumeti karyesinden Kali Nikç Kartanu namında bir kadın idi. Müverrihi meşhur Andreas Mustoksidis ve Morozino Bailo’nın eserlerinde görülüyorki Sultan Muradd’ın ceddi (pappos)77 meşhur Sultan Süleyman Han I, Alamanya kıralıKardos77 üzerine icra ettiği seferde, serdaranı azam Latif ve Hayreddin Barbarosı o zeman Venet(d)iklilerin zaptında olan Kerkyra üzerine göndermişdir. Bunlar Venet(d)iklileri mahv-I perişan ederek 20.000 esir almışlar ve bunları İstanbol’a getirup Galatanın kalesinde satmışlardır. Bu esirlerin içinde 7 yaşında gayet hüsna ve dilber bir kızda olduğından, bunu satmayup, Harem-i Humayuna idhal etmişler ve teallim-i terbiyesine dikkat eylemişler. İşte bu kız Kali N. Kartanu olup, 16 yaşına vasıl oldıkda, serayda bulunan kızların cümlesine tercihen Sultan Süleyman oğlu ve Veli-i ahdı Sultan Selim Han Saniye verilmiş ve müşarın ileyhin en birinci ve en sevdiği kadını olmuşdır. İşte Sultan Murad’ın validesi bu Kali olup, doğduğunda gizlice vaptiz dahi olmuşturki, o zemanlar çocukları vaptiz etmek bazı ehemmiyetli hastalıkların önünü almaya yardım eder fikrinde idiler. Sultan Murad validesi tarafından Hristiyanca terbiye görmüş ve bu hususda amucası (dayısı-ç.n.) ve Sipahiler Kumandanı olan Antonios Kartanos dahi oldukça tardım etmişdir. Rumcayı pek güzel bildiği gibi anlere (onlara-ç.n.) olan teveccühini dahi daima ibrazdan çekinmez idi. Evvelce Hristiyandan olan vukela ve saire azl ve katl edilir iken müşarın ileyh bunları yalınız azl etmekle iktifa ederdi.
27 Nisan 2007 Cuma
TAHMİNLEME ( ÖNGÖRÜ ) YÖNTEMLERİ
ÜSTEL DÜZELTME TAHMİN YÖNTEMLERİ
DECOMPOSİTİON (KLASİK AYRIŞTIRMA) TAHMİN YÖNTEMİ
HOLT WİNTERS BROWN TAHMİN YÖNTEMLERİ
ENFLASYON KOŞULLARINDA OPTİMAL PORTFÖY SEÇİMİ
ADAPTİVE FİLTERİNG TAHMİN YÖNTEMİ
ÜSTEL DÜZELTME TAHMİN YÖNTEMLERİ
DECOMPOSİTİON (KLASİK AYRIŞTIRMA) TAHMİN YÖNTEMİ
HOLT WİNTERS BROWN TAHMİN YÖNTEMLERİ
ENFLASYON KOŞULLARINDA OPTİMAL PORTFÖY SEÇİMİ
ADAPTİVE FİLTERİNG TAHMİN YÖNTEMİ
25 Mart 2007 Pazar
KARAMANLICA BİBLİYOGRAFYA
(KARAMANLİDİKA BİBLİOGRAPHY)
Fehmi DİNÇER
1. AKKAYA, MUSTAFA: “Hristiyan Türklerden Karamanlılar (Tarihi Bir
Bakıs), S.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yüksek Lisans Tezi, 2001.
2. AKSU ,FEHMİ: “Isparta’da Hristiyan Türklere dair”, Ün-Isparta Halkevi Dergisi, Sayı:45-46, 1937-1938. s.643.
3.ALPAY,ŞAHİN: “Karamanlides”, 17.10.2000, Milliyet Gazetesi. (http://www.milliyet.com.tr/2000/10/17/yazar/alpay.html )
4. ALTAN,MEHMET: “Karamanlıca konuşan Karamanlıların Köyünde”,11.08.2004, Sabah Gazetesi. (http://arsiv.sabah.com.tr/2004/08/11/cp/yaz1034-20-120-20040620-102.html )
5. ANHEGGER, ROBERT: “Hurufumuz Yunanca: Ein Beitrag zur Kenntniss der Karamanish-Türkishen Literatür.” Anatolica VII:157-202, 1979-1980.
6. ANHEGGER, ROBERT: “Nachtraege zu Hurufumuz Yunanca.” Anatolica X: 149-164, 1983.
7. ANHEGGER, ROBERT: “Evangelinos Misailidis ve Türkçe Konuşan Dindaşları”, Tarih ve Toplum, 1988.
8. ANHEGGER, ROBERT: “Evangelios Misailidis ve Türkçe Konusan
Dindasları”, Tarih ve Toplum, Cilt:XXXV, Sayı:209, Mayıs 2001.
9. ANHEGGER, ROBERT: “Karamanlı Türkçesi”, Tarih ve Toplum Dergisi, Nisan 1984.
10. ANHEGGER, ROBERT: Sanat Olayı Dergisi, Sayı:2 , Şubat 1981.
11. ANHEGGER, ROBERT: “Hurufumuz Yunanca”, Anatolica,Sayı:VII, s.185-187.
12. ANHEGGER, ROBERT: “Almanların Türkiye’ye Göçü” Tarih ve Toplum, Sayı:21,1985 s.57-63.
13. ANZERLİOĞLU, YONCA: “Karamanlı Ortodoks Türkler”, Phoenix Yayınları.2003.
14. ANZERLİOĞLU, YONCA: “Ortodoks Karamanlılar”, Türk Kültürü, 40-1(468 Nisan 2002, s.214-228.
15. ARDIÇ, ENGİN: “Seyreyle 19.Yüzyılı”, Nokta Dergisi, Yıl:4, Sayı:25, 29 Haziran 1986. s.56-57.
16. ARMAĞAN, MUSTAFA: “Üç Osmanlı yazarı Nobel Edebiyat Ödülü almıştı.”
17. AUGUSTİNOS, GERASİMOS: “Küçük Asya Rumları”, Ayraç Yayınları, 1997.
18. ARSLAN, AHMET: “Biz Kapadokyalıyız”, Hürriyet Gazetesi, 23.03.1999. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/03/23/104202.asp
19. ARSLAN, AHMET: “Türkçe Konuşan Hristiyanlat”, Hürriyet Gazetesi, 22.03.1999. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/03/22/103958.asp
20. ATAMERT, ENGÜL: “Kayıp Şair: Mehmet Yaşın”
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=28450
21. ATEŞ, NURGÜL: “Dil yoluyla fethediliyoruz.” Radikal, 31.10.2003.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=2282
22. AYGİL, YAKUP: “Hristiyan Türklerin Kısa Tarihi”, İstanbul, 1995.
23. AYGİL, YAKUP: “Turanlı Hristiyanlar”, İnkilap Kitapevi, İstanbul, 2003.
24. BALTA , EVANGELİA: “Karamanlıca (Karamanlidika) Basılı Eserler” ,Tarih ve Toplum, Cilt:11,Sayı:62, Şubat 1989. s.57-59. (Çeviren:Andonis Zikas)
25. BALTA, EVANGELİA: “Karamanlidika Bibliographie Analytique, Atina,1987.
26. BALTA, EVANGELİA: “Karamanlidika: Additions”, Deltio, s.183-203, Atina 1981.
27. BALTA, EVANGELİA: Karamanlidika XXe siecle, Athenes, 1982.
28. BALTA , EVANGELİA: “Karamanlıca Kitapların Önsözleri”, Tarih ve
Toplum, 1990, Sayı:13, s.18-21.
29. BALTA , EVANGELİA: “Karamanlıca Kitapların Dönemlere göre İncelenmesi ve Konularına göre Sınıflandırılması”, Müteferrika Dergisi, Sayı:18, 1998.
31. BALTA , EVANGELİA: “Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe
söyleriz: The Adventure of An İdentity in the Triptych:Vatan, Religion and
Language” Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, Sayı:8, s.25-44.
32. BASKICI, M.MURAT: “Bir Salnameden: Atalar Sözü”, Ş.Gözübüyük’e Armağan, Turan Kitabevi,2005.
33. BAYKURT, CAMİ: Osmanlı Ülkesinde Hristiyan Türkler (Hicret Yolu) 2. Baskı, 1932.
34. BEHAR, CEM:”Türk Musikisinin Tarihinin Kaynaklarından Karamanlıca Yayınlar”, Müteferrika, Bahar,1994. s.39-52.
35. BENLİSOY, FOTİ ve STEFO BENLİSOY: “19.Yüzyılda Karamanlılar ve Eğitim: Nevşehir Mektepleri”, Toplumsal Tarih Dergisi, Cilt:XIII, Sayı:74, Şubat,2000.
36. BENLİSOY, STEFO: “Karamanlıca Haftalık Anatol Ahteri Dergisi ‘Anatolda İlmin Terakkisi Kabil mi, Değil mi?’, Toplumsal Tarih Degisi, Sayı:154, Ekim 2006.
37. BENLİSOY, FOTİ: “Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol: Hrşstşyan Türkler (Aroad Not Taken in Turkish Nationalism: ‘Christian Turks’).” Milliyetçilik (in Nationalism), ed. Murat Gültekingil ve Tanıl Bora, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002.
38. BENLİSOY, STEFO: “İstanbul’da yaşayan Nevşehirli Ortodokslar tarafından kurulan Papa Yeorgios nam Cemiyet-i İslahiyesi, Tarih ve Toplum, 40 (236, Ağustos 2003) s.35-42.
39. BERKOL, BÜLENT: “Yunan harfli Türkçe Karamanlı edebiyatı”, Cumhuriyet Gazetesi, 05.10.1986.
40. BERKOL, BÜLENT: “Yunan harfli Türkçe Robinson Crusoe Çevirisi”, Cumhuriyet Dergi, 1992.
41. BERKOL, BÜLENT: “Yunan harfli Türkçe Robinson Crusoe Çevirisi”, Cumhuriyet Kitap,123)
42. BERKOL, BÜLENT: “133 yıl önce yayınlanan yunan harfleri ile Türkçe (Karamanlıca) bir ‘Robinson Crusoe’ çevirisi. Sosyoloji Konferansları, 21, 135-138.,1986.
43. BERKOL, BÜLENT: “Karamanlıca kaynalça”, Tarih ve Toplum Dergisi,11,62, 1989.
44. BLANCHARD, RAOUL: “The Exchange of Populations between Greece and Turkey.”, Geographical Review 15.3,1925, s.449-456.
45. CHAMBERS, IAİN: “Göç, Kültür, Kimlik (Migransy, Culture, Identity), İstanbul, Ayrıntı Tayınları, 2005.
46. CLOGG, RİCHARD: “The Publication and Distribution of Karamanli Texts by British and Foreign Bible Society before 1850 I and II”, in JEH 19,1968.
47. CLOGG, RİCHARD: “A Millet within a millet: The Karamanlides.” İn Ottoman Greeks in the Age of Nationalism, Politics, Economy and Society in the Ninetenth Century, ed. D. Goodicas and C. Isaawi. Princeton:1999, The Darwin Press,Inc.
48. CLOGG, RİCHARD: A Karamanlidika inscription from Mount Athos , Byzantine and Modern Greek Studies 1,1975. s.207-210.
49. CLOGG, RİCHARD: Some Karamanlidika İnscriptions from the monastery of the ZoodokhosPigi, Balıkı, İstanbul, Byzantine and Modern Greek Studies 4, 1978. s.55-67.
50. CLOGG, RİCHARD: A Concise History og Greece, Cambridge University Press, 2002.
51. COLONAS, VASSİLİS: “Housing and the Architectural Expression of Asia Minor Greeks before after 1923.” İn Crossing the Aegean: An Appraisal of the 1923 Compulsory Population Exchange betwen Greece and Turkey, ed. Renee Hirschon, Oxford:Berghahn Bokks.
52. ÇELİKKOL, AHMET: “Kula’da Karamanice Mezar Taşları”, Popüler Tarih, Haziran 2005. (http://www.celikkol.org/kula.htm )
53. ÇOLAK, Ö.FARUK: “Karamanlıca Halk Hikayeleri”, V.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Halk Edebiyatı Seksiyon Bildirileri I, Ankara, 1997, s.199-203.
54. DALLEGO, EUGENE ve SEVERİEN SALAVİLLE: “Karamanlidika I-II-III, Bibliographie Analytique.., 1584-1900”, Atina 1958(I),1966(II) ve 1974(III). (3 Cilt)
55. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Modern Greek in Asia Minor: A Study of dialect of Silly, Cappadocia and Pharasa.” (Küçük Asya’da Modern Yunanca, Sille, Kapadokya ve Faraşa (Kayseri-Yahyalı-Çamlıca) lehçelerinin bir incelemesi), Cambridge University Press,1916. (Reprint:Hildesheim 1997. 710 S./pp. Leinen/cloth. ISBN 3-487-10521-7.
56. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Kappadoni. Fertek, Manuscript-Elyazması,Yunanca, 1909.
57. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Cappadocia ( Ghurzono, Fertek, Delmeso, Axo), Yunanca, 1911.
58. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Cappadocia (Silli-Sille- ,Fertek, Misti etc. Kythera ) ,Çokdilli-Manuscript-Elyazması- 1909.
59. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Kappadokia (Pharasa-Faraşa-, Oulagatz-Uluağaç-, Araban-Aravan-, Delmeso-Hançerli-Dilmoson-, Semendere, Misti), Yunanca, 1910.
60. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Asia Minor ( Phloita, Tsoukouri, Keska, Aphsar Koi, Pharasa, Manuscript-Elyazması,Yunanca, 1911.
61. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Pharasa, Manuscript-Elyazması,Yunanca,1911.
62.DİNÇER, FEHMİ: “Karamanlıca Alfabe,Transkripsiyon ve Transliterasyon”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
63. DİNÇER, FEHMİ: “Niğde İli Tarihine bir Bakış”, Ankara,1997. http://fehmidincer.googlepages.com/
64. DİNÇER, FEHMİ: “Hacı Bektaş’a Seyahat”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
65. DİNÇER, FEHMİ: “Ürgüp”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
66. DİNÇER, FEHMİ: “Fertekaina (Fertek) ”, Şubat 2004, Ankara. http://fehmidincer.googlepages.com/
67. DİNÇER, FEHMİ: “Bor-Kemerhisar (Kilisehisar-Tyana-Tuana)”, Şubat 2004, Ankara. http://fehmidincer.googlepages.com/
68. DİNÇER, FEHMİ: “Flogita (Suvermez)”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
69. DİNÇER, FEHMİ: “Göreme Harabeleri”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
70. DİNÇER, FEHMİ: “Fertek Hamamı-Karamanlıca Kitabe”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
71. DİNÇER, FEHMİ: “Gelveri”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
72. DİNÇER, FEHMİ: “Kırşehir-Mucur”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
73. DİNÇER, FEHMİ: “Gölcük”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
74. DİNÇER, FEHMİ: “Ayos Konstantinos” , Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
75. DİNÇER, FEHMİ: “Misti-Misthi-“ , Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
76. DİNÇER, FEHMİ: “Kurdonos Kilisesi”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
77. DİNÇER, FEHMİ: “Niğde Kültürünün Kaybolan Sayfası: Karamanlılar yada Anadolu Hristiyan Türkleri”, Ankara, 1997. http://fehmidincer.googlepages.com/
78. DİNÇER, FEHMİ: “Karamanlıca Kitaplar”, Ankara, 2007. http://fehmidincer.googlepages.com/
79. DİNÇER, FEHMİ: “Evangelinos Misailidis”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
80. DİNÇER, FEHMİ: “Babamın bir Mektubu”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
81. DİNÇER, FEHMİ: “Kurdonos”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
82. DİNÇER, FEHMİ: “Osmanlı Tarihinden bir Yaprak: Sultana Maria ‘Gül Bahar’ ”, Ankara, 2007. http://fehmidincer.googlepages.com/
83. DİNÇER, FEHMİ: “Gennadios İtikatnamesi-Orjinal Metin”, Ankara, 2007. http://fehmidincer.googlepages.com/
84. DİNÇER, FEHMİ: “Niğde Müzesinde Bir Mezartaşı Kitabesi (Epigraf) “, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
85. DİNÇER, FEHMİ: “Sazalca-Naynas”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
86. DİNÇER, FEHMİ: “Sazalcalı Savvas Rumi Efendi”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
87. DİNÇER, FEHMİ: “Fertek-Niğde Yeraltı Manastırı”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
88. DİNÇER, FEHMİ: “Karamanlıca Metinlerde Grekçe Kelimeler”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
89. DİNÇER, FEHMİ: “Aravan (Kumluca) Köyü- (Niğde)- Kilisesi”, Ankara, 2005. http://www.hebilakan.com/ Fertekaina Bölümü
90. DİNÇER, FEHMİ: “Fertek-Niğde Yeni Cami –Karamanlıca Kitabe (Epigraf)”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
91. DİNÇER, FEHMİ: “Kappadokya (Kapadokya)”, Ankara, 2005.
92. DİNÇER, FEHMİ: “İmerologion-Terbiye-i Milliye”, Ankara, 2005.
93. ECKMANN, JANOS: “Anadolu Karamanlı Ağızlarına ait Araştırmalar”, I.Phonetica, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi VIII, Sayı:1-2,1950, s.165-200.
94. ECKMANN, JANOS: “Karamanlıca-işin-li gerandum kakında” , Türk Dili Belleteni, Seri:III, Sayı:14-15,1950, baskı 1951, s.45-52.
95. ECKMANN, JANOS: “Karamanlıca Türkçesinde-maca ekli fiil şekli”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, 1953, s.45-48.
96. ECKMANN, JANOS: “Yunan Harfli Karamanlı İmlası hakkında”, Türk Dili ve Tarihi hakkında Araştırmalar-I, 1950, Ankara, s.27-31.
97. ECKMANN, JANOS: “Die Karamanishe Literature”, Philolgiae Turcicae
Fundamenta II, s.819-835.
98. EFTİHİOS, GAVRİEL: “The perception of the ‘Other’: evidence from an 18th century Karamanlidika Manuscript”, İntercultural Aspects in and around Turkish Literatures, Proceedings of the İnternational Conference held on October 11th-12th 2003 in Nicosia, Edited by Matthias Kappler,Harrassowitz Verlag-Wiesbaden, 2006.
99. EKİNCİKLİ, MUSTAFA: “Türk Ortodoksları, Siyasal Kitabevi, 1998.
100. ERCAN, HİKMET YAVUZ: “Fener ve Türk Ortodoks Patrikhanesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, V/8-9,1969, s.411-429.
101. ERDOĞDU, A.TEYFUR: “Karamanlıca diğer bir Nevşehir Salnamesi”, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı:145, s.47-57., 1996.
102. ERGENE, TEOMAN: “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları”, İ.P.Neşriyat, İstanbul,1951.
103. EROL, MERİH: “19. Yüzyılda basılan Karamanlıca Eserler”, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı:128, Ağustos,2004.
104. ERSÖZ, MEHMET: Hristiyanlaşan Türkler, Ankara, 1983.
105. EYİCE, SEMAVİ: “Anadolu’da Karamanlıca Kitabeler (Grek Harfleriyle Türkçe Kitabeler), Belleten XXXIX Sayı:153, 1975. s.25-48.
106. EYİCE, SEMAVİ: “Anadolu’da Karamanlıca Kitabeler (Grek Harfleriyle Türkçe Kitabeler)-II, Belleten XLIV Sayı:173-176, 1980, s.683-696.
107. EYİCE, SEMAVİ: Rum Harfleri ile Türkçe (Karamanlıca) bir Nevşehir Salnamaesi (Yıllığı), Fındıkoğlu Armağanı, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını,No:389 (İ.Ü. No:2260), İstanbul,1977. s.77-102.
108. GÜNGÖR, HARUN, “Niğde-Nevşehir yöresindeki yeni Karamanlıca Kitabeler, VII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi 8-12 Kasım 1999.
109. GÜNGÖR, HARUN: Karamanlıca üç kitabe”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı:34, Ekim 1989 s.29-31.
110. GÜNGÖR, HARUN: Niğde-Nevşehir Yöresinde Karamanlıca Kitabeler”, Türk Dünyası Tarih Dergisi Sayı:168, Aralık 2000, s.44-46.
111. GÜNGÖR, HARUN: “Karamanlıca (Grek Alfabesi ile Türkçe) bir Kitabe”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı:33, s.95-101.
112. KAPPLER, MATTHİAS: “A proposito di ortografia ‘caramanlidica’ “, Turcica et İslamica-Studi in onore di Aldo Gallotta (eds. M.Bernardini et al.) Napoli, 2003.
113. KUT, TURGUT: “Temasa-i Dünya ve Cefakar-ü Cefakes’in Yazarı
Evangelinos Misailidis Efendi.”, Tarih ve Toplum, Sayı:48 Haziran 1987, s.342-
346.
114. MİLLER, GRİMM MİCHAEL: “The Karamanli-Turkish texts: the historical changes in their script and pronology”, Thesis (Ph.D) İndiana University,1974.
115. MOLLOVA, MEFKURE: “Sur le terme Karaman’ et les Karamans de J.Eckmann”, Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Sayı:8-9, İstanbul, 1980,s.201.
116. ÖZDEM, RAGIP: Gennadios’un İtikatnamesi, Ülkü Halkevleri Dergisi, Sayı:60, 1938, s.520-540.
117. ÖZDEMİR, ELİF RENK: “Borders of Belong,ng in the ‘Exchanged’ Generations of Karamanlis” http://home.ku.edu.tr/~mirekoc/reports/2005_2006_elif_renk_ozdemir.pdf
118. ÖZTÜRK, RIDVAN: “Ana dili Türkçe olan Ortodoks Rumlar”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyatı, 8-2 , (16 Yaz 2003) s.15-25.
http://dirilisyazilari.wordpress.com/2007/01/15/uc-osmanli-yazari-nobel-edebiyat-odulu-almisti/
119. PEKAK, SACİT: 18.-19. Yüzyıllarda Niğde ve Çevresinde Hristiyan Dini Mimarisi.”, XVI: Araştırma Sonuçları Toplantısı, I.Cilt.,Kültür Bakanlığı,1999.
120. PEKAK, SACİT: “Kapadokya’da Post-Bizans Dönemi Dini Mimarisi I: Nevşehir ve Çevresi 1”, Arkeoloji ve Sanat 83,1998, s.12-21.
121. PEKAK, SACİT: “Kapadokya’da Post-Bizans Dönemi Dini Mimarisi I: Nevşehir ve Çevresi 2”, Arkeoloji ve Sanat 84,1998, s.23-32.
122. RUMCA BASIN: http://www.minidev.com/kulturler/kulturler_rum_basin1.asp
123. SOYSÜ, HALE: “Kavimler Kapısı-1”,Kaynak Yayınları, 1992.
124. STATHİS,PİNELOPİ:”Evangelia Balta:Karamanlidika Additions (1584-1900)”, Tarih ve Toplum, Cilt:11,Sayı:62, Şubat 1989. s.59-60.
125. ŞAKİROĞLU, MAHMUT: Belleten, XXXVIII Sayı:152, 1974, s.757-765.
126. TEKİN, TALAT: “Grek Alfabesiyle Türkçe”, Tarih ve Toplum, Haziran
1984.
127. TÖKİN, İSMET HÜSREV: “Grek Alfabesiyle Türkçe”, Tarih ve Toplum,
Haziran 1984.
128. TURGAL, HASAN FEHMİ: “Anadolu’da Gregoryan ve Ortodoks Türkler”, Ülkü Halkevleri Dergisi, C.4. Sayı:22,s.173-182.
129. TÜRKER, ORHAN: “Anadolu Mozayiğinden Bir Kayıp: Karamanlılar”, Hürriyet Gösteri Dergisi,1991.
130. ÜRGÜP, Photographs from the Archive of the Centre for Asia Minor Studies, Athen, Centre for Asia Minor Studies (İngilizce-Yunanca), 2004.
131. YALÇIN, KEMAL: “ Emanet Çeyiz Mübadele İnsanları”, Birzamanlar Yayıncılık, Ocak 2006.
132.YORDANOĞLU, ANASTAS: “Karamanlidika (Rumca Harfli Türkçe Metinlere Toplu Bakış) ” Yayımlanmamış Yüksek Lisans Mezuniyet Tezi, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,1973.
133. WALEY, M.I., “Catalogue of Karamanlidika (Ottoman Turkish books in Greek characters) in the British Library.-Unpublished printout.
134.WOODHOUSE, CHRİSTOPHER. M.: “The restorer of Greek Democracy” Oxford. Clarendon Pr..,1982.
(DEVAM EDECEK)
http://fehmidincer.googlepages.com/
http://fehmidincer.blogspot.com/
http://fehmidincer.blogcu.com/
Ankara 2007
FEHMİ DİNÇER
(KARAMANLİDİKA BİBLİOGRAPHY)
Fehmi DİNÇER
1. AKKAYA, MUSTAFA: “Hristiyan Türklerden Karamanlılar (Tarihi Bir
Bakıs), S.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yüksek Lisans Tezi, 2001.
2. AKSU ,FEHMİ: “Isparta’da Hristiyan Türklere dair”, Ün-Isparta Halkevi Dergisi, Sayı:45-46, 1937-1938. s.643.
3.ALPAY,ŞAHİN: “Karamanlides”, 17.10.2000, Milliyet Gazetesi. (http://www.milliyet.com.tr/2000/10/17/yazar/alpay.html )
4. ALTAN,MEHMET: “Karamanlıca konuşan Karamanlıların Köyünde”,11.08.2004, Sabah Gazetesi. (http://arsiv.sabah.com.tr/2004/08/11/cp/yaz1034-20-120-20040620-102.html )
5. ANHEGGER, ROBERT: “Hurufumuz Yunanca: Ein Beitrag zur Kenntniss der Karamanish-Türkishen Literatür.” Anatolica VII:157-202, 1979-1980.
6. ANHEGGER, ROBERT: “Nachtraege zu Hurufumuz Yunanca.” Anatolica X: 149-164, 1983.
7. ANHEGGER, ROBERT: “Evangelinos Misailidis ve Türkçe Konuşan Dindaşları”, Tarih ve Toplum, 1988.
8. ANHEGGER, ROBERT: “Evangelios Misailidis ve Türkçe Konusan
Dindasları”, Tarih ve Toplum, Cilt:XXXV, Sayı:209, Mayıs 2001.
9. ANHEGGER, ROBERT: “Karamanlı Türkçesi”, Tarih ve Toplum Dergisi, Nisan 1984.
10. ANHEGGER, ROBERT: Sanat Olayı Dergisi, Sayı:2 , Şubat 1981.
11. ANHEGGER, ROBERT: “Hurufumuz Yunanca”, Anatolica,Sayı:VII, s.185-187.
12. ANHEGGER, ROBERT: “Almanların Türkiye’ye Göçü” Tarih ve Toplum, Sayı:21,1985 s.57-63.
13. ANZERLİOĞLU, YONCA: “Karamanlı Ortodoks Türkler”, Phoenix Yayınları.2003.
14. ANZERLİOĞLU, YONCA: “Ortodoks Karamanlılar”, Türk Kültürü, 40-1(468 Nisan 2002, s.214-228.
15. ARDIÇ, ENGİN: “Seyreyle 19.Yüzyılı”, Nokta Dergisi, Yıl:4, Sayı:25, 29 Haziran 1986. s.56-57.
16. ARMAĞAN, MUSTAFA: “Üç Osmanlı yazarı Nobel Edebiyat Ödülü almıştı.”
17. AUGUSTİNOS, GERASİMOS: “Küçük Asya Rumları”, Ayraç Yayınları, 1997.
18. ARSLAN, AHMET: “Biz Kapadokyalıyız”, Hürriyet Gazetesi, 23.03.1999. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/03/23/104202.asp
19. ARSLAN, AHMET: “Türkçe Konuşan Hristiyanlat”, Hürriyet Gazetesi, 22.03.1999. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/03/22/103958.asp
20. ATAMERT, ENGÜL: “Kayıp Şair: Mehmet Yaşın”
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=28450
21. ATEŞ, NURGÜL: “Dil yoluyla fethediliyoruz.” Radikal, 31.10.2003.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=2282
22. AYGİL, YAKUP: “Hristiyan Türklerin Kısa Tarihi”, İstanbul, 1995.
23. AYGİL, YAKUP: “Turanlı Hristiyanlar”, İnkilap Kitapevi, İstanbul, 2003.
24. BALTA , EVANGELİA: “Karamanlıca (Karamanlidika) Basılı Eserler” ,Tarih ve Toplum, Cilt:11,Sayı:62, Şubat 1989. s.57-59. (Çeviren:Andonis Zikas)
25. BALTA, EVANGELİA: “Karamanlidika Bibliographie Analytique, Atina,1987.
26. BALTA, EVANGELİA: “Karamanlidika: Additions”, Deltio, s.183-203, Atina 1981.
27. BALTA, EVANGELİA: Karamanlidika XXe siecle, Athenes, 1982.
28. BALTA , EVANGELİA: “Karamanlıca Kitapların Önsözleri”, Tarih ve
Toplum, 1990, Sayı:13, s.18-21.
29. BALTA , EVANGELİA: “Karamanlıca Kitapların Dönemlere göre İncelenmesi ve Konularına göre Sınıflandırılması”, Müteferrika Dergisi, Sayı:18, 1998.
31. BALTA , EVANGELİA: “Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe
söyleriz: The Adventure of An İdentity in the Triptych:Vatan, Religion and
Language” Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, Sayı:8, s.25-44.
32. BASKICI, M.MURAT: “Bir Salnameden: Atalar Sözü”, Ş.Gözübüyük’e Armağan, Turan Kitabevi,2005.
33. BAYKURT, CAMİ: Osmanlı Ülkesinde Hristiyan Türkler (Hicret Yolu) 2. Baskı, 1932.
34. BEHAR, CEM:”Türk Musikisinin Tarihinin Kaynaklarından Karamanlıca Yayınlar”, Müteferrika, Bahar,1994. s.39-52.
35. BENLİSOY, FOTİ ve STEFO BENLİSOY: “19.Yüzyılda Karamanlılar ve Eğitim: Nevşehir Mektepleri”, Toplumsal Tarih Dergisi, Cilt:XIII, Sayı:74, Şubat,2000.
36. BENLİSOY, STEFO: “Karamanlıca Haftalık Anatol Ahteri Dergisi ‘Anatolda İlmin Terakkisi Kabil mi, Değil mi?’, Toplumsal Tarih Degisi, Sayı:154, Ekim 2006.
37. BENLİSOY, FOTİ: “Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol: Hrşstşyan Türkler (Aroad Not Taken in Turkish Nationalism: ‘Christian Turks’).” Milliyetçilik (in Nationalism), ed. Murat Gültekingil ve Tanıl Bora, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002.
38. BENLİSOY, STEFO: “İstanbul’da yaşayan Nevşehirli Ortodokslar tarafından kurulan Papa Yeorgios nam Cemiyet-i İslahiyesi, Tarih ve Toplum, 40 (236, Ağustos 2003) s.35-42.
39. BERKOL, BÜLENT: “Yunan harfli Türkçe Karamanlı edebiyatı”, Cumhuriyet Gazetesi, 05.10.1986.
40. BERKOL, BÜLENT: “Yunan harfli Türkçe Robinson Crusoe Çevirisi”, Cumhuriyet Dergi, 1992.
41. BERKOL, BÜLENT: “Yunan harfli Türkçe Robinson Crusoe Çevirisi”, Cumhuriyet Kitap,123)
42. BERKOL, BÜLENT: “133 yıl önce yayınlanan yunan harfleri ile Türkçe (Karamanlıca) bir ‘Robinson Crusoe’ çevirisi. Sosyoloji Konferansları, 21, 135-138.,1986.
43. BERKOL, BÜLENT: “Karamanlıca kaynalça”, Tarih ve Toplum Dergisi,11,62, 1989.
44. BLANCHARD, RAOUL: “The Exchange of Populations between Greece and Turkey.”, Geographical Review 15.3,1925, s.449-456.
45. CHAMBERS, IAİN: “Göç, Kültür, Kimlik (Migransy, Culture, Identity), İstanbul, Ayrıntı Tayınları, 2005.
46. CLOGG, RİCHARD: “The Publication and Distribution of Karamanli Texts by British and Foreign Bible Society before 1850 I and II”, in JEH 19,1968.
47. CLOGG, RİCHARD: “A Millet within a millet: The Karamanlides.” İn Ottoman Greeks in the Age of Nationalism, Politics, Economy and Society in the Ninetenth Century, ed. D. Goodicas and C. Isaawi. Princeton:1999, The Darwin Press,Inc.
48. CLOGG, RİCHARD: A Karamanlidika inscription from Mount Athos , Byzantine and Modern Greek Studies 1,1975. s.207-210.
49. CLOGG, RİCHARD: Some Karamanlidika İnscriptions from the monastery of the ZoodokhosPigi, Balıkı, İstanbul, Byzantine and Modern Greek Studies 4, 1978. s.55-67.
50. CLOGG, RİCHARD: A Concise History og Greece, Cambridge University Press, 2002.
51. COLONAS, VASSİLİS: “Housing and the Architectural Expression of Asia Minor Greeks before after 1923.” İn Crossing the Aegean: An Appraisal of the 1923 Compulsory Population Exchange betwen Greece and Turkey, ed. Renee Hirschon, Oxford:Berghahn Bokks.
52. ÇELİKKOL, AHMET: “Kula’da Karamanice Mezar Taşları”, Popüler Tarih, Haziran 2005. (http://www.celikkol.org/kula.htm )
53. ÇOLAK, Ö.FARUK: “Karamanlıca Halk Hikayeleri”, V.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Halk Edebiyatı Seksiyon Bildirileri I, Ankara, 1997, s.199-203.
54. DALLEGO, EUGENE ve SEVERİEN SALAVİLLE: “Karamanlidika I-II-III, Bibliographie Analytique.., 1584-1900”, Atina 1958(I),1966(II) ve 1974(III). (3 Cilt)
55. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Modern Greek in Asia Minor: A Study of dialect of Silly, Cappadocia and Pharasa.” (Küçük Asya’da Modern Yunanca, Sille, Kapadokya ve Faraşa (Kayseri-Yahyalı-Çamlıca) lehçelerinin bir incelemesi), Cambridge University Press,1916. (Reprint:Hildesheim 1997. 710 S./pp. Leinen/cloth. ISBN 3-487-10521-7.
56. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Kappadoni. Fertek, Manuscript-Elyazması,Yunanca, 1909.
57. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Cappadocia ( Ghurzono, Fertek, Delmeso, Axo), Yunanca, 1911.
58. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Cappadocia (Silli-Sille- ,Fertek, Misti etc. Kythera ) ,Çokdilli-Manuscript-Elyazması- 1909.
59. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Kappadokia (Pharasa-Faraşa-, Oulagatz-Uluağaç-, Araban-Aravan-, Delmeso-Hançerli-Dilmoson-, Semendere, Misti), Yunanca, 1910.
60. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Asia Minor ( Phloita, Tsoukouri, Keska, Aphsar Koi, Pharasa, Manuscript-Elyazması,Yunanca, 1911.
61. DAWKİNS, RİCHARD MACGİLLİVRAY: “Pharasa, Manuscript-Elyazması,Yunanca,1911.
62.DİNÇER, FEHMİ: “Karamanlıca Alfabe,Transkripsiyon ve Transliterasyon”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
63. DİNÇER, FEHMİ: “Niğde İli Tarihine bir Bakış”, Ankara,1997. http://fehmidincer.googlepages.com/
64. DİNÇER, FEHMİ: “Hacı Bektaş’a Seyahat”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
65. DİNÇER, FEHMİ: “Ürgüp”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
66. DİNÇER, FEHMİ: “Fertekaina (Fertek) ”, Şubat 2004, Ankara. http://fehmidincer.googlepages.com/
67. DİNÇER, FEHMİ: “Bor-Kemerhisar (Kilisehisar-Tyana-Tuana)”, Şubat 2004, Ankara. http://fehmidincer.googlepages.com/
68. DİNÇER, FEHMİ: “Flogita (Suvermez)”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
69. DİNÇER, FEHMİ: “Göreme Harabeleri”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
70. DİNÇER, FEHMİ: “Fertek Hamamı-Karamanlıca Kitabe”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
71. DİNÇER, FEHMİ: “Gelveri”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
72. DİNÇER, FEHMİ: “Kırşehir-Mucur”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
73. DİNÇER, FEHMİ: “Gölcük”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
74. DİNÇER, FEHMİ: “Ayos Konstantinos” , Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
75. DİNÇER, FEHMİ: “Misti-Misthi-“ , Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
76. DİNÇER, FEHMİ: “Kurdonos Kilisesi”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
77. DİNÇER, FEHMİ: “Niğde Kültürünün Kaybolan Sayfası: Karamanlılar yada Anadolu Hristiyan Türkleri”, Ankara, 1997. http://fehmidincer.googlepages.com/
78. DİNÇER, FEHMİ: “Karamanlıca Kitaplar”, Ankara, 2007. http://fehmidincer.googlepages.com/
79. DİNÇER, FEHMİ: “Evangelinos Misailidis”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
80. DİNÇER, FEHMİ: “Babamın bir Mektubu”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
81. DİNÇER, FEHMİ: “Kurdonos”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
82. DİNÇER, FEHMİ: “Osmanlı Tarihinden bir Yaprak: Sultana Maria ‘Gül Bahar’ ”, Ankara, 2007. http://fehmidincer.googlepages.com/
83. DİNÇER, FEHMİ: “Gennadios İtikatnamesi-Orjinal Metin”, Ankara, 2007. http://fehmidincer.googlepages.com/
84. DİNÇER, FEHMİ: “Niğde Müzesinde Bir Mezartaşı Kitabesi (Epigraf) “, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
85. DİNÇER, FEHMİ: “Sazalca-Naynas”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
86. DİNÇER, FEHMİ: “Sazalcalı Savvas Rumi Efendi”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
87. DİNÇER, FEHMİ: “Fertek-Niğde Yeraltı Manastırı”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
88. DİNÇER, FEHMİ: “Karamanlıca Metinlerde Grekçe Kelimeler”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
89. DİNÇER, FEHMİ: “Aravan (Kumluca) Köyü- (Niğde)- Kilisesi”, Ankara, 2005. http://www.hebilakan.com/ Fertekaina Bölümü
90. DİNÇER, FEHMİ: “Fertek-Niğde Yeni Cami –Karamanlıca Kitabe (Epigraf)”, Ankara, 2005. http://fehmidincer.googlepages.com/
91. DİNÇER, FEHMİ: “Kappadokya (Kapadokya)”, Ankara, 2005.
92. DİNÇER, FEHMİ: “İmerologion-Terbiye-i Milliye”, Ankara, 2005.
93. ECKMANN, JANOS: “Anadolu Karamanlı Ağızlarına ait Araştırmalar”, I.Phonetica, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi VIII, Sayı:1-2,1950, s.165-200.
94. ECKMANN, JANOS: “Karamanlıca-işin-li gerandum kakında” , Türk Dili Belleteni, Seri:III, Sayı:14-15,1950, baskı 1951, s.45-52.
95. ECKMANN, JANOS: “Karamanlıca Türkçesinde-maca ekli fiil şekli”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, 1953, s.45-48.
96. ECKMANN, JANOS: “Yunan Harfli Karamanlı İmlası hakkında”, Türk Dili ve Tarihi hakkında Araştırmalar-I, 1950, Ankara, s.27-31.
97. ECKMANN, JANOS: “Die Karamanishe Literature”, Philolgiae Turcicae
Fundamenta II, s.819-835.
98. EFTİHİOS, GAVRİEL: “The perception of the ‘Other’: evidence from an 18th century Karamanlidika Manuscript”, İntercultural Aspects in and around Turkish Literatures, Proceedings of the İnternational Conference held on October 11th-12th 2003 in Nicosia, Edited by Matthias Kappler,Harrassowitz Verlag-Wiesbaden, 2006.
99. EKİNCİKLİ, MUSTAFA: “Türk Ortodoksları, Siyasal Kitabevi, 1998.
100. ERCAN, HİKMET YAVUZ: “Fener ve Türk Ortodoks Patrikhanesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, V/8-9,1969, s.411-429.
101. ERDOĞDU, A.TEYFUR: “Karamanlıca diğer bir Nevşehir Salnamesi”, Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı:145, s.47-57., 1996.
102. ERGENE, TEOMAN: “İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları”, İ.P.Neşriyat, İstanbul,1951.
103. EROL, MERİH: “19. Yüzyılda basılan Karamanlıca Eserler”, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı:128, Ağustos,2004.
104. ERSÖZ, MEHMET: Hristiyanlaşan Türkler, Ankara, 1983.
105. EYİCE, SEMAVİ: “Anadolu’da Karamanlıca Kitabeler (Grek Harfleriyle Türkçe Kitabeler), Belleten XXXIX Sayı:153, 1975. s.25-48.
106. EYİCE, SEMAVİ: “Anadolu’da Karamanlıca Kitabeler (Grek Harfleriyle Türkçe Kitabeler)-II, Belleten XLIV Sayı:173-176, 1980, s.683-696.
107. EYİCE, SEMAVİ: Rum Harfleri ile Türkçe (Karamanlıca) bir Nevşehir Salnamaesi (Yıllığı), Fındıkoğlu Armağanı, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını,No:389 (İ.Ü. No:2260), İstanbul,1977. s.77-102.
108. GÜNGÖR, HARUN, “Niğde-Nevşehir yöresindeki yeni Karamanlıca Kitabeler, VII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi 8-12 Kasım 1999.
109. GÜNGÖR, HARUN: Karamanlıca üç kitabe”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı:34, Ekim 1989 s.29-31.
110. GÜNGÖR, HARUN: Niğde-Nevşehir Yöresinde Karamanlıca Kitabeler”, Türk Dünyası Tarih Dergisi Sayı:168, Aralık 2000, s.44-46.
111. GÜNGÖR, HARUN: “Karamanlıca (Grek Alfabesi ile Türkçe) bir Kitabe”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı:33, s.95-101.
112. KAPPLER, MATTHİAS: “A proposito di ortografia ‘caramanlidica’ “, Turcica et İslamica-Studi in onore di Aldo Gallotta (eds. M.Bernardini et al.) Napoli, 2003.
113. KUT, TURGUT: “Temasa-i Dünya ve Cefakar-ü Cefakes’in Yazarı
Evangelinos Misailidis Efendi.”, Tarih ve Toplum, Sayı:48 Haziran 1987, s.342-
346.
114. MİLLER, GRİMM MİCHAEL: “The Karamanli-Turkish texts: the historical changes in their script and pronology”, Thesis (Ph.D) İndiana University,1974.
115. MOLLOVA, MEFKURE: “Sur le terme Karaman’ et les Karamans de J.Eckmann”, Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Sayı:8-9, İstanbul, 1980,s.201.
116. ÖZDEM, RAGIP: Gennadios’un İtikatnamesi, Ülkü Halkevleri Dergisi, Sayı:60, 1938, s.520-540.
117. ÖZDEMİR, ELİF RENK: “Borders of Belong,ng in the ‘Exchanged’ Generations of Karamanlis” http://home.ku.edu.tr/~mirekoc/reports/2005_2006_elif_renk_ozdemir.pdf
118. ÖZTÜRK, RIDVAN: “Ana dili Türkçe olan Ortodoks Rumlar”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyatı, 8-2 , (16 Yaz 2003) s.15-25.
http://dirilisyazilari.wordpress.com/2007/01/15/uc-osmanli-yazari-nobel-edebiyat-odulu-almisti/
119. PEKAK, SACİT: 18.-19. Yüzyıllarda Niğde ve Çevresinde Hristiyan Dini Mimarisi.”, XVI: Araştırma Sonuçları Toplantısı, I.Cilt.,Kültür Bakanlığı,1999.
120. PEKAK, SACİT: “Kapadokya’da Post-Bizans Dönemi Dini Mimarisi I: Nevşehir ve Çevresi 1”, Arkeoloji ve Sanat 83,1998, s.12-21.
121. PEKAK, SACİT: “Kapadokya’da Post-Bizans Dönemi Dini Mimarisi I: Nevşehir ve Çevresi 2”, Arkeoloji ve Sanat 84,1998, s.23-32.
122. RUMCA BASIN: http://www.minidev.com/kulturler/kulturler_rum_basin1.asp
123. SOYSÜ, HALE: “Kavimler Kapısı-1”,Kaynak Yayınları, 1992.
124. STATHİS,PİNELOPİ:”Evangelia Balta:Karamanlidika Additions (1584-1900)”, Tarih ve Toplum, Cilt:11,Sayı:62, Şubat 1989. s.59-60.
125. ŞAKİROĞLU, MAHMUT: Belleten, XXXVIII Sayı:152, 1974, s.757-765.
126. TEKİN, TALAT: “Grek Alfabesiyle Türkçe”, Tarih ve Toplum, Haziran
1984.
127. TÖKİN, İSMET HÜSREV: “Grek Alfabesiyle Türkçe”, Tarih ve Toplum,
Haziran 1984.
128. TURGAL, HASAN FEHMİ: “Anadolu’da Gregoryan ve Ortodoks Türkler”, Ülkü Halkevleri Dergisi, C.4. Sayı:22,s.173-182.
129. TÜRKER, ORHAN: “Anadolu Mozayiğinden Bir Kayıp: Karamanlılar”, Hürriyet Gösteri Dergisi,1991.
130. ÜRGÜP, Photographs from the Archive of the Centre for Asia Minor Studies, Athen, Centre for Asia Minor Studies (İngilizce-Yunanca), 2004.
131. YALÇIN, KEMAL: “ Emanet Çeyiz Mübadele İnsanları”, Birzamanlar Yayıncılık, Ocak 2006.
132.YORDANOĞLU, ANASTAS: “Karamanlidika (Rumca Harfli Türkçe Metinlere Toplu Bakış) ” Yayımlanmamış Yüksek Lisans Mezuniyet Tezi, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,1973.
133. WALEY, M.I., “Catalogue of Karamanlidika (Ottoman Turkish books in Greek characters) in the British Library.-Unpublished printout.
134.WOODHOUSE, CHRİSTOPHER. M.: “The restorer of Greek Democracy” Oxford. Clarendon Pr..,1982.
(DEVAM EDECEK)
http://fehmidincer.googlepages.com/
http://fehmidincer.blogspot.com/
http://fehmidincer.blogcu.com/
Ankara 2007
FEHMİ DİNÇER
11 Mart 2007 Pazar
FERTEK ve BİR KARARNAME (1)
Niğde Vilayetine merbut Fertek Karyesinde bulunan mübadeleye tabi eşhas-ı hükmiyenin gayrımenkul emvali meyanında sair metruk emval gibi Hazineye intikal eden mekisanın hali hazırından Hükümetçe tasrif istifade mümkün olmadığından maa ahali islamiyesince vuku bulan müracata mebni camiye tahviline müsade edilmesi Diyanet İşleri Riyasetinin fi 7.... 241 tarih ve 4749/2118 numaralı tezkiresiyle vuku bulan teklifi ve Maliye vekaletinin fi 18/22...241 tarih ve 4749/2118 numaralı mütalanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetinin fi 241 tarihli içtimaında tasvib ve kabul olunmuştur.f/d
Reisicumhur
Gazi Mustafa Kemal
Başvekil Adliye Vekili Müdafa-i Milliye Vekili Bahriye Vekili
İsmet İnönü
Hariciye Vekaleti Vekili Maliye Vekili M aarif Vekaleti Vekili Nafa Vekili
Ziraat Vekaleti Ticaret Vekili Sıhhiye ve Muavenat-ı İçtimaiye Vekili
Hazırlayan ve Çeviren:
Fehmi DİNÇER
Mayıs 2006 Ankara
Niğde Vilayetine merbut Fertek Karyesinde bulunan mübadeleye tabi eşhas-ı hükmiyenin gayrımenkul emvali meyanında sair metruk emval gibi Hazineye intikal eden mekisanın hali hazırından Hükümetçe tasrif istifade mümkün olmadığından maa ahali islamiyesince vuku bulan müracata mebni camiye tahviline müsade edilmesi Diyanet İşleri Riyasetinin fi 7.... 241 tarih ve 4749/2118 numaralı tezkiresiyle vuku bulan teklifi ve Maliye vekaletinin fi 18/22...241 tarih ve 4749/2118 numaralı mütalanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetinin fi 241 tarihli içtimaında tasvib ve kabul olunmuştur.f/d
Reisicumhur
Gazi Mustafa Kemal
Başvekil Adliye Vekili Müdafa-i Milliye Vekili Bahriye Vekili
İsmet İnönü
Hariciye Vekaleti Vekili Maliye Vekili M aarif Vekaleti Vekili Nafa Vekili
Ziraat Vekaleti Ticaret Vekili Sıhhiye ve Muavenat-ı İçtimaiye Vekili
Hazırlayan ve Çeviren:
Fehmi DİNÇER
Mayıs 2006 Ankara
(1) Kararnamenin Osmanlıca metni için:
Etiketler:
FERTEK ve BİR KARARNAME-FEHMİ DİNÇER
25 Şubat 2007 Pazar
KARAMANLICA KİTAPLAR BİBLİYOGRAFYASI
Bu küçük bibliyoğrafyada Karamanlıca Alfabesiyle yazılmış kitapların tanıtımı yapılacaktır.
Fehmi DİNÇER
1. SIHHATNUMA Yani İnsan Vücudunun Regulasına dair Risale
Fertekli Anastasios Hacı Papadopulos’tan İbtida Fransızcadan Türki Lisanına mücmelen tercüme olunarak bab-ı temsil olunmuştur.
İstanbul’da Kulalı Evangelinos Misailidis Basmahanesinde, 1860.
İşbu Risale Fertek hanedanından Çivi Zade itibarlu Hacı Anesti Ağa Hazretleri mahdumu alileri Sieur Nikolaki namı, namilerine tenmik olunmuştur.
2. COĞRAFYA Yani Cihannuma
Meşhur muallimlerin telifgerdesi olan muntazam Cografilerden Fertekli Süllü Oğlu Nikolas Theologidis marifeti ile tercüme ve tanzim ve Kulalı Evangelinos Misailidis taht-ı nezaretinde tashih ve tabb-ı temsil olunmuştur.
Cildi Evvel. İstanbul’da- Evangelinos Misailidis Basımhanesinde,1863.
3.TEVARİHAT-I UMUMİ İCMALİ OLUB
Tevarihat-ı mutenevveden Fertekli Süllüoğlu Nikolas Theologidis marifeti ile icmal ve tercüme ve Anadolu Gazetesi müellifi Kulalı Evangelinos Misailidis ziri nezaretinde tashih ve tabb-ı temsil olunmuştur.
Cildi Evvel. İstanbul’da- Evangelinos Misailidis Basımhanesinde,1863.
4. FRANSA İMPARATORU BİRİNCİ AZİM NAPOLYON’UN TEZKİRESİ
Fertekli Süllü Oğlu Nikolas Theologidis marifeti ile tercüme ve Anadolu Gazetesi müellifi ve Kulalı Evangelinos Misailidis marifeti ile tashih olunmuştur.
Der Saadetde Evangelinos Misailidis Basımhanesinde tab olunmuştur,1864.
5. TİCARET KANUNNAME-İ HUMAYUNUNA ZEYL
Sene 1276 Şevval 9
Galata’da Ermeni Kilisesi Sokağı N.17
Ohannes Mihendissian’in tabhanesine, 1860.
6. KOMFOKİOS (KONFÜÇYUS) FİLOZOFUN MEHARETİ
ÜNSİYET KİTABI
Evvela türlü Avrupa lisanlarına ve bu defa Rumi Lisanından Osmanlı Lisanına dahi tercüme olarak İoannis Lazaridis’ten tabb-ı temsil olunmuştur.
Konstantini, 1851.
7. İBADETNAME
Yani Her Ortodoksos (Ortodoks) Hristiyan olan kimselerin üzerine vacip ve farz olan ahşam (akşam) sabah okunacak tesbihat ibadetleri.
İoannis Lazaridis’in mesarifi ile kendi basmahanesinde basılmıştır.
fi Konstantinie. İOANNİS Lazaridis Basmahanesinde, 1852.
8. TEVARİHATI MÜTELEVVİN
Mesela tabiatı insaniye ve hayvanat ve nebatate mahsus olan hali keyfiyetlerin ve vakit be vakit ihdas ve gün be gün feyz bulmakta olan fenni marifet ve sanatların kitabıdır ki Kululu Evangelinos Misailidis’den münderiç ve tercüme olarak İoannis Lazaridis Basmahanesinde sureti mahsuseleri ile tab ve temsil olunmuştur.
Cildi Evvel.
Konstantinople, 1851.
9. PSALTRİON
Yani ZEBUR-I DAVUD
İbraniceden tercüme olub İstanbul’da Cercel’in Basmahanesinde tab olunmuştur.1855
10. AZİZ KİTABLAR Yahut AHDİ ATİK İLE AHDİ CEDİDDE
Yani Palaia kai Diathiki’de mevcut olan kitaplar.
Açık Türkçe Lisanına tercüme olup Halia Palaia İkinci ve Nea üçüncü defa basma olunarak bu defa bir cildde neşr olunuyor.
İSTANBUL’da Cercel’in Tab hanesinde tab olunmuştur. 1856.
11. TÜRKİYADA ZİRAATİN TERAKKİSİ KİMYEVİ GÜBRELER
Ne kadar ne vakit nasıl. İşbu kitap Şili’nin Azotiyet Sud (Soda) Amillerinin Türkiya, Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan acentalığının İstanbul’daki İdarehanesi tarafından meccanen verilir.
Tipois H. Mateosian. 1910.
12. “ASYA” KÜTÜPHANESİ No:1 SIHHAT NERDEDİR,
Meşahir-i Müellifinin asarından hulaseten iktibas idilmişdir. NAŞİRİ DİM. KARA SAVVAS. “Asya” Matbaasında tab olunmuşdır. 1911.
13. FETH-İ KONSTANTİNİYYE
Muharriri: A.D. MORTMANN Mütercimi: Iordanis I. LİMNİDİS. DERİSAADET Matbaa-i Aristovulos ve Anastasiadis.
Galata, Pençenbe (Perşembe) Pazar. 1909.
14. FETH-İ KONSTANTİNİYYE
Muharriri: Arhimandritis Athanasios Simeonidis.
Türkçesi Konya’nın Nevşehir kazasının aşağı (Mushara) mahallesinden berber Yusuf Ağa mahdumu Arhim. Athanasios Simeonidis tarafından yazıldı ve tab edildi. STANBOL. “ASYA” “ Matbaasında. 1909.
15. HEKAYE-İ ŞAH İSMAİL Yani ŞAH İSMAİL’in tarih-i tevellüd ve terbiyesi ile müteaddid ahvalinin beyanı ve söylemiş olduğu biyitleri (beyitleri). ATHİNA’ da NİKOLAİDİ Matbaasında tab olunmuşdur. 1909.
16. İPEK BÖCEKLERİ BESLEMESİ ve böceklere ariz olan hastalıkları hakkında muhtasar Risaledir. 1903.
17. KERKEME MONASTIRI ADELFOTİS NİZAMNAMESİDİR. Tipois “Asyas” 1909.
18. DERSAADETDE ÜRGÜPLÜLER tarafından müesses “ ARETİ “ MEARİFPERVERAN CEMİYETİNİN NİZAMNAMESİDİR. En Konstantinopolei. Tipois “Asias”. “1909.
19. DERİSAADETDE VAKİ GELVERİNİN MEARİFPERVER “NAZİANZOS” NAM UHUVVETİNİN NİZAMNAMESİ teesisi 1884
Senesinde “İhvan arasındaki aşk-ü ittifak ne kadar surur bahsdır!” En Konstantinopolei. Tipois Aristovulu kai Anastasiadu. 1909.
20. BÖCEKÇİLİK, TUT (Dut) FİDANI YETİŞDİRMEK ve İPEK BÖCEĞİ BESLEMEK HAKKINDA MALUMAT.
Muharrir ve Müellifi Ioannis Kir. Artemiadis. (Maarif-i Nezaret-i Celilesinin matbuat dahiliye behiyyesinden ruhsatnamesiyle tab olunmuştır.) En Konstantinopolei. Tipois Aristovulu kai Sas. En Galata, Pemtopazaro (Perşembe Pazarı), ar. 27-29. 1902.
21. MEŞHUR NASRADİN (Nasreddin) HOCA ve BELAGATI MEZHAKE
Yani Gülmekliğe Şayeste Mesuliyet. Tab edicisi Ioannis Nikolaidis, Tipois Ioannu Nikolaidu. 1908.
http://fehmidincer.googlepages.com/ (devamı bu linkte)
Bu küçük bibliyoğrafyada Karamanlıca Alfabesiyle yazılmış kitapların tanıtımı yapılacaktır.
Fehmi DİNÇER
1. SIHHATNUMA Yani İnsan Vücudunun Regulasına dair Risale
Fertekli Anastasios Hacı Papadopulos’tan İbtida Fransızcadan Türki Lisanına mücmelen tercüme olunarak bab-ı temsil olunmuştur.
İstanbul’da Kulalı Evangelinos Misailidis Basmahanesinde, 1860.
İşbu Risale Fertek hanedanından Çivi Zade itibarlu Hacı Anesti Ağa Hazretleri mahdumu alileri Sieur Nikolaki namı, namilerine tenmik olunmuştur.
2. COĞRAFYA Yani Cihannuma
Meşhur muallimlerin telifgerdesi olan muntazam Cografilerden Fertekli Süllü Oğlu Nikolas Theologidis marifeti ile tercüme ve tanzim ve Kulalı Evangelinos Misailidis taht-ı nezaretinde tashih ve tabb-ı temsil olunmuştur.
Cildi Evvel. İstanbul’da- Evangelinos Misailidis Basımhanesinde,1863.
3.TEVARİHAT-I UMUMİ İCMALİ OLUB
Tevarihat-ı mutenevveden Fertekli Süllüoğlu Nikolas Theologidis marifeti ile icmal ve tercüme ve Anadolu Gazetesi müellifi Kulalı Evangelinos Misailidis ziri nezaretinde tashih ve tabb-ı temsil olunmuştur.
Cildi Evvel. İstanbul’da- Evangelinos Misailidis Basımhanesinde,1863.
4. FRANSA İMPARATORU BİRİNCİ AZİM NAPOLYON’UN TEZKİRESİ
Fertekli Süllü Oğlu Nikolas Theologidis marifeti ile tercüme ve Anadolu Gazetesi müellifi ve Kulalı Evangelinos Misailidis marifeti ile tashih olunmuştur.
Der Saadetde Evangelinos Misailidis Basımhanesinde tab olunmuştur,1864.
5. TİCARET KANUNNAME-İ HUMAYUNUNA ZEYL
Sene 1276 Şevval 9
Galata’da Ermeni Kilisesi Sokağı N.17
Ohannes Mihendissian’in tabhanesine, 1860.
6. KOMFOKİOS (KONFÜÇYUS) FİLOZOFUN MEHARETİ
ÜNSİYET KİTABI
Evvela türlü Avrupa lisanlarına ve bu defa Rumi Lisanından Osmanlı Lisanına dahi tercüme olarak İoannis Lazaridis’ten tabb-ı temsil olunmuştur.
Konstantini, 1851.
7. İBADETNAME
Yani Her Ortodoksos (Ortodoks) Hristiyan olan kimselerin üzerine vacip ve farz olan ahşam (akşam) sabah okunacak tesbihat ibadetleri.
İoannis Lazaridis’in mesarifi ile kendi basmahanesinde basılmıştır.
fi Konstantinie. İOANNİS Lazaridis Basmahanesinde, 1852.
8. TEVARİHATI MÜTELEVVİN
Mesela tabiatı insaniye ve hayvanat ve nebatate mahsus olan hali keyfiyetlerin ve vakit be vakit ihdas ve gün be gün feyz bulmakta olan fenni marifet ve sanatların kitabıdır ki Kululu Evangelinos Misailidis’den münderiç ve tercüme olarak İoannis Lazaridis Basmahanesinde sureti mahsuseleri ile tab ve temsil olunmuştur.
Cildi Evvel.
Konstantinople, 1851.
9. PSALTRİON
Yani ZEBUR-I DAVUD
İbraniceden tercüme olub İstanbul’da Cercel’in Basmahanesinde tab olunmuştur.1855
10. AZİZ KİTABLAR Yahut AHDİ ATİK İLE AHDİ CEDİDDE
Yani Palaia kai Diathiki’de mevcut olan kitaplar.
Açık Türkçe Lisanına tercüme olup Halia Palaia İkinci ve Nea üçüncü defa basma olunarak bu defa bir cildde neşr olunuyor.
İSTANBUL’da Cercel’in Tab hanesinde tab olunmuştur. 1856.
11. TÜRKİYADA ZİRAATİN TERAKKİSİ KİMYEVİ GÜBRELER
Ne kadar ne vakit nasıl. İşbu kitap Şili’nin Azotiyet Sud (Soda) Amillerinin Türkiya, Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan acentalığının İstanbul’daki İdarehanesi tarafından meccanen verilir.
Tipois H. Mateosian. 1910.
12. “ASYA” KÜTÜPHANESİ No:1 SIHHAT NERDEDİR,
Meşahir-i Müellifinin asarından hulaseten iktibas idilmişdir. NAŞİRİ DİM. KARA SAVVAS. “Asya” Matbaasında tab olunmuşdır. 1911.
13. FETH-İ KONSTANTİNİYYE
Muharriri: A.D. MORTMANN Mütercimi: Iordanis I. LİMNİDİS. DERİSAADET Matbaa-i Aristovulos ve Anastasiadis.
Galata, Pençenbe (Perşembe) Pazar. 1909.
14. FETH-İ KONSTANTİNİYYE
Muharriri: Arhimandritis Athanasios Simeonidis.
Türkçesi Konya’nın Nevşehir kazasının aşağı (Mushara) mahallesinden berber Yusuf Ağa mahdumu Arhim. Athanasios Simeonidis tarafından yazıldı ve tab edildi. STANBOL. “ASYA” “ Matbaasında. 1909.
15. HEKAYE-İ ŞAH İSMAİL Yani ŞAH İSMAİL’in tarih-i tevellüd ve terbiyesi ile müteaddid ahvalinin beyanı ve söylemiş olduğu biyitleri (beyitleri). ATHİNA’ da NİKOLAİDİ Matbaasında tab olunmuşdur. 1909.
16. İPEK BÖCEKLERİ BESLEMESİ ve böceklere ariz olan hastalıkları hakkında muhtasar Risaledir. 1903.
17. KERKEME MONASTIRI ADELFOTİS NİZAMNAMESİDİR. Tipois “Asyas” 1909.
18. DERSAADETDE ÜRGÜPLÜLER tarafından müesses “ ARETİ “ MEARİFPERVERAN CEMİYETİNİN NİZAMNAMESİDİR. En Konstantinopolei. Tipois “Asias”. “1909.
19. DERİSAADETDE VAKİ GELVERİNİN MEARİFPERVER “NAZİANZOS” NAM UHUVVETİNİN NİZAMNAMESİ teesisi 1884
Senesinde “İhvan arasındaki aşk-ü ittifak ne kadar surur bahsdır!” En Konstantinopolei. Tipois Aristovulu kai Anastasiadu. 1909.
20. BÖCEKÇİLİK, TUT (Dut) FİDANI YETİŞDİRMEK ve İPEK BÖCEĞİ BESLEMEK HAKKINDA MALUMAT.
Muharrir ve Müellifi Ioannis Kir. Artemiadis. (Maarif-i Nezaret-i Celilesinin matbuat dahiliye behiyyesinden ruhsatnamesiyle tab olunmuştır.) En Konstantinopolei. Tipois Aristovulu kai Sas. En Galata, Pemtopazaro (Perşembe Pazarı), ar. 27-29. 1902.
21. MEŞHUR NASRADİN (Nasreddin) HOCA ve BELAGATI MEZHAKE
Yani Gülmekliğe Şayeste Mesuliyet. Tab edicisi Ioannis Nikolaidis, Tipois Ioannu Nikolaidu. 1908.
http://fehmidincer.googlepages.com/ (devamı bu linkte)
(DEVAM EDECEK) Fehmi Dinçer
Etiketler:
KARAMANLICA KİTAPLAR-FEHMİ DİNÇER
GOOGLE’DA ETKİN ARAMA NASIL YAPILIR?
Google'da aşağıda anlatıldığı gibi arama yaparsanız her türlü formattaki bilgileri elde etme şansı artmaktadır.
Google arama yaptığınız konu ile ilgili ve önemli olan sayfaları bulmak için ileri bir metin eşleştirme yolu izler. Bir sayfa incelendiğinde bu sayfadan bağlantı alan diğer sayfaların da konu ile ilgili içeriği incelenir. Ayrıca aradığınız terimlerin sayfa içinde birbirlerine daha yakın olduğu sayfalar tercih edilir.
Google size yalnızca aradığınız terimlerin tümünü içeren sayfaları getirir. Terimlerin arasına "and"/("ve") eklemenize gerek yoktur. Bir aramayı daraltmak için daha çok terim eklemeniz yeterlidir.
Aramanızdan bir kelime çıkarmak için o kelimenin başına eksi koymanız yeterli olur.
Google stop sözcükleri olarak bilinen protokol ve sonek tipindeki kelime ve karakterleri ihmal eder. 'http' ve '.com' gibi terimleri yazmanızın bir anlamı yoktur. Tek bir harf veya rakam girilmiş gibi ihmal edilecektir. Çünkü bu terimler aramaya yardımcı olmayacağı gibi hızın da düşmesine neden olur.
Ama siz bu terimleri ille de aramaya dahil etmek istiyorsanız çözüm başlarına bir boşluktan sonra '+' koymaktır
Google en kesin aramaların yapılması ilkesiyle çalışır, soyağacı araması yapmaz. Bu nedenle 'deniz*' şeklinde girilen kelimelerde 'denizci' araması yapılmaz.
Aramalar büyük-küçük harfe duyarlı değildir. Bütün harfler, nasıl yazmış olursanız olun, küçük harfler olarak anlaşılır.
Google'da aramalar, vurgulara ve diyakritik (virgül,tırnak vs.)işaretlere duyarlı değildir. Yani,”Istanbul” ve “İstanbul” aynı sayfaları bulacaktır. Bu gibi iki kelimeyi ayırmak isterseniz, '+Istanbul' ve '+İstanbul' gibi bir + işareti kullanın.
Genelde kullanıcılarca bilinen bir özelliği ise "tırnak içi" aramalardır. Bu aramalarda yazılan kelimeler bir arada aranır. Bunun gibi tireler, bölüm işaretleri, virgüller, eşittir işaretleri ve aynı apostrof işaretleri de google tarafından deyim bağlayıcı olarak tanınır.
GOOGLE ANA DİZİNDE ETKİN ARAMA
Aşağıdaki satırı oldugu gibi ARAMA bölümüne kopyalayıp aradığınız programın adını yazın.
GOOGLE’DA PROGRAM ARAMA
"parent directory " /program ismi/ -xxx -html -htm -php -shtml -opendivx -md5 -md5sums
Benzer şekilde oyun, MP3, DVD film vs. de aşağıdaki gibi yapılır.
GOOGLE’DA OYUN ARAMA
Aşağıdaki satırı oldugu gibi kopyalayıp aradığınız oyunun adını yazın.
"parent directory " oyun ismi -xxx -html -htm -php -shtml -opendivx -md5 -md5sums
GOOLE’DA DVD FİLM ARAMA
Aşağıdai satırı oldugu gibi kopyalayıp aradiginiz DVD filminin adını yazın.
"parent directory " DVD film -xxx -html -htm -php -shtml -opendivx -md5 -md5sums
GOOGLE’DA XVİD FİLM ARAMA Aşağıdaki satırı oldugu gibi kopyalayıp aradiginiz xvid filminin adını yazın."parent directory " Xvid film -xxx -html -htm -php -shtml -opendivx -md5 -md5sums
GOOGLE’DA MP3 ARAMA
Aşağıdaki satırı oldugu gibi kopyalayip aradığınız MP3'ün adını yazın.
"parent directory " MP3 -xxx -html -htm -php -shtml -opendivx -md5 -md5sumsÖRNEK:Adobe Photoshop arıyorum ve yazmam gerekenler:"parent directory " / adobe photoshop/ -xxx -html -htm -php -shtml -opendivx -md5 -md5sums MP3 aramak için baska bir yöntem daha var:?intitle:index.of? mp3 sanatçı ismi veya sarkı adıÖrnek:?intitle:index.of? mp3 Cem Karaca
GOOGLE ARAMADA DİĞER ÖZELLİKLER
1. Üst üste iki noktayla bitirilen kelimeler Google'da operatördür. Örneğin, Google'ın sitesindeki basın bilgilerini bulmak istiyorsanız 'press site' operatörünü kullanabilirsiniz. press site: www.google.com araması sizi Google basın bilgilerine götürecektir.
GOOGLE’DA TANIM ARAMA
2.Tanım aramak için define kelimesini ardından : ile kullandığınızda (örneğin define: perl) yazdığınız kelimenin İnternet üzerindeki İngilizce tanımlarının bir sıralamasına ulaşabilirsiniz.
GOOGLE’DA PDF yada DOC tipi DOSYA ARAMA
3.Sadece pdf (veya doc) formundaki dosyaları mı görüntülemek istiyorsunuz. O zaman aramak için yazdığınız kelimeden sonra bir boşluk bırakıp filetype:pdf yazmanız yeterli. Arama sonuçlarından, dökümanı pdf (yada doc) olanlar seçilip size ulaştırılacaktır.
GOOGLE’DA FİLM ARAMA
4.Bir film ile ilgili bilgilere de erişebilirsiniz. Movie:Film Adı yazmanız yeterlidir. Ör: movie:GORA , movie:titanic gibi...
5. Herhangi bir sayfaya kaç yerde işaret edildiğini mi merak ediyorsunuz. Bunun için opertatörünüz 'link:' link: url sorgusu, size, bu siteye işaret eden bütün siteleri görüntüler. Örneğin, link: http://www.google.com/ size Google'ın ana sayfasını işaret eden bütün sayfaları gösterir.
6. http://scholar.google.com/ adresi bilim adamı ve araştırmacılar için hazırlanmıştır. (Bilimsel yayınlar,konferanslar v.b)
7. maps.google.com ve Google Earth Uydu fotografları ile tüm dünyadan en küçük birimlere kadar haritalar sunar.
GOOGLE HESAP MAKİNESİ
8. Google Hesap Makinesi: Google arama alanına 12+24*5 yazıp enter ile sonuca ulaşabilirsiniz. Benzer şekilde üs ve kök işlemlerini de (kök alma operatörünü İngilizce yazmak koşuluyla) yapabilirsiniz. Bunları arama alanına 2^20 veya sqrt(-4) yazarak elde edebilirsiniz. Daha çok işinize yarayacak bir şey ise bir türlü anlayamadığımız birim sistemi dönüşümlerine imdada koşar. 16 feet in centimeters araması size 487.68 cm olarak yanıtı verecektir. Kullandığınız ekranın kaç santimetre olduğunu da bulabilirsiniz.Örneğin 17 inç lik ekran için : 17 inch in centimeters yazdığınızda 17 inch = 43.18 centimeters cevabını alırsınız.
9. DOCS&SPREADSHEET
WORD ve EXCEL Programlarının benzerini kullanabilirsiniz.
Fehmi DİNÇER
Etiketler:
GOOGLE ETKİN ARAMA-FEHMİ DİNÇER
11 Şubat 2007 Pazar
TARİHİ FERTEK ÇEŞMELERİ
HACI OSMAN EFENDİ ÇEŞMESİ
Niğde-Fertek Kasabasında bulunan fakat işlevlerini yitiren tarihi çeşmelerden birisi de Hacı Osman Efendi çeşmesidir. Fertek Çay Mahallesinde yer almaktadır. Bu çeşmenin üzerinde bulunan kitabeden 1215 Hicri/ 1800 Miladi yılında yapılmıştır. Yaptıran kişi Hacı Osman Efendidir.([1]) Çeşmenin kitabesi ana nişin kuzey duvarında bulunmaktadır. Kitabe, taş levhaya nesih hat ile üç satır olarak yazılmıştır.
Osmanlı Türkçesi ile yazılan kitabe aşağıda verilmiştir:
تاريخ جشمه اب حيات و ماء زمزم زلال (1
صو ايجن ايلسك الحاج عثمان افنديه دعا (2
سنه 1215 (3
1. Tarih-i çeşme ab-ı hayat ve ma-i zemzem-i zülal
( Soğuk tatlı zemzem ve hayat suyu tarihi çeşmesi )
2. Su içen eylesin el-Hacc Osman Efendi’ye dua
3. Sene 1215
Bu çeşme orjinal özelliklerini muhafaza etmesine rağmen işlevlerini yitirmiştir. Çeşmenin inşasında ağırlıklı olarak sarımtrak renkte trakit taşı kullanılmıştır. Ayrıca iki sivri kemerli nişin bir kemerinde ne siyah taşa yer verilmiştir. Nişin kemerlerinde siyah ve sarı renklerde kesme taş kullanılarak renk kontrastı oluşturulmuştur.Nişin cephe veiç kısmı, kemerin üzengi hizasından itibaren profilli silmeyle hareketlendirilmiştir. Ayrıca çeşmenin cephesi, üç yaandan diş motifini hatırlatan plastik bezemeyle çerçeve içerisine alınarak yapının monotonluğu giderilmeye çalışılmıştır.([2])
Fehmi DİNÇER
Ocak 2007,Ankara
HACI OSMAN EFENDİ ÇEŞMESİ
Niğde-Fertek Kasabasında bulunan fakat işlevlerini yitiren tarihi çeşmelerden birisi de Hacı Osman Efendi çeşmesidir. Fertek Çay Mahallesinde yer almaktadır. Bu çeşmenin üzerinde bulunan kitabeden 1215 Hicri/ 1800 Miladi yılında yapılmıştır. Yaptıran kişi Hacı Osman Efendidir.([1]) Çeşmenin kitabesi ana nişin kuzey duvarında bulunmaktadır. Kitabe, taş levhaya nesih hat ile üç satır olarak yazılmıştır.
Osmanlı Türkçesi ile yazılan kitabe aşağıda verilmiştir:
تاريخ جشمه اب حيات و ماء زمزم زلال (1
صو ايجن ايلسك الحاج عثمان افنديه دعا (2
سنه 1215 (3
1. Tarih-i çeşme ab-ı hayat ve ma-i zemzem-i zülal
( Soğuk tatlı zemzem ve hayat suyu tarihi çeşmesi )
2. Su içen eylesin el-Hacc Osman Efendi’ye dua
3. Sene 1215
Bu çeşme orjinal özelliklerini muhafaza etmesine rağmen işlevlerini yitirmiştir. Çeşmenin inşasında ağırlıklı olarak sarımtrak renkte trakit taşı kullanılmıştır. Ayrıca iki sivri kemerli nişin bir kemerinde ne siyah taşa yer verilmiştir. Nişin kemerlerinde siyah ve sarı renklerde kesme taş kullanılarak renk kontrastı oluşturulmuştur.Nişin cephe veiç kısmı, kemerin üzengi hizasından itibaren profilli silmeyle hareketlendirilmiştir. Ayrıca çeşmenin cephesi, üç yaandan diş motifini hatırlatan plastik bezemeyle çerçeve içerisine alınarak yapının monotonluğu giderilmeye çalışılmıştır.([2])
Fehmi DİNÇER
Ocak 2007,Ankara
http://fehmidincer.googlepages.com/
[1] Osman Efendi (SÜMER)
[2] M.Özkarcı, Niğde-Fertek’te Osmanlı Dönemi mimari Eserleri ve Türk Mimarisindeki Yeri-Türk Tarih kongresi(14.:2002:Ankara)
[1] Osman Efendi (SÜMER)
[2] M.Özkarcı, Niğde-Fertek’te Osmanlı Dönemi mimari Eserleri ve Türk Mimarisindeki Yeri-Türk Tarih kongresi(14.:2002:Ankara)
Etiketler:
HACI OSMAN EFENDİ ÇEŞMESİ-FEHMİ DİNÇER
29 Ocak 2007 Pazartesi
27 Ocak 2007 Cumartesi
OSMANLI TÜRKÇESİNDE KULLANILAN ARAPÇA KÖKENLİ
KELİMELERİN KÖKLERİNİ BULMA YÖNTEMİ
Arapça kökenli kelimeler genellikle 3 sessiz 1 sesli harften oluşur. Bu nedenle T veya M harfi ile başlayan Osmanlıca kelimelerden sondan 3 bazende 2 sessiz harf baz alınır. Aslında 2 sessiz harf alınmasının nedeni 2 sessiz harfin 2 kere tekrara etmesindendir.Örneğin Hakk, Hall vs. Gibi.
Sondaki T okunmaz.
Sondan üçüncü harf T ise okunmaz.
Bazı harfler eşdeğerlidir. D sesli harftir.
y= i v=u b=p s=z
Baştaki ilk sözcük (hece) okunmaz.
Birbirini izleyen iki sessiz harf varsa baştaki sessiz harf okunmaz.
ÖRNEKLER:
KELİMELERİN KÖKLERİNİ BULMA YÖNTEMİ
Arapça kökenli kelimeler genellikle 3 sessiz 1 sesli harften oluşur. Bu nedenle T veya M harfi ile başlayan Osmanlıca kelimelerden sondan 3 bazende 2 sessiz harf baz alınır. Aslında 2 sessiz harf alınmasının nedeni 2 sessiz harfin 2 kere tekrara etmesindendir.Örneğin Hakk, Hall vs. Gibi.
Sondaki T okunmaz.
Sondan üçüncü harf T ise okunmaz.
Bazı harfler eşdeğerlidir. D sesli harftir.
y= i v=u b=p s=z
Baştaki ilk sözcük (hece) okunmaz.
Birbirini izleyen iki sessiz harf varsa baştaki sessiz harf okunmaz.
ÖRNEKLER:
TENFİZ /İnfaz
TEMDİN /Medenileştirmek
MUKATELE /KATL
HAKARET/ TAHKİR
TAGAFÜL /GAFLET
TAKBİH /Kabahat
TEHCİR /HİCRET
MÜKELLEF /KÜLFET
İZDİVAÇ/ ZEVC
İHTİRAB/ HARB
İHTİRAS /HIRS
MUKTEBES /KABZ
İMTİSAL /MİSAL
TEHALUK /HELAK
MAKBUL /KABUL
MAZBUT/ ZABT
TASDİK /SIDK
OSMANLI TÜRKÇESİNDE TEKİL/ÇOĞUL KELİMELER
Keder- Ekdar Sınf -Esnaf Hüzn-Ahzan
Sebeb- Esbab Devr- Edvar Rızk- Erzak
Hükm -Ahkam Şahıs -Eşhas Zaman -Ezmine
Hulk -Ahlak İlm -Ulum Mülk- Emlak
Yetim -Eytam Tacir -Tüccar Tarih- Tevarih
Vekil -Vükela Meta- Emtia Libas- Elbise
Veli -Evliya Fen -Fünun Kanun -Kavanin
Rem -Rüsum Cahil- Cühela Talib -Talebe
Misal- Emsal Vasf -Evsaf Vakt -Evkat
Alim -Ulema Fakir -Fukara Şekl -Eşkal
Fehmi DİNÇER
2006 Ankara
Etiketler:
OSMANLICA KELİMELER ÜZERİNE-FEHMİ DİNÇER
25 Ocak 2007 Perşembe
Etiketler:
BAĞLANTILAR-FEHMİ DİNÇER
MEHMET GALİB BEY
Mehmed Galib bey, Niğde’li Kadı Şerif Efendizade Mehmed Said Efendi’nin oğludur. 1270 (1853-54)’te Niğde Sancağı dahilinde Dilmason (veya Adırmuson/Koyunlu) köyünde doğdu. Amcası Kadı Mes’ud Efendinin kızı Nuriye ile evlendi ve bu evlilikten Ahmet, Abdullah, Kenan, Ali ve Zeki adlarında 5 çocukları olmuştur. Müşfik ve Yıldız Kenter’lerin babası Ahmet Naci Özer Bey, Mehmed Galip Bey’in oğludur. ( Ahmet Naci Özer Bey, Lozan görüşmelerinde İsmet İnönü’nün Özel Kalem Müdürlüğünü de yapmış bir hariciyecidir.Eğitimini Glasgow Üniversitesinde Elektrik Mühendisliği dalında yapmıştır. Ahmet Bey, İngilizce ve Fransızca bilirdi. Eşi ( Olga Cynthia ) Nadide Hanım İngiliz olduğu için Dışişleri görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.) 1286(1869-70)’da Muş Tahrirat Müdüriyeti Muavinliğine tayin olundu. Bir sene sonra istanbul’a gelip Maliye Mektubi Odasına devam etti. 1290 (1873-74)’da Süleymaniye Tahrirat Müdüriyeti’ne, sekiz ay sonra da Bağdat Temyiz Meclisi Başkitabetine nasbedildi. f/d
Muhtelif tarihlerde Tuna Mektubi Kalemi Ser-halifeliğinde, Teke Bidayet Ceza Riyasetinde, Konya, Selanik, Adana Bağdat, Trabzon, Sivas, Ankara Bidayet ve İstinaf riyaset ve müdde-i umumiliklerinde, Kosova, Manastır, Cezair-i Bahr-i Sefid ve Aydın, Selanik Adliye Müfettişliklerinde bulundu. f/d
Rütbe-i ula sınıf-ı evvelini ihraz (birinci sınıfa ayrıldı) eyledi. 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanını müteakiben İttihad ve Terakki Hükümetince Meclis-i Ayan Azalığına tayin ve tevkir olundu. f/d
Mehmed Galib Bey’in Teke Bidayet Ceza Riyasetinde görevli bulunduğu sırada tanıştığı genç Kadı adaylarından Tevfik (Dinçer)’in(*) daha sonraki yıllarda baldızı Sıddıka ile evlilikleri münasebetiyle bacanak olurlar. Bu ailevi ilişkiler iki bacanağın Fertek’e yerleşmelerine neden olur. f/d
Prof.Dr.Hüseyin Avni Göktürk’ün daha Orta Okul sıralarında Fransızca öğrenmesini sağlayan da Mehmed Galib Bey’in oğlu Ahmet Naci Özer olmuştur. Bu ilişkiler Prof.Dr.Hüseyin Avni Göktürk’ün Liseyi Konya’da okumasını ve Üniversite yıllarında İsraeli Alliance okullarında öğretmenlik yapmasını da sağlamıştır. f/d
Mehmed Galib Bey, Türkiye’de Masonluğu kuran ilk 10 kişiden birisidir.
Kendisi ilk olarak Selanik’te faaliyet gösteren Makedonya Risorta Locasına 08.10.1908’de kabul edilmiştir. Macedonia Risorta Locasının Matrikül (Üye) listesinde 1854 tarihinde Niğde’de doğduğu ve Selanik’te Adliye Müfettişi olduğu belirtilmektedir. Aynı Locanın diğer üyeleri Talat Raşa, Rıza Tevfik, Mehmet Cavit Bey gibi İttihat Terakkinin önderleridir. Türkiye’de ilk masonluk örgütünü kurmak için (Süprem Konsey) dokuz 33. dereceli masonun biraraya gelmesi gerekmektedir. Bu nedenle Makedonya Risorta Locasının 10 Türk üyesi 33.dereceye yükseltilir. Bu yükseltilen üyelerden biri de Talat Paşa, Mehmet Cavit, Rıza Tevfik, Mithat Şükrü Bleda ile birlikte Mehmet Galib Beydir. Bu masonların 33.dereceye kabulleri 03.Mart 1909 tarihinde olmuştur. Türk Süprem Konseyi’nin de fiilen kuruluşu, gereken nisap sağlanmış olduğundan, Türkiye’de masonluğun kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir. Mehmed Galib Bey’in İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi ve Masonluğun ülkemizde ilk kurucularından olması onu Ayan Meclisi üyeliğine de taşımıştır. f/d
24 Rebiulevvel 1333 (10 Şubat 1915)’te vefat etti.”Altı da birdir üstüde birdir yerin” hikmetine adem-i dikkatle öteden beri kübera-yı emvata tahsis kılınmış Sultan Mahmud Türbesi haziresine defnedildi. Eşi Nuriye Hanım ise 1929 yılında vefat etmiş olup, mezarı Fertek Ömerağa Camiisindedir. f/d
Ebubekir Hazım Tepeyran (**) Hatıralar adlı eserinde Konya’da ve vilayete bağlı yerlerdeki şairlerden bahsederken, ”Bunlar arasında, daha doğrusu onların başında:
“Gel, ne korkarsın ecel, simayı zerdimden benim,
“Kurtar Allah aşkına dünyayı, derdimden benim.”
matla’lı gazeli plaklara alınan İstinaf Müdde-i umumisi (savcısı ) ve Ayan Meclisi Azası merhum Mehmed Galib Bey bulunuyordu.Bu tarihten 25 sene kadar bir müddet sonra Galib Bey, taksimdeki Fransız Hastanesinde vefat etti.İntizar hali üç gün sürdü. Zavallı şair bir türlü ıztıraptan kurtulamadı. Ben her gün bir kaç saat onun başı ucunda bulunarak; Azraili çağıran; bu iki mısraını teesürle hatırladım durdum.” (Hatıralar-Sf. 30-31)
Ebubekir Hazim Tepeyran (**) yine Hatıralar adlı eserinde aralarında geçen bir hatırayı anlatırken:
“ 1898’de Selanik ve Manastır Vilayetlerinin Adliye Müfettişi Mehmet Galip Bey Selanik’e giderken Dedeağaç’a uğradı. Galip Bey’le hayli eski bir dostluğumuzla beraber yakın akrabalığımız da vardır.” dedikten sonra Mehmet Galip, Ebubekir Hazim Tepeyran’la ilgili Abdülhamit’e yapılan jurnal hadisesini anlatmaktadır. (Hatıralar- Ebubekir Hazim Tepeyran-sf. 307-310)
Mehmed Galib Bey, Mısır’da ve Paris’te yayınlanan Meşveret ve Şura-yı Ümmet ile Manastır’da yayınlanan Neyyir-i Hakikat gazetelerinde Fikri mahlasıyla şiirleri yayınlanmıştır. Süleyman Nazif’in İbnülemin Mahmut Kemal İnal’a gönderdiği bir yazıda “ Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat’te ( Cild 3, sf. 162) Fikri imzasıyla gayet metin ve Muallim Naci’yi bile metanetiyle i’cab etmiş bir gazel ile bir iki mensure vardır. Bu gazel Meclis-i Ayan azalığında iken vefat eden Niğde’li Mehmed Galib Beyindir. Böyle olduğunu Basra’da bulunduğum sırada adıgeçenin dostlarından Ammare Mutasarrıfı Rakım efendi’den işitmiş ve İstanbul’a gelişimde bizzat kendisinden tahkik ve tevsik etmiştim. Mehmed Galib Bey de Eşref’in bela-yı hicvinden kurtulamadı. Eşref, Galib Bey’i Bağdat İstinaf Ceza Riyaseti’nde bulunduğu zaman el hükmü li’l- galib ( Hüküm Galib’indir) meselini tazammun eden bir kıta ile hicv etmişti.” diye bahsetmektedir. f/d
Muallim Naci de Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat’te Mehmet Galib Bey’in yazdığı Gazel’in altına şu satırları yazmıştır.
“Cenab-ı Fikri’nin "Züğürt Tesellisi" ve "Mahallemizin Kaldırımları" ünvanları ile neşrettiğimiz iki parça nesrinde görülen letafet, kendisinin hakikaten şairane bir tabiate malik bulunduğuna ve istediği halde asar-ı manzume (manzum eser) dahi vücuda getirebileceğine şehadet etmişti. Fakat doğrusunu söyleyelim: Bu kadar metin bir gazel nazmedebileceğini hiç ummuyorduk. Fikri’nin me’mulumuzun fevkinde olan bu iktidar-ı nazımanesini görünce şairin kuvve-i nazmiyyesini tahminde yanılmış olduğumuzu anlayarak
Vurma dem keşf-i hakayıktan bela-yı vehmile
Katre tahmin ettiğin dil marifet ummanıdır
beytini yadeyledik.Bundan böyle hazret-i Fikri’nin manzum ve mensur bir çok asarını (eserini) neşre vasıta olarak nev-be-nev iktisab-ı şeref etmek ümidindeyiz.” f/d
Mehmet Galib Bey’in iki şiiri aşağıda verilmiştir:
Mehmed Galib bey, Niğde’li Kadı Şerif Efendizade Mehmed Said Efendi’nin oğludur. 1270 (1853-54)’te Niğde Sancağı dahilinde Dilmason (veya Adırmuson/Koyunlu) köyünde doğdu. Amcası Kadı Mes’ud Efendinin kızı Nuriye ile evlendi ve bu evlilikten Ahmet, Abdullah, Kenan, Ali ve Zeki adlarında 5 çocukları olmuştur. Müşfik ve Yıldız Kenter’lerin babası Ahmet Naci Özer Bey, Mehmed Galip Bey’in oğludur. ( Ahmet Naci Özer Bey, Lozan görüşmelerinde İsmet İnönü’nün Özel Kalem Müdürlüğünü de yapmış bir hariciyecidir.Eğitimini Glasgow Üniversitesinde Elektrik Mühendisliği dalında yapmıştır. Ahmet Bey, İngilizce ve Fransızca bilirdi. Eşi ( Olga Cynthia ) Nadide Hanım İngiliz olduğu için Dışişleri görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.) 1286(1869-70)’da Muş Tahrirat Müdüriyeti Muavinliğine tayin olundu. Bir sene sonra istanbul’a gelip Maliye Mektubi Odasına devam etti. 1290 (1873-74)’da Süleymaniye Tahrirat Müdüriyeti’ne, sekiz ay sonra da Bağdat Temyiz Meclisi Başkitabetine nasbedildi. f/d
Muhtelif tarihlerde Tuna Mektubi Kalemi Ser-halifeliğinde, Teke Bidayet Ceza Riyasetinde, Konya, Selanik, Adana Bağdat, Trabzon, Sivas, Ankara Bidayet ve İstinaf riyaset ve müdde-i umumiliklerinde, Kosova, Manastır, Cezair-i Bahr-i Sefid ve Aydın, Selanik Adliye Müfettişliklerinde bulundu. f/d
Rütbe-i ula sınıf-ı evvelini ihraz (birinci sınıfa ayrıldı) eyledi. 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanını müteakiben İttihad ve Terakki Hükümetince Meclis-i Ayan Azalığına tayin ve tevkir olundu. f/d
Mehmed Galib Bey’in Teke Bidayet Ceza Riyasetinde görevli bulunduğu sırada tanıştığı genç Kadı adaylarından Tevfik (Dinçer)’in(*) daha sonraki yıllarda baldızı Sıddıka ile evlilikleri münasebetiyle bacanak olurlar. Bu ailevi ilişkiler iki bacanağın Fertek’e yerleşmelerine neden olur. f/d
Prof.Dr.Hüseyin Avni Göktürk’ün daha Orta Okul sıralarında Fransızca öğrenmesini sağlayan da Mehmed Galib Bey’in oğlu Ahmet Naci Özer olmuştur. Bu ilişkiler Prof.Dr.Hüseyin Avni Göktürk’ün Liseyi Konya’da okumasını ve Üniversite yıllarında İsraeli Alliance okullarında öğretmenlik yapmasını da sağlamıştır. f/d
Mehmed Galib Bey, Türkiye’de Masonluğu kuran ilk 10 kişiden birisidir.
Kendisi ilk olarak Selanik’te faaliyet gösteren Makedonya Risorta Locasına 08.10.1908’de kabul edilmiştir. Macedonia Risorta Locasının Matrikül (Üye) listesinde 1854 tarihinde Niğde’de doğduğu ve Selanik’te Adliye Müfettişi olduğu belirtilmektedir. Aynı Locanın diğer üyeleri Talat Raşa, Rıza Tevfik, Mehmet Cavit Bey gibi İttihat Terakkinin önderleridir. Türkiye’de ilk masonluk örgütünü kurmak için (Süprem Konsey) dokuz 33. dereceli masonun biraraya gelmesi gerekmektedir. Bu nedenle Makedonya Risorta Locasının 10 Türk üyesi 33.dereceye yükseltilir. Bu yükseltilen üyelerden biri de Talat Paşa, Mehmet Cavit, Rıza Tevfik, Mithat Şükrü Bleda ile birlikte Mehmet Galib Beydir. Bu masonların 33.dereceye kabulleri 03.Mart 1909 tarihinde olmuştur. Türk Süprem Konseyi’nin de fiilen kuruluşu, gereken nisap sağlanmış olduğundan, Türkiye’de masonluğun kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir. Mehmed Galib Bey’in İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi ve Masonluğun ülkemizde ilk kurucularından olması onu Ayan Meclisi üyeliğine de taşımıştır. f/d
24 Rebiulevvel 1333 (10 Şubat 1915)’te vefat etti.”Altı da birdir üstüde birdir yerin” hikmetine adem-i dikkatle öteden beri kübera-yı emvata tahsis kılınmış Sultan Mahmud Türbesi haziresine defnedildi. Eşi Nuriye Hanım ise 1929 yılında vefat etmiş olup, mezarı Fertek Ömerağa Camiisindedir. f/d
Ebubekir Hazım Tepeyran (**) Hatıralar adlı eserinde Konya’da ve vilayete bağlı yerlerdeki şairlerden bahsederken, ”Bunlar arasında, daha doğrusu onların başında:
“Gel, ne korkarsın ecel, simayı zerdimden benim,
“Kurtar Allah aşkına dünyayı, derdimden benim.”
matla’lı gazeli plaklara alınan İstinaf Müdde-i umumisi (savcısı ) ve Ayan Meclisi Azası merhum Mehmed Galib Bey bulunuyordu.Bu tarihten 25 sene kadar bir müddet sonra Galib Bey, taksimdeki Fransız Hastanesinde vefat etti.İntizar hali üç gün sürdü. Zavallı şair bir türlü ıztıraptan kurtulamadı. Ben her gün bir kaç saat onun başı ucunda bulunarak; Azraili çağıran; bu iki mısraını teesürle hatırladım durdum.” (Hatıralar-Sf. 30-31)
Ebubekir Hazim Tepeyran (**) yine Hatıralar adlı eserinde aralarında geçen bir hatırayı anlatırken:
“ 1898’de Selanik ve Manastır Vilayetlerinin Adliye Müfettişi Mehmet Galip Bey Selanik’e giderken Dedeağaç’a uğradı. Galip Bey’le hayli eski bir dostluğumuzla beraber yakın akrabalığımız da vardır.” dedikten sonra Mehmet Galip, Ebubekir Hazim Tepeyran’la ilgili Abdülhamit’e yapılan jurnal hadisesini anlatmaktadır. (Hatıralar- Ebubekir Hazim Tepeyran-sf. 307-310)
Mehmed Galib Bey, Mısır’da ve Paris’te yayınlanan Meşveret ve Şura-yı Ümmet ile Manastır’da yayınlanan Neyyir-i Hakikat gazetelerinde Fikri mahlasıyla şiirleri yayınlanmıştır. Süleyman Nazif’in İbnülemin Mahmut Kemal İnal’a gönderdiği bir yazıda “ Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat’te ( Cild 3, sf. 162) Fikri imzasıyla gayet metin ve Muallim Naci’yi bile metanetiyle i’cab etmiş bir gazel ile bir iki mensure vardır. Bu gazel Meclis-i Ayan azalığında iken vefat eden Niğde’li Mehmed Galib Beyindir. Böyle olduğunu Basra’da bulunduğum sırada adıgeçenin dostlarından Ammare Mutasarrıfı Rakım efendi’den işitmiş ve İstanbul’a gelişimde bizzat kendisinden tahkik ve tevsik etmiştim. Mehmed Galib Bey de Eşref’in bela-yı hicvinden kurtulamadı. Eşref, Galib Bey’i Bağdat İstinaf Ceza Riyaseti’nde bulunduğu zaman el hükmü li’l- galib ( Hüküm Galib’indir) meselini tazammun eden bir kıta ile hicv etmişti.” diye bahsetmektedir. f/d
Muallim Naci de Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat’te Mehmet Galib Bey’in yazdığı Gazel’in altına şu satırları yazmıştır.
“Cenab-ı Fikri’nin "Züğürt Tesellisi" ve "Mahallemizin Kaldırımları" ünvanları ile neşrettiğimiz iki parça nesrinde görülen letafet, kendisinin hakikaten şairane bir tabiate malik bulunduğuna ve istediği halde asar-ı manzume (manzum eser) dahi vücuda getirebileceğine şehadet etmişti. Fakat doğrusunu söyleyelim: Bu kadar metin bir gazel nazmedebileceğini hiç ummuyorduk. Fikri’nin me’mulumuzun fevkinde olan bu iktidar-ı nazımanesini görünce şairin kuvve-i nazmiyyesini tahminde yanılmış olduğumuzu anlayarak
Vurma dem keşf-i hakayıktan bela-yı vehmile
Katre tahmin ettiğin dil marifet ummanıdır
beytini yadeyledik.Bundan böyle hazret-i Fikri’nin manzum ve mensur bir çok asarını (eserini) neşre vasıta olarak nev-be-nev iktisab-ı şeref etmek ümidindeyiz.” f/d
Mehmet Galib Bey’in iki şiiri aşağıda verilmiştir:
NAGAMAT-I CEZBE
La-mekan paye-i endişeme olmaz mikyas
Edemem tab’ım ile alem-i imkanı kıyas
Benim ol arif-i azade-ser-i kayd-ı hevas
Akl-ı kül feyz-i cünunumla eder istinas
Feyz-i vahdet bulur elbette tesavir-i şuun
Sırr-ı ayine-i ikanıma ettikçe temas
“Masüvay’ul aşk” edemez fikrim ile istimzac
Giremez hatır-ı sevda-zedeme havf ü hiras
Çok mudur cezbe-i hüsnünle enel’l aşk desem
Aşk-ı hüsnündür olan ahsen-i takvime esas
MEHMED GALİB (FİKRİ)
GAZEL
Gel ne korkarsın ecel sima-yı zerdimden benim
Kurtar Allah aşkına dünyayı derdimden benim
Bir Hudai aşıkım tahlil olunsa tıynetim
Dehre bin Mecnun gelirher cüz-i ferdimden benim
Ra’d ü berki bak ne müdhiştir heva-yı aşkımın
Ru-nüma bin yıldırım bin ah-ıserdimden benim
Dil teselli-yab olur reng-i sirişk-i alden
Bir nişandır çünki rengini-i verdimden benim
Sen tabibim ol yetiş kurtar bu gamdan canımı
Gel ne korkarsın ecel simay-yı zerdimden benim
MEHMED GALİB ( FİKRİ )
Kaynak:Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat, Cild 3, s.632. f/d
(*) Kadı Tevfik (Dinçer), hem Osmanlı döneminde kadılık görevinde bulunmuş, hemde Cumhuriyet döneminde savcılık ve hakimlik yapmış olup, 1929 yılında emekli olmuştur. f/d
(**) Gazeteci-Yazar Oktay Akbal’ın dedesi ve Osmanlı Dönemi Vali ve Nazırı, Cumhuriyet Dönemi Mebusu ve Valisidir.
Kaynaklar:
İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri
İsmail Özmel, Niğdeli Şair ve Yazarlar
Meydan Larousse Ansiklopedisi
Angelo Iacovella, Gönye ve Hilal İttihad-Terakki ve Masonluk
Fikret Çeltikçi, Hür Masonluk Tarihinden Notlar
Ebubekir Hazim Tepeyran, Hatıralar, İstanbul, 1998. (Pera Turizm ve Ticaret Yayınevi)
Ebubekir Hazim Tepeyran, Hatıralar, İstanbul, 1944.( Türkiye Yayınevi )
Fehmi DİNÇER
2005 ANKARA
http://fehmidincer.googlepages.com/
Etiketler:
MEHMET GALİP BEY-FEHMİ DİNÇER
NİĞDE-FERTEK ‘TE KARAMANLICA HAMAM KİTABESİ
Fertek kasabasında Padişah Abdülmecit döneminde 1852 yılı Haziran ayında inşaatına başlanmış, 31 Mart 1853 yılında tamamlanmıştır.Fertek’te yaşayan Rum ailelerden Hacı Zambazade ailesi tarafından yaptırılmıştır.Kesme taştan yapılmış kubbeli bir yapıdır.Hamamın giriş kapısının üzerinde Karamanlıca Alfabesi ile yazılmış bir kitabe mevcuttur.
Bu kitabe aşağıda verilmiştir:
Şevketmaab Abdülmecit asrı melkutinde
Binsekizyüzelliiki Haziran burasında
İşbu hamamın inşaasına mubaşırat olundu
Elliüç hitamı Martta bu kemalde göründü
Bunun niyetnamesine metanet gösterenler
Rahmetli hayırat sahibi Hacı Zambazadeler
İhyasına iyane-i hamam sunanlar
Rahmetli vatansevici ekseriyanı komşular
Turşucuoğlu Stilianosnlziri mahsusası
Develi Zileden Şahmur oğlu Yusuf Kalfası
Suyunda kudret-ul lahiç yok yerden gösterdi
Şifa sokusunda kalır kimin var ise derdi
Sholiοna(okul) vakfolundu salbesal varidatı
Uzak etsin rabbi bundan hertürlü kudreti
1853MART 31
Fertek kasabasında Padişah Abdülmecit döneminde 1852 yılı Haziran ayında inşaatına başlanmış, 31 Mart 1853 yılında tamamlanmıştır.Fertek’te yaşayan Rum ailelerden Hacı Zambazade ailesi tarafından yaptırılmıştır.Kesme taştan yapılmış kubbeli bir yapıdır.Hamamın giriş kapısının üzerinde Karamanlıca Alfabesi ile yazılmış bir kitabe mevcuttur.
Bu kitabe aşağıda verilmiştir:
Şevketmaab Abdülmecit asrı melkutinde
Binsekizyüzelliiki Haziran burasında
İşbu hamamın inşaasına mubaşırat olundu
Elliüç hitamı Martta bu kemalde göründü
Bunun niyetnamesine metanet gösterenler
Rahmetli hayırat sahibi Hacı Zambazadeler
İhyasına iyane-i hamam sunanlar
Rahmetli vatansevici ekseriyanı komşular
Turşucuoğlu Stilianosnlziri mahsusası
Develi Zileden Şahmur oğlu Yusuf Kalfası
Suyunda kudret-ul lahiç yok yerden gösterdi
Şifa sokusunda kalır kimin var ise derdi
Sholiοna(okul) vakfolundu salbesal varidatı
Uzak etsin rabbi bundan hertürlü kudreti
1853MART 31
FEHMİ DİNÇER 2005 ANKARA
NİĞDE-FERTEK ‘TE BİR HAMAM KİTABESİ
KARAMANLICA
ΣΕΒΚΕΤΜΑΑΠ ΑΠΤΟΥΛΜΕΤΖΙΤ ΑΣΡΙ ΜΕΛΚΙΟΥΤΙΝΤΕ
ΠΙΝΣΕΚΙΖΓΙΟΥΖ ΕΛΛΙΚΙ ΧΑΖΙΡΑΝ ΠΟΥΡΡΑΣΙΝΤΕ
ΙΣΠΟΥ ΧΑΜΑΜ ΙΝΣΑΣΗΝΑ ΜΟΥΠΑΣΙΡΑΤ ΟΛΟΥΝΔΙ
ΕΛΛΙ ΟΥΤΖ ΧΗΤΑΜΗ ΜΑΡΤΤΑ ΠΟΥ ΚΕΜΑΛΔΕ ΚΙΟPΟΥΝΔΙ
ΠΟΥΝΟΥΝ ΝΙΕΤΔΑΝΑΔΜΑΣΗΝΑ ΜΕΤΑΝΕΤ ΚΙΟΣΤΕPENΛΕΡ
PAΓΠΕΤΛΟΥ ΧΑΙPET ΣΕΒΙΤΖΙ ΧΑΤΖΙ ΖΑΜΠΑ ΖΑΔΕΛΕΡ
ΙΧΓΙΑΣΗΝΑ ΙΓΙΑΝΕΙ ΧΑΗΑΜΙΕ ΣΟΥΝΑΝΛΑΡ
ΡΑΓΠΕΤΛΟΥ ΒΕΤΑΝ ΣΕΒΙΤΖΙ ΕΚΣΕΡΤΑΝΙ ΚΟΝΣΟΥΛΑΡ
ΤΟΥΡΣΟΥΤΖΟΓΛΟΥ ΣΤΗΛΙΑΝΟΣΝΛΖΙΡΙ ΜΑΗΣΟΥΣΑΣΗ
ΔΕΒΕΛΛΙ ΖΙΛΕΔΕΝ ΣΑΧΜΟΥΡ ΟΓΛΟΥ ΙΩΣΙΦ ΚΑΛΦ
ΣΟΥΙΟΥΝΟΥΔΑ ΚΟΥΔΡΕΤΟΥΛ ΛΑΧΧΙΤΖ ΓΙΟΚΤΕΡΔΕΝ ΚΟΣΤΕΡΔ
ΣΙΦΑ ΣΟΚΟΥΣΟΥΝΤΑ ΚΑΛΗΡ ΚΙΜΙΝ ΒΑΡΙΣΕ ΔΕΡΔΙ
ΣΧΟΥΛΙ ΟΝΑ ΒΑΚ ΦΟΛΟΛΟΥΝΔΙ ΣΑΛΠΕ ΣΑΛ ΒΑΡΙΔΑΤΗ
ΟΥΖΑΚ ΕΤΣΙΝ ΡΑΠΠΙ ΠΟΥΝΔΑΝ ΧΕΡΤΟΥΡΛΙ ΚΕΙΔΟΥΡΑΤΗ
1853 ΜΑΡΤ 31
FEHMİ DİNÇER 2005 ANKARA
Etiketler:
FERTEK HAMAMI KİTABESİ-FEHMİ DİNÇER
FERTEK RAKISI
Geçen asır sonlarında Türkiyenin en ala rakısı; Konyanın Niğde kazasının Fertek nahiyesinde yapılıdı; kaç alkol derecesinde olduğu tesbit edilemedi, toptancı tüccarı tarafından İstanbul’a getirildiğinde gazetelere ilan verilir ve İstanbul halkına nerede satıldığı bildirilirdi;Rum komisyoncu yazıhanelerinde, ağzı mühürlü binlikler, damacanalar içinde satılırdı. Konaklarında, yalılarında demlenen bazı kibar akşamcılar da rakılarını sureti mahsusada Fertek’den getirtirlerdi, bu ansiklopedinin yazı ailesinden Münir Süleyman’ın babası Çapanoğlu Süleyman Bey onlarda biriydi. İmalathanesi,Türkiye Cumhuriyet devrinde Tekel İdaresinin kurulmasından sonra kapanmıştır.
Kaynak: REŞAD EKREM KOÇU-İSTANBUL ANSİİKLOPEDİSİ- s.5696-5697
Fehmi DİNÇER
Geçen asır sonlarında Türkiyenin en ala rakısı; Konyanın Niğde kazasının Fertek nahiyesinde yapılıdı; kaç alkol derecesinde olduğu tesbit edilemedi, toptancı tüccarı tarafından İstanbul’a getirildiğinde gazetelere ilan verilir ve İstanbul halkına nerede satıldığı bildirilirdi;Rum komisyoncu yazıhanelerinde, ağzı mühürlü binlikler, damacanalar içinde satılırdı. Konaklarında, yalılarında demlenen bazı kibar akşamcılar da rakılarını sureti mahsusada Fertek’den getirtirlerdi, bu ansiklopedinin yazı ailesinden Münir Süleyman’ın babası Çapanoğlu Süleyman Bey onlarda biriydi. İmalathanesi,Türkiye Cumhuriyet devrinde Tekel İdaresinin kurulmasından sonra kapanmıştır.
Kaynak: REŞAD EKREM KOÇU-İSTANBUL ANSİİKLOPEDİSİ- s.5696-5697
Fehmi DİNÇER
Etiketler:
FERTEK RAKISI-FEHMİ DİNÇER
NİĞDE KÜLTÜRÜNÜN KAYBOLAN SAYFASI:
KARAMANLILAR YADA ANADOLU HIRİSTİYAN TÜRKLERİ
KARAMANLILAR YADA ANADOLU HIRİSTİYAN TÜRKLERİ
Niğde'de yaşayan kültür mozayiğinin en ilginç örneklerinden birisini Karamanlılar oluşturmuştur. Karamanlı, Osmanlı İmparatorluğunun Karaman Eyaleti sınırları içinde Kapadokya bölgesinde yaşayan, Türkçe'den başka dil bilmeyen gelenek ve görenekleri de Türklerle benzerlik gösteren Hıristiyan Ortodoks topluluğu verilen isimdir. Karamanlılar Türkçe konuşup, eski Yunan harfleriyle Türkçe yazıyorlardı. Niğde Müzesinde bulunan mezar taşı kitabesi, Fertek Hamamı üzerinde bulunan kitabe, Fertek Yeni Camii (Eski Kilise) üzerinde bulunan kitabe, Hamamlı, Kumluca kiliselerinin üzerindeki kitabeler v.s. hepsi eski grek alfabesiyle Türkçe yazılmış metinlerdir. Karamanlılar kendilerini en güzel aşağıdaki dizelerde anlatmışlardır: Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz.Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söylerizÖyle bir mahludi hattı tarikatımız vardırHurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz.Karamanlılar kendilerine "Anadolu Hıristiyanı" konuştukları dile de "Yavan Türkçe" " "Sade Türkçe", "Anadolu Lisanı" diyorlar. Osmanlı arşiv belgelerinde bunlara "Zımmiyani Karaman" ya da "Karamaniyan" deniliyor.Karamanlıların yüzyıllar boyunca söyledikleri Türkçe manilerden biri de şöyledir. Birer birer saydım da yedi yıl oldu Diktiğin fidanlar meyvaya durdu Seninle gidenler sılaya döndü İstanbul yoluna diktim gözümü 1924 yılına kadar Anadolu’da yaşayan ve 1000 civarında eser veren Karamanlıların hepsi 30 ocak 1923 tarihli Lozan Mübadele anlaşması gereği 1924 yılında göç yoluna loyuldular.Atlarla, arabalarla, genellikle yürüyerek Konya-Ereğli’de toplandılar. Burada trenlerle Mersin Limanına taşınıp, kendilerini Yunanistan’a götürecek gemileri beklemeye başladılar. Gidecekleri meçhul ülkenin dilini bilmedikleri gibi çoğu denizi de ilk kez görüyorlardı. Yunanistan Hükümeti bu insanların dilini yasakladığı gibi saz çalmalarını, türkü söylemelerini, zeybek oynamalarını da yasakladı. f/d Bütün kaynaklarda Rum diye bahsedilen fakat Türkçeden başka dil bilmeyen, kilisede Türkçe ibadet eden bu insanların Türklüğü artık tartışma götürmez bir gerçekliğe dönüşmüştür.Karadenizin kuzeyinden Balkanlara inen Türk boylarının ( Avar, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Uz ) Hıristiyan misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırıldıkları bilinmektedir. Bizans imparatorluğu, bu Türk boylarını doğudan gelen Türk-İslam akınlarını durdurmak için Anadolu’ya yerleştirmiştir. Anadolu’ya yerleşen bu Türk boyları aynı zamanda Luvice, Palaca, Hattice ve Nesaca gibi farklı dilleri konuşan Anmadolu’nun yerli halkları ile etkileşimde bulunmuşlardır. Bu Türk boyları, Anadolu halklarının özellikleri gibi gelişmeleri de farklı olmuştur. Anadolu’da Roma-Helen kültürü yayılırken yerli halkın bir bölümü alfabesini almakla yetinmişlerdir. Bu insanların çivi yazısı öğrendikleri Asurlarla bir kan bağı olmadığı gibi Yunan alfabesini aldıkları kavimlerle de aralarında bir bağlantı yoktur.
İsmail Habib Sevük, Yurttan Sesler kitabında Karamanlılardan "Dili bizim, kanı bizim, giyinişleri ve yaşayışları hep bizim olan bu Hıristiyan Türkleri sırf dinleri ayrı diye mübadeleye tabi tuttuk." diye bahseder.
22 Ocak 2007 Pazartesi
GEÇTİ BOR’UN PAZARI
Başta kavak yelleri estiği günler hani ?
Umduğumuz neş’eler, şerefler, ünler hani ?
Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani ?
Servi gibi ümitlerdöndü birer iğdeye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Sende cevher var imiş, onu herkes ne bilsin ?
Kimle böyle züğürdün huzurunda eğilsin ?
Şöyle bir dairede Müdür bile değilsin,
Ne çıkar öğrenmişsin mesaha-i (Pi) diye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Bilmem ki, ne olmaktı senin gayen, maksadın ?
Fare gibi kitaplar arasında yaşadın,
Ne dans ettin, eğlendin, ne de sevdin kız, kadın,
Kim dedi hey serseri gençliğine kıy diye ?
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Gönül ne çalgı ister, ne eğlence, ne de dans
Ne de güzel kadınların önlerine revans,
Kapandıkça kapandı, bunca yıldır kahbe şans,
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Fırsatı iyi kolla, olma sakın dangalak,
Genç iken vur partiyi, durma ye keyfine bak,
Sonra iç şampanyalar, viskiler bardak, bardak,
Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Hasan’ın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli,
Yanıp da kavrulmadan mükemmelen pişmeli,
Sonra seni almazlar hiç bir yere çiğ diye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Namdar Rahmi Karatay
Bursa-1933
Kaynak: NİĞDE YILLIĞI-1967
Başta kavak yelleri estiği günler hani ?
Umduğumuz neş’eler, şerefler, ünler hani ?
Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani ?
Servi gibi ümitlerdöndü birer iğdeye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Sende cevher var imiş, onu herkes ne bilsin ?
Kimle böyle züğürdün huzurunda eğilsin ?
Şöyle bir dairede Müdür bile değilsin,
Ne çıkar öğrenmişsin mesaha-i (Pi) diye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Bilmem ki, ne olmaktı senin gayen, maksadın ?
Fare gibi kitaplar arasında yaşadın,
Ne dans ettin, eğlendin, ne de sevdin kız, kadın,
Kim dedi hey serseri gençliğine kıy diye ?
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Gönül ne çalgı ister, ne eğlence, ne de dans
Ne de güzel kadınların önlerine revans,
Kapandıkça kapandı, bunca yıldır kahbe şans,
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Fırsatı iyi kolla, olma sakın dangalak,
Genç iken vur partiyi, durma ye keyfine bak,
Sonra iç şampanyalar, viskiler bardak, bardak,
Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Hasan’ın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli,
Yanıp da kavrulmadan mükemmelen pişmeli,
Sonra seni almazlar hiç bir yere çiğ diye,
Geçti Bor’un Pazarı sür eşeği Niğde’ye.
Namdar Rahmi Karatay
Bursa-1933
Kaynak: NİĞDE YILLIĞI-1967
Etiketler:
GEÇTİ BORUN PAZARI-FEHMİ DİNÇER
آقينجى
AKINCI
بيك آتلى ، آقينلرده چوجوقلر كبى شندك ،
بيك آتلى او كون ديو كبى بر اوردويى يه ندك !
آق طولغالى بكلر بكى هايقيردى : ايله رله ...
بر ياز كونى كه چدك طونادن قافله لر له ...
شمشك كيبى بر سمته آتيلدق يدى قولدن ،
شميشك كيبى تورك آتلرينك كچديكى يولدن.
بر كون دولو ديزكين بوشانان آتلريمزله ،
يردن يدى قات عرشه قاناتلاندق او خيزله ...
جنتده بو كون كللرى آچمش کورورزده ،
حالا او قيزيل خاطره تيتره ر كوزيمزده ! ..
بيك آتلى ، آقينلرده چوجوقلر كبى شندك ،
بيك آتلى او كون ديو كبى بر اوردويى يه ندك !
يحيى كمال
Yahya KEMAL
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 11
AKINCI
بيك آتلى ، آقينلرده چوجوقلر كبى شندك ،
بيك آتلى او كون ديو كبى بر اوردويى يه ندك !
آق طولغالى بكلر بكى هايقيردى : ايله رله ...
بر ياز كونى كه چدك طونادن قافله لر له ...
شمشك كيبى بر سمته آتيلدق يدى قولدن ،
شميشك كيبى تورك آتلرينك كچديكى يولدن.
بر كون دولو ديزكين بوشانان آتلريمزله ،
يردن يدى قات عرشه قاناتلاندق او خيزله ...
جنتده بو كون كللرى آچمش کورورزده ،
حالا او قيزيل خاطره تيتره ر كوزيمزده ! ..
بيك آتلى ، آقينلرده چوجوقلر كبى شندك ،
بيك آتلى او كون ديو كبى بر اوردويى يه ندك !
يحيى كمال
Yahya KEMAL
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 11
Etiketler:
AKINCI-YAHYA KEMAL-OSMANLICA-Fehmi DİNÇER
PROJE DEĞERLENDİRME SÜRECİNDE
ÇAĞDAŞ BİR YAKLAŞIM:
MONTE CARLO SİMÜLASYONU
SONUÇ:
Proje Değerlendirmede Monte Carlo Simülasyo-nu uygulaması, yukarıda görüldüğü gibi klasik proje değerlendirme yöntemlerine kıyasla tek bir tahmin yerine, bir olasılık dağılımını ikâme ederek yöneticilerin risk hakkında daha ayrıntılı bilgiler sağlamalarına yardımcı olur. Özellikle alternatif karar verme durumlarında yatırımın risk göstergeleri arasında karşılaştırmalara olanak vererek daha sağlıklı karar vermeye yardımcı olur.
KAYNAKLAR:
1- DİNÇER, Fehmi: Yatırım Planlamasında Monte Carlo Simülasyonu, Ankara, 1986
2- HERTZ, D, : Risk Analysis in Capital Investment, Harvard Business Review, 42 Jon-Feb. 1964 S-95-106.
3- NAYLOR, T.H. and J. Blantify, Donald S.Burdick, Kong Chu : Cumputer Simulation Techniques John Wiley and sons, İne New York, 1971.
ÇAĞDAŞ BİR YAKLAŞIM:
MONTE CARLO SİMÜLASYONU
Fehmi DİNÇER
Son yıllarda yaşadığımız dünyanın en ayırdedici karakteristiklerinden birisi, hiç şüphesiz herşeyin sürekli değiştiği, belirsizleştiği ve insanların bu değişime, belirsizliğe uyum göstermeye çabaladığı "kuşku çağı" olmasından kaynaklanmaktadır.
İşte bu koşullar içerisinde insanların temel gereksinimlerini karşılamak için kurulan ve en temel toplumsal kurum olan işletmelerin yatırım kararlarının değerlendirilmesi, gelecekteki başarısını etkileyen stratejik bir karardır. Yatırım kararlarının önemi bir yandan büyük tutarlarla ilgili bulunmaları, diğer yandan bir kez yatırım yapıldıkten sonra kararı değiştirmenin çok güç olmasından kaynaklanmaktadır.
Biz bu çalışmada; işletmelerin yatırım kararını verme sürecinde, kararları etkinleştirmeyi amaçlayan ve özellikle daha karmaşık ve belirsizliği içeren işletme sistemlerinin sorunlarının çözümünde, planlamada ve karar vermede geniş uygulama olanakları bulunan bilimsel yöntemlerden, simülasyon yönteminin proje değerlendirme sürecinde nasıl kullanılacağını kavramsal olarak incelemeye çalışacağız.
YEMİ BİR KAVRAM İHTİYACI:
MONTE CARLO SİMÜLASYONU
Günümüzde bilimsel disiplinlerde çok sık kullanılan bir kavram olan simülasyon terimi, çok eski çağlardan beri bilinen model kurma işlemini ifade eder, En geniş kapsamı ile simülasyon; gerçeğin sözel, şe-kilsel ya da simgesel olarak temsil edilmesidir.
Günümüzde işletmecilik alanında yeni bir gelişme olan simülasyon; heykel ve resim yapımından yıldız savaşlarına, baraj planlamasından süpersonik uçak modellerine kadar çok değişik alanlarda kullanılan bir kavramdır. Bu gelişim süreci ile simülasyon, bilgisayar kullanımını gerekli kılan matematiksel bir model aracılığı ile gerçek bir sistemin temsil edilmesini sağlayan bir tekniktir.
Simülasyon, işletmecilik alanına yeni giren bir teknik olmasına rağmen ilk kullanımı 1940 sonlarında Von Neumann ve Ulam'ın Los Alamos Scientifiç La-boratory'deki çalışmalarına dayanır. Bu laboratuarda nötronların hareketlerini inceleyen bu iki bilim adamı karşılaştıkları matematiksel olarak çok karmaşık ve deneysel olarak çözümü çok pahalı olan nükleer savunma problemlerini çözmek için "Monte Carlo Analizi" adı altında bir yöntem geliştirdiler. Bugünkü anlamı ile simülasyon tekniğinin ilk kullanımı olan bu yöntem, olasılık dağılımları ile matematiksel problemi andıran bir stokastik faaliyet üzerinde denemeler yaparak çözüm yapmayı kapsar.
Belirsizlik koşulları altında stokostik faaliyet gösteren sistemlerin Monte Carlo Simülasyon Modelini işletebilmek için iki temel işlem yapılması gerekir.
1- Üniform dağılmış rassal sayıların üretilmesi,
2- Bu rassal sayıların istenilen özellikte rassal değişimler oluşturmak üzere kullanılmasıdır.
Monte Carlo Yöntemi ile sistemde stokastik özellik gösteren değişkenler için rassal sayıların, belirlenen olasılık dağılımlarından üretilmesi gerekir. Daha sonra bu rassal sayılar ile istenilen özellikte rassal değişimler (random variates), başka bir deyişle rassal değişkenler (random variables) oluşturulur. Stokastik modeller için rassal değişimler yapay tablolardan veya parametreleri verilen teorik olasılık dağılımlarından elde edilir.
PROJE DEĞERLENDİRME VE MONTE CARLO SİMÜLASYONU
Proje Değerlendirmede simülasyon modellerinin ilk uygulamasını 1936'da Rummel önermiştir. Bu öneri, yatırım analizlerinden değişik sınır değerlerinin hesaplanması ile riski gözönüne alan bir yaklaşımdır. Proje değerlendirme yazınında önceleri pek önemsenmeyen bu öneri, proje değerlendirmede simülasyon çalışmalarının ilk adımı olarak düşünülebilir. Ancak uygulamaya dönük ilk çalışma S.W. Hess ve H.A.Quigley tarafından 1963 yılında yapılmıştır. Bu çalışma, kimyasal proses yatırımlarında riski dikkate alan ve Monte Carlo simülasyon tekniğinin uygulanmasını içeren bir analizdir. Hess ve Quigley bu çalışmalarında klasik statik kârlılık hesapları bazında fakat geleneksel kâr bileşenleri arasındaki farkı ve önceden belirlenen bir olasılık dağılımı ile sermaye faktörünü dikkate almışlar, böylece verilerin belirsizliğini olasılık dağılımları ile ifade etmişlerdir. Rassal değişkenler arasındaki işlevsel ilişkilerin belirlenmesi ve seçilen değerlendirme ölçütlerine ilişkin hesapların yapılması için her bağımsız rassal değişkene karşılık Monte Carlo simülasyon yöntemine göre uygun değerler saptanmış ve bu değerler ile planlanan yatırımın kârlılığı hesaplanmış ve bu şekilde elde edilen sonuçların göreli sıklık dağılımları düzenlenerek değerlendirme yapılmıştır.
Proje Değerlendirmede riski dikkate alan yöntemler ile ilgili olarak yapılan en önemli katkılardan birisi David HERİZ tarafından önerilen simülasyon modelidir. Hertz bu çalışmasında riski yatırım projelerinin simülasyon yöntemi ile değerlendirilmesinde aşağıda üç aşamadan oluşan bir analiz önermiştir.
1- Riskli her faktörün alacağı değer aralıklarını ve uu aralıklar içinde de her değerin gerçekleşme tahmini yapılır.
2- Belirlenen her faktör için değerlerin dağılımından rassal bir değer seçilir ve bileşimleri saptanır. Bu bileşime göre verimlilik oranı hesaplanır.
3- Bu işlem defalarca tekrarlanarak olası çeşitli verimlilik değerlerinin frekansları ve gerçekleşme olasılıkları bulunur. Sonuç olarak verimlilik oranının mümkün olabilecek eksi değerlerden, maksimum değerlere kadar aralığının tahmini yapılır. Sonra herbir verimin tek tek gerçekleşme olasılığı saptanır. Olasılıklarla değerlendirilen sonuçların ortalaması, ortalama tahmini verimi (beklenen verimi) verir. Daha sonra varyans standart sapma, çarpıklık katsayısı, basıklık katsayısı ve değişim katsayısı hesaplanarak riskli yatırım projelerinin değerlendirilmesi yapılır.
Yukarıda bahsettiğimiz bu modelde HERTZ, Bir yatırım projesinin değerlendirilmesinde belirtilen dokuz önemli faktörün gözönünde tutulması gerektiğini ileri sürmektedir.
Bu faktörler
A. Piyasa Analizi
Pazarın büyüklüğü
1- Satış fiatı
2- Pazarın büyüme hızı
3- Pazar payı
B- Yatırım Tutarı Analizi
1- Yatırım Tutarı
2-Yatırımın hurda değeri
C- Faaliyet Giderleri ve Sabit Giderler
1- Faaliyet giderleri
2- Sabit giderler
3- Faydalı ömür
Bu model ile ilgili olarak iki önemli noktanın belirtilmesinde fayda vardır. İlk olarak simülasyon modeli ile yatırımın ortalama verimliliği hesaplanmakla birlikte bu modelde değişiklikler yapılarak NPV, Kârlılık Endeksi v.s. gibi değişik yatırım kararı ölçütleri de hesaplanabilir. İkinci olarak bu modelde yer alan dokuz faktörün birbirinden bağımsız olduğu varsayımı sözkonusudur. Gerçekte bu dokuz faktör birbirinden tamamıyle bağımsız değillerdir, aralarında değişen ölçülerde olmakla beraber bağımlılık sözkonusudur. Bu karşılıklı ilişkiler, tahbinlerde oldukça büyük zorluklar çıkarabilirler HERTZ'in simülasyon modelinin akış şeması Şekil-1'de gösterilmektedir,
ÖNEMLİ FAKTÖRLER
İÇİN
OLASILIK DEĞERLERİNİN
BELİRLENMESİ
Değere Ulaşma Olasılıkları
i Değerlerin AlBU ÖNEMLİ FAKTÖRLERİN
GELECEKTE GERÇEKLEŞECEK
OLASILIKLARA OORE RASSAL
KÜMELERİNİN SEÇİLMESİ
HERBİR BİLEŞİM
İÇİN
OETİRİ ORANININ
HESAPLANMASI
YATIRIM RİSKİNİN
AÇIK BİR TASVİRİNİ VERMEK
İÇİN
SSÜRECİN TEKRARLANMASIanı (Range)
Getiri Oranı
ŞEKİL-I PROJE DEĞERLENDİRMEDE SİMÜLASYON
Son yıllarda yaşadığımız dünyanın en ayırdedici karakteristiklerinden birisi, hiç şüphesiz herşeyin sürekli değiştiği, belirsizleştiği ve insanların bu değişime, belirsizliğe uyum göstermeye çabaladığı "kuşku çağı" olmasından kaynaklanmaktadır.
İşte bu koşullar içerisinde insanların temel gereksinimlerini karşılamak için kurulan ve en temel toplumsal kurum olan işletmelerin yatırım kararlarının değerlendirilmesi, gelecekteki başarısını etkileyen stratejik bir karardır. Yatırım kararlarının önemi bir yandan büyük tutarlarla ilgili bulunmaları, diğer yandan bir kez yatırım yapıldıkten sonra kararı değiştirmenin çok güç olmasından kaynaklanmaktadır.
Biz bu çalışmada; işletmelerin yatırım kararını verme sürecinde, kararları etkinleştirmeyi amaçlayan ve özellikle daha karmaşık ve belirsizliği içeren işletme sistemlerinin sorunlarının çözümünde, planlamada ve karar vermede geniş uygulama olanakları bulunan bilimsel yöntemlerden, simülasyon yönteminin proje değerlendirme sürecinde nasıl kullanılacağını kavramsal olarak incelemeye çalışacağız.
YEMİ BİR KAVRAM İHTİYACI:
MONTE CARLO SİMÜLASYONU
Günümüzde bilimsel disiplinlerde çok sık kullanılan bir kavram olan simülasyon terimi, çok eski çağlardan beri bilinen model kurma işlemini ifade eder, En geniş kapsamı ile simülasyon; gerçeğin sözel, şe-kilsel ya da simgesel olarak temsil edilmesidir.
Günümüzde işletmecilik alanında yeni bir gelişme olan simülasyon; heykel ve resim yapımından yıldız savaşlarına, baraj planlamasından süpersonik uçak modellerine kadar çok değişik alanlarda kullanılan bir kavramdır. Bu gelişim süreci ile simülasyon, bilgisayar kullanımını gerekli kılan matematiksel bir model aracılığı ile gerçek bir sistemin temsil edilmesini sağlayan bir tekniktir.
Simülasyon, işletmecilik alanına yeni giren bir teknik olmasına rağmen ilk kullanımı 1940 sonlarında Von Neumann ve Ulam'ın Los Alamos Scientifiç La-boratory'deki çalışmalarına dayanır. Bu laboratuarda nötronların hareketlerini inceleyen bu iki bilim adamı karşılaştıkları matematiksel olarak çok karmaşık ve deneysel olarak çözümü çok pahalı olan nükleer savunma problemlerini çözmek için "Monte Carlo Analizi" adı altında bir yöntem geliştirdiler. Bugünkü anlamı ile simülasyon tekniğinin ilk kullanımı olan bu yöntem, olasılık dağılımları ile matematiksel problemi andıran bir stokastik faaliyet üzerinde denemeler yaparak çözüm yapmayı kapsar.
Belirsizlik koşulları altında stokostik faaliyet gösteren sistemlerin Monte Carlo Simülasyon Modelini işletebilmek için iki temel işlem yapılması gerekir.
1- Üniform dağılmış rassal sayıların üretilmesi,
2- Bu rassal sayıların istenilen özellikte rassal değişimler oluşturmak üzere kullanılmasıdır.
Monte Carlo Yöntemi ile sistemde stokastik özellik gösteren değişkenler için rassal sayıların, belirlenen olasılık dağılımlarından üretilmesi gerekir. Daha sonra bu rassal sayılar ile istenilen özellikte rassal değişimler (random variates), başka bir deyişle rassal değişkenler (random variables) oluşturulur. Stokastik modeller için rassal değişimler yapay tablolardan veya parametreleri verilen teorik olasılık dağılımlarından elde edilir.
PROJE DEĞERLENDİRME VE MONTE CARLO SİMÜLASYONU
Proje Değerlendirmede simülasyon modellerinin ilk uygulamasını 1936'da Rummel önermiştir. Bu öneri, yatırım analizlerinden değişik sınır değerlerinin hesaplanması ile riski gözönüne alan bir yaklaşımdır. Proje değerlendirme yazınında önceleri pek önemsenmeyen bu öneri, proje değerlendirmede simülasyon çalışmalarının ilk adımı olarak düşünülebilir. Ancak uygulamaya dönük ilk çalışma S.W. Hess ve H.A.Quigley tarafından 1963 yılında yapılmıştır. Bu çalışma, kimyasal proses yatırımlarında riski dikkate alan ve Monte Carlo simülasyon tekniğinin uygulanmasını içeren bir analizdir. Hess ve Quigley bu çalışmalarında klasik statik kârlılık hesapları bazında fakat geleneksel kâr bileşenleri arasındaki farkı ve önceden belirlenen bir olasılık dağılımı ile sermaye faktörünü dikkate almışlar, böylece verilerin belirsizliğini olasılık dağılımları ile ifade etmişlerdir. Rassal değişkenler arasındaki işlevsel ilişkilerin belirlenmesi ve seçilen değerlendirme ölçütlerine ilişkin hesapların yapılması için her bağımsız rassal değişkene karşılık Monte Carlo simülasyon yöntemine göre uygun değerler saptanmış ve bu değerler ile planlanan yatırımın kârlılığı hesaplanmış ve bu şekilde elde edilen sonuçların göreli sıklık dağılımları düzenlenerek değerlendirme yapılmıştır.
Proje Değerlendirmede riski dikkate alan yöntemler ile ilgili olarak yapılan en önemli katkılardan birisi David HERİZ tarafından önerilen simülasyon modelidir. Hertz bu çalışmasında riski yatırım projelerinin simülasyon yöntemi ile değerlendirilmesinde aşağıda üç aşamadan oluşan bir analiz önermiştir.
1- Riskli her faktörün alacağı değer aralıklarını ve uu aralıklar içinde de her değerin gerçekleşme tahmini yapılır.
2- Belirlenen her faktör için değerlerin dağılımından rassal bir değer seçilir ve bileşimleri saptanır. Bu bileşime göre verimlilik oranı hesaplanır.
3- Bu işlem defalarca tekrarlanarak olası çeşitli verimlilik değerlerinin frekansları ve gerçekleşme olasılıkları bulunur. Sonuç olarak verimlilik oranının mümkün olabilecek eksi değerlerden, maksimum değerlere kadar aralığının tahmini yapılır. Sonra herbir verimin tek tek gerçekleşme olasılığı saptanır. Olasılıklarla değerlendirilen sonuçların ortalaması, ortalama tahmini verimi (beklenen verimi) verir. Daha sonra varyans standart sapma, çarpıklık katsayısı, basıklık katsayısı ve değişim katsayısı hesaplanarak riskli yatırım projelerinin değerlendirilmesi yapılır.
Yukarıda bahsettiğimiz bu modelde HERTZ, Bir yatırım projesinin değerlendirilmesinde belirtilen dokuz önemli faktörün gözönünde tutulması gerektiğini ileri sürmektedir.
Bu faktörler
A. Piyasa Analizi
Pazarın büyüklüğü
1- Satış fiatı
2- Pazarın büyüme hızı
3- Pazar payı
B- Yatırım Tutarı Analizi
1- Yatırım Tutarı
2-Yatırımın hurda değeri
C- Faaliyet Giderleri ve Sabit Giderler
1- Faaliyet giderleri
2- Sabit giderler
3- Faydalı ömür
Bu model ile ilgili olarak iki önemli noktanın belirtilmesinde fayda vardır. İlk olarak simülasyon modeli ile yatırımın ortalama verimliliği hesaplanmakla birlikte bu modelde değişiklikler yapılarak NPV, Kârlılık Endeksi v.s. gibi değişik yatırım kararı ölçütleri de hesaplanabilir. İkinci olarak bu modelde yer alan dokuz faktörün birbirinden bağımsız olduğu varsayımı sözkonusudur. Gerçekte bu dokuz faktör birbirinden tamamıyle bağımsız değillerdir, aralarında değişen ölçülerde olmakla beraber bağımlılık sözkonusudur. Bu karşılıklı ilişkiler, tahbinlerde oldukça büyük zorluklar çıkarabilirler HERTZ'in simülasyon modelinin akış şeması Şekil-1'de gösterilmektedir,
ÖNEMLİ FAKTÖRLER
İÇİN
OLASILIK DEĞERLERİNİN
BELİRLENMESİ
Değere Ulaşma Olasılıkları
i Değerlerin AlBU ÖNEMLİ FAKTÖRLERİN
GELECEKTE GERÇEKLEŞECEK
OLASILIKLARA OORE RASSAL
KÜMELERİNİN SEÇİLMESİ
HERBİR BİLEŞİM
İÇİN
OETİRİ ORANININ
HESAPLANMASI
YATIRIM RİSKİNİN
AÇIK BİR TASVİRİNİ VERMEK
İÇİN
SSÜRECİN TEKRARLANMASIanı (Range)
Getiri Oranı
ŞEKİL-I PROJE DEĞERLENDİRMEDE SİMÜLASYON
SONUÇ:
Proje Değerlendirmede Monte Carlo Simülasyo-nu uygulaması, yukarıda görüldüğü gibi klasik proje değerlendirme yöntemlerine kıyasla tek bir tahmin yerine, bir olasılık dağılımını ikâme ederek yöneticilerin risk hakkında daha ayrıntılı bilgiler sağlamalarına yardımcı olur. Özellikle alternatif karar verme durumlarında yatırımın risk göstergeleri arasında karşılaştırmalara olanak vererek daha sağlıklı karar vermeye yardımcı olur.
KAYNAKLAR:
1- DİNÇER, Fehmi: Yatırım Planlamasında Monte Carlo Simülasyonu, Ankara, 1986
2- HERTZ, D, : Risk Analysis in Capital Investment, Harvard Business Review, 42 Jon-Feb. 1964 S-95-106.
3- NAYLOR, T.H. and J. Blantify, Donald S.Burdick, Kong Chu : Cumputer Simulation Techniques John Wiley and sons, İne New York, 1971.
KURDONOS ( HAMAMLI ) KÖYÜ KİLİSESİ
Niğde İl Merkezine 3.5 Km. Mesafede Kumluca(Aravan) köyünün komşusu olan Hamamlı (Kurdonos-Kurdunos) yapılmış bir kilise vardır. Yapım tarihin ilişkin bilgiler tespit edilememesine rağmen 1830-40 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Bu kilisede kesme taşdan inşaa edilmiş,gösterişli ve çok iyi durumdaki kilisenin kapısı üstünde bir haç ve iki yanında yer alan ejderi tepeleyan Hagios Georgios kabartmalarının altında tek satır halinde boydan boya uzanan önemli kısımları silinmiş KARAMANLICA ALFABESİ ile yazılmış bir kitabe bulunmaktadır.
Που ηζ εκλησαι σουβαιαν Καισεριλη Εντηρλικτεν φακ(ιρ.....okunamıyor......) μγσορη
Μεταμορφωθιζ γιαρτμζι ολσουν τζουμλε
Kitabenin Türkçe karşılığı:
Bu aziz eklisayı(kiliseyi) sıvayan Kayserili Entirlikten Fak(ir.......) mgsori Metamorphotis yardımcı olsun cümle.
Şimdi adı Hamamlı olan Kurdonos halkı İstanbul da bile dillerini korumuşlardı.Bu hıristiyan köyü halkının Türkçe konuştuğu İstanbul’da Balıklı Manastırı kilisesindeki bir mezar taşından belli olmaktadır. 1867 yılında bir şenlik sırasında bir havai fişeğin isabeti ile Taşkışla önünde ölen 25 yaşındaki Kudanos’lu Prodromos’un ölümünü ve ustasını üzüntüsünü bir ağıt ezgisi içinde manzum olarak anlatmaktadır.
Niğde sancağında Kurdonos'tur vatanım
Yuvan torunu Prodromos’tur zatım
Donanma gecesi bir kazaya uğradım
Seyre gittim ateş taliminin karşısına
Taşkışla’da bir fişek vurdu başıma
Yeni girmiştim yirmibeş yaşım
Rahmet çıkarın okuyan kardaşlar
Ustam da ahü figan eder,akıtır kanlı yaşlar
Tarihin bin sekiz yüz altmış yedide başlar.
Kaynak: Semavi Eyice TTK Belleten 1962,1975
FEHMİ DİNÇER 2005 ANKARA
Niğde İl Merkezine 3.5 Km. Mesafede Kumluca(Aravan) köyünün komşusu olan Hamamlı (Kurdonos-Kurdunos) yapılmış bir kilise vardır. Yapım tarihin ilişkin bilgiler tespit edilememesine rağmen 1830-40 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Bu kilisede kesme taşdan inşaa edilmiş,gösterişli ve çok iyi durumdaki kilisenin kapısı üstünde bir haç ve iki yanında yer alan ejderi tepeleyan Hagios Georgios kabartmalarının altında tek satır halinde boydan boya uzanan önemli kısımları silinmiş KARAMANLICA ALFABESİ ile yazılmış bir kitabe bulunmaktadır.
Που ηζ εκλησαι σουβαιαν Καισεριλη Εντηρλικτεν φακ(ιρ.....okunamıyor......) μγσορη
Μεταμορφωθιζ γιαρτμζι ολσουν τζουμλε
Kitabenin Türkçe karşılığı:
Bu aziz eklisayı(kiliseyi) sıvayan Kayserili Entirlikten Fak(ir.......) mgsori Metamorphotis yardımcı olsun cümle.
Şimdi adı Hamamlı olan Kurdonos halkı İstanbul da bile dillerini korumuşlardı.Bu hıristiyan köyü halkının Türkçe konuştuğu İstanbul’da Balıklı Manastırı kilisesindeki bir mezar taşından belli olmaktadır. 1867 yılında bir şenlik sırasında bir havai fişeğin isabeti ile Taşkışla önünde ölen 25 yaşındaki Kudanos’lu Prodromos’un ölümünü ve ustasını üzüntüsünü bir ağıt ezgisi içinde manzum olarak anlatmaktadır.
Niğde sancağında Kurdonos'tur vatanım
Yuvan torunu Prodromos’tur zatım
Donanma gecesi bir kazaya uğradım
Seyre gittim ateş taliminin karşısına
Taşkışla’da bir fişek vurdu başıma
Yeni girmiştim yirmibeş yaşım
Rahmet çıkarın okuyan kardaşlar
Ustam da ahü figan eder,akıtır kanlı yaşlar
Tarihin bin sekiz yüz altmış yedide başlar.
Kaynak: Semavi Eyice TTK Belleten 1962,1975
FEHMİ DİNÇER 2005 ANKARA
Etiketler:
KURDONOS - 2 - NİĞDE-FEHMİ DİNÇER
استنبولى ديكله يورم
İSTANBUL’U DİNLİYORUM
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
اوكجه خفيفدن بر روزكار اسيور ،
ياواش صاللانيور
ياپراقلر آغاچلرده
اوزاقلرده چوق اوزاقلرده ،
صوجيلرك هيچ دورمايان چنغراقلرى،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
قوشلر كچيور، ديركن ،
يوكسكلردن سورو سورو چيغلق چيغلق ،
آغلر چكيليور داليانلرده ،
لبر قادينك صويه ده كيور آياقلرى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
سرين سرين قاپالى چارشى ،
جيو يل جيو يل محمود پاشا ،
كوورجين دولو آولولر .
چكيچ سسلرى كليور دوقلردن،
كولم بحار روزكارنده تر قوقولرى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
باشنده اسكى عالملرك سرخوشلغى ،
لوش قاييقخانه لريله بر يالى ،
ديكمش لودوسلرك اوغولتوسى ايچنده
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
بر يوصمه كچيور قالديريمدن ،
كفرلر ، شرقيلر ، توركيلر، لاف آتمه لر..
برشى دوشويور الندن يره ،
بر كل اولمالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
بر قوش چيرپينيور اتكلرنده ،
آلنك صيجاقمى دكلمى ، بيليورم :
دوداقلرك ايصلاقمى دكلمى ، بيليورم :
بياض بر آى دوغويور فستقلرك آرقه سندن
قلبكك ووروشندن آكلايورم :
استنبولى ديكله يورم .
اورخان ولى
Orhan VELİ
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 11
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
اوكجه خفيفدن بر روزكار اسيور ،
ياواش صاللانيور
ياپراقلر آغاچلرده
اوزاقلرده چوق اوزاقلرده ،
صوجيلرك هيچ دورمايان چنغراقلرى،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
قوشلر كچيور، ديركن ،
يوكسكلردن سورو سورو چيغلق چيغلق ،
آغلر چكيليور داليانلرده ،
لبر قادينك صويه ده كيور آياقلرى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
سرين سرين قاپالى چارشى ،
جيو يل جيو يل محمود پاشا ،
كوورجين دولو آولولر .
چكيچ سسلرى كليور دوقلردن،
كولم بحار روزكارنده تر قوقولرى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
باشنده اسكى عالملرك سرخوشلغى ،
لوش قاييقخانه لريله بر يالى ،
ديكمش لودوسلرك اوغولتوسى ايچنده
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
بر يوصمه كچيور قالديريمدن ،
كفرلر ، شرقيلر ، توركيلر، لاف آتمه لر..
برشى دوشويور الندن يره ،
بر كل اولمالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
استنبولى ديكله يورم ، كوزلرم قاپالى ،
بر قوش چيرپينيور اتكلرنده ،
آلنك صيجاقمى دكلمى ، بيليورم :
دوداقلرك ايصلاقمى دكلمى ، بيليورم :
بياض بر آى دوغويور فستقلرك آرقه سندن
قلبكك ووروشندن آكلايورم :
استنبولى ديكله يورم .
اورخان ولى
Orhan VELİ
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 11
MANDİLMOS
MANDİLMOS (FERTEK)Fertek’te bulunan Mandilmos Mesire yerinin ismi ise Klasik Yunancadan gelmektedir. Bu ismin aslı PANDİMOS’tur. Pandimos, ahaliye ait, umuma ait olan demektir. (Pandimos= πανδηος - πανδημιος = of the whole people,public, universal; common). Burada PAN kökü bugünde kullandığımız PANTURKİST, PAN AMERİKAN kelimelerindeki PAN köküne benzer ve “ tüm, bütün “ kelimelerinin karşılığıdır. İngilizcedeki “ ALL “ kelimesinin karşılığıdır.Pandimos kelimesinin Mandilmos kelimesine dönüşümü ise bir diyalekt (lehçe) sorunudur. Öncelikle şunu söylemek gerekir. Türkçede P sesi ve harfi yoktur. Tarihsel süreçte Fars (İran) etkisiyle Türkçeye girmiştir. Örneğin BOR kelimesinin aslı πμορ (pmor)’dan gelmektedir. Bu örnekte görüleceği üzere pm harfleri b’ye dönüşmüştür. (Türkçe’de buna benzer örnekler çoktur.) Yine benzer bir örnek eski Türkçe diyalektde vefat kelimesi mefat olarak yazılmakta ve okunmaktaydı.Ki bugün bile Anadoluda böyle kullanılan yerler vardır.Özetle halk kendi diyalektiyle (lehçesi-ağzı) bazı kelimeleri dönüşüme uğratmaktadır.Pandimos kelimesindeki P seside böyle bir dönüşüm ve evrim sonucu M sesine dönüşmüştür. Mandilmos Mesire yeri, Anadolu Rumlarının (Karamanlılar ) yaşadığı dönemde yeni doğan rum çocularının takdis edildiği bir ayazmadır. Yani çocukların, kutsal su (ayazma) ile takdis edilme töreninin yapıldığı bir mekandı. Günümüzde mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Fehmi DİNÇER
ANKARA 2005
Etiketler:
MANDİLMOS - FERTEK - NİĞDE-FEHMİ DİNÇER
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Mehmet Akif
چناق قلعه شحيدلرينه
شو بوغاز حربى ندر؟ وارمى كه دنياده اشى؟
اك كثيف اوردولرك يوكله نيور دوردى بشى ،
- تپه دن يول بولارق كچمك ايچون مرمره يه -
قاچ دونانمايله صاريلمش اوفاجق بر قاره يه .
نه حياسزجه تحشد كه افقلر قاپالى !
نر ده - كوسترديكى وحشتله " بو: بر آوروپالى "
ديديرير- ييرتيجى ، حس يوقسولى ، صيرتلان كومه سى ،
وارسه كلمش ، آچيلوب محبس ، ياخود قفسى !
اسكى دنيا ، يكى دنيا ، بوتون اقوام بشر ،
قاينايور قوم كبى ؛ محشرمى ، حقيقت محشر.
يدى اقليمى جهاانك طورويور قارشيكده ،
اوستراليايله برابر باقيورسك قاناده !
چهرهلر باشقه ، لسانلر ، دريلر رنكارنك :
ساده بر حادثه وار اورته ده : وحشتلر دنك.
كيمى هندو ، كيمى يام يام ، كيمى بيلمم نه بلا ،
هانى طاعونه ده ذلدر بو رذيل استيلا !
آه او يكرمنجى عصر يوقمى ، او مخلوق اصيل ،
نه قادار كوزده سى موجود ايسه ، حقيله سفيل ،
قوصدى محمدجكك آيلرجه طوروب قارشيسنه ؛
دوكدى قارننده كى اسرارى حياسزجه سنه .
ماسكه ييرتيلماسه حالا بزه آفتدى او يوز.
مدنيت دنيلن قحبه ، حقيقت ، يوزسز .
صوكره ملعونده كى تخريبه موكل اسباب ،
اويله مدهش كه : ايدر هر برى بر ملكى خراب .
اوته دن صاعقه لر پارچالايور آفاقى؟
بريدن زلزله لر قالديرييور اعماقى ؟
بومبا شيمشكلرى بينندن اينوب هر سپرك ؟
سزنيور كوكسنك اوستنده او آرسلان نفرك ؟
يرك آلتنده جهنم كبى بيكيرجه لغم .
آتيلان هر لغمك ياقديغى : يوزلرجه آدام .
أولوم اينديرمه ده كوكلر ، أولو پوسكورمه ده ير ؛
او نه مد هش تيپيدر : صاورولور انقاض بشر ،
قفا ، كوز ، كوكده ، باجاق ، قول ، چكه ، پارماق ، ال ، آياق
بوشانير صيرتلره ، واديلره ، صاغناق صاغناق .
صاچيور زرهه بورونمش ده نامرد اللر ،
ييلديريم يايليمى طوفانلر ، آلودن سللر .
ويرييور يانغينى ، طورمش ده آپيق سينه لره ،
سورو حالنده كزركن صاييسز طياره .
طوپ تفكدن داها صيق ، گولله ياغان مرميلر ...
قهرمان اوردويى سير ايت كه بو تحديده كولر !
نه چليك طابيه لر ايستر ، نه سينر خصمندن ؛
آلينير قلعه مى كوكسنده كى قات قات ايمان ؟
هانكى قوت اونى ، حاشا ايده جك قهرينه رام ؟
چونكه تأسيس الهى او متين استحكام .
صاريلير ، اينديريلير موقع مستحكملر ،
بشرك عزمنى توقيف ايده مز صنع بشر ؛
بو كوكسلر سه خدا نك ابدى سرحدى ؛
" او بنم صنع بديعم ، اونى چيكنتمه " ديدى.
عاصمك نسلى ... دييوردم يا ... نسلمش كرچك :
يشته چيكنتمدى ناموسنى ، چيكنتميه جك.
شحدا كوكده سى ، بر باقسه كا ، طاغلر ، طاشل.
او ركوع اولماسه دنياده اكيلمز باشلر .
وورولوب ترتميز آلنندن اوزانمش ياتيور،
بر هلال اوغرينه يارب كونشلر ياتيور !
اى بو طوپراقلر ايچون طوپراغه دوشمش عسكر !
كوكدن أجداد اينه رك اوپسه او پاك آلنى دكر .
نه بويوكسك كه قانك قورتارييور توحيدى،
بدرك آرسلانلرى آنجاق بو قادار شانلى ايدى.
سكا طار كلميه جك مقبرى كيملر قازسين ؟
" كومه لم كل سنى تاريحنه " ديسه م ، صيغماز سك.
هرج و مرج ايتديك ادواره ده يتمز او كتاب ،
سنى آنجاق ابديتلر ايدر استيعاب .
" بو طاشكدر " دييه رك كعبه يى ديكسم باشكه ؛
روحمك وحينى طويسه م ده كچیرسه م طاشكه ؛
صوكره كوك قبه يى آلسه م ده ، ردا ناميله ،
قانايان لحديكه چکسه م بوتون اجراميله ؛
ابر نيسانى آ چيق تربه كه چاتسه م ده طاوان ،
يدى قنديللى ثريايى اوزاتسه م اورادن ؛
سن بو آويزه نك آلتنده بورونمش قانكه ،
اوزانيركن ، كيجه مهتابى كتيرسه م يانكه ،
تربه دارك كبى تا فجره قادار بكلتسه م ؛
كوندوزين فجر ايله آويزه كى لبريز ايتسه م ؛
تولله نن مغربى آقشاملرى صارسه م ياره كه ...
ينه بر شى ياپابيلدم دييه مم خاطره كه.
سن كه ، صوك اهل صليبك قيرارق صولتنى ،
شرقك اك سوكيلى سلطانى صلاحالدينى ،
قليج آرسلان كبى اجلالنه ايتدك حيران .
سن كه ، اسلامى قوشاتمش ، بوغويوركن حسران ،
او دمير چنبرى كوكسنده قيروب پارچالادك ،
سن كه ، روحكله برابر كزر اجرامى آدك ؛
سن كه ، اعصاره كومولسه ك طاشاجقسك ... هيحات ،
سكا كلمز بو افقلر ، سنى آلماز بو جهات ...
اك شحيد اوغلى شحيد ، ايسته مه بندن مقبر ،
سكا آغوشنى آچمش طورويور پيغمبر .
محمد عاكف
Mehmed Akif ERSOY
Hazırlayan: Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 15
http://fehmidincer.googlepages.com/
Mehmet Akif
چناق قلعه شحيدلرينه
شو بوغاز حربى ندر؟ وارمى كه دنياده اشى؟
اك كثيف اوردولرك يوكله نيور دوردى بشى ،
- تپه دن يول بولارق كچمك ايچون مرمره يه -
قاچ دونانمايله صاريلمش اوفاجق بر قاره يه .
نه حياسزجه تحشد كه افقلر قاپالى !
نر ده - كوسترديكى وحشتله " بو: بر آوروپالى "
ديديرير- ييرتيجى ، حس يوقسولى ، صيرتلان كومه سى ،
وارسه كلمش ، آچيلوب محبس ، ياخود قفسى !
اسكى دنيا ، يكى دنيا ، بوتون اقوام بشر ،
قاينايور قوم كبى ؛ محشرمى ، حقيقت محشر.
يدى اقليمى جهاانك طورويور قارشيكده ،
اوستراليايله برابر باقيورسك قاناده !
چهرهلر باشقه ، لسانلر ، دريلر رنكارنك :
ساده بر حادثه وار اورته ده : وحشتلر دنك.
كيمى هندو ، كيمى يام يام ، كيمى بيلمم نه بلا ،
هانى طاعونه ده ذلدر بو رذيل استيلا !
آه او يكرمنجى عصر يوقمى ، او مخلوق اصيل ،
نه قادار كوزده سى موجود ايسه ، حقيله سفيل ،
قوصدى محمدجكك آيلرجه طوروب قارشيسنه ؛
دوكدى قارننده كى اسرارى حياسزجه سنه .
ماسكه ييرتيلماسه حالا بزه آفتدى او يوز.
مدنيت دنيلن قحبه ، حقيقت ، يوزسز .
صوكره ملعونده كى تخريبه موكل اسباب ،
اويله مدهش كه : ايدر هر برى بر ملكى خراب .
اوته دن صاعقه لر پارچالايور آفاقى؟
بريدن زلزله لر قالديرييور اعماقى ؟
بومبا شيمشكلرى بينندن اينوب هر سپرك ؟
سزنيور كوكسنك اوستنده او آرسلان نفرك ؟
يرك آلتنده جهنم كبى بيكيرجه لغم .
آتيلان هر لغمك ياقديغى : يوزلرجه آدام .
أولوم اينديرمه ده كوكلر ، أولو پوسكورمه ده ير ؛
او نه مد هش تيپيدر : صاورولور انقاض بشر ،
قفا ، كوز ، كوكده ، باجاق ، قول ، چكه ، پارماق ، ال ، آياق
بوشانير صيرتلره ، واديلره ، صاغناق صاغناق .
صاچيور زرهه بورونمش ده نامرد اللر ،
ييلديريم يايليمى طوفانلر ، آلودن سللر .
ويرييور يانغينى ، طورمش ده آپيق سينه لره ،
سورو حالنده كزركن صاييسز طياره .
طوپ تفكدن داها صيق ، گولله ياغان مرميلر ...
قهرمان اوردويى سير ايت كه بو تحديده كولر !
نه چليك طابيه لر ايستر ، نه سينر خصمندن ؛
آلينير قلعه مى كوكسنده كى قات قات ايمان ؟
هانكى قوت اونى ، حاشا ايده جك قهرينه رام ؟
چونكه تأسيس الهى او متين استحكام .
صاريلير ، اينديريلير موقع مستحكملر ،
بشرك عزمنى توقيف ايده مز صنع بشر ؛
بو كوكسلر سه خدا نك ابدى سرحدى ؛
" او بنم صنع بديعم ، اونى چيكنتمه " ديدى.
عاصمك نسلى ... دييوردم يا ... نسلمش كرچك :
يشته چيكنتمدى ناموسنى ، چيكنتميه جك.
شحدا كوكده سى ، بر باقسه كا ، طاغلر ، طاشل.
او ركوع اولماسه دنياده اكيلمز باشلر .
وورولوب ترتميز آلنندن اوزانمش ياتيور،
بر هلال اوغرينه يارب كونشلر ياتيور !
اى بو طوپراقلر ايچون طوپراغه دوشمش عسكر !
كوكدن أجداد اينه رك اوپسه او پاك آلنى دكر .
نه بويوكسك كه قانك قورتارييور توحيدى،
بدرك آرسلانلرى آنجاق بو قادار شانلى ايدى.
سكا طار كلميه جك مقبرى كيملر قازسين ؟
" كومه لم كل سنى تاريحنه " ديسه م ، صيغماز سك.
هرج و مرج ايتديك ادواره ده يتمز او كتاب ،
سنى آنجاق ابديتلر ايدر استيعاب .
" بو طاشكدر " دييه رك كعبه يى ديكسم باشكه ؛
روحمك وحينى طويسه م ده كچیرسه م طاشكه ؛
صوكره كوك قبه يى آلسه م ده ، ردا ناميله ،
قانايان لحديكه چکسه م بوتون اجراميله ؛
ابر نيسانى آ چيق تربه كه چاتسه م ده طاوان ،
يدى قنديللى ثريايى اوزاتسه م اورادن ؛
سن بو آويزه نك آلتنده بورونمش قانكه ،
اوزانيركن ، كيجه مهتابى كتيرسه م يانكه ،
تربه دارك كبى تا فجره قادار بكلتسه م ؛
كوندوزين فجر ايله آويزه كى لبريز ايتسه م ؛
تولله نن مغربى آقشاملرى صارسه م ياره كه ...
ينه بر شى ياپابيلدم دييه مم خاطره كه.
سن كه ، صوك اهل صليبك قيرارق صولتنى ،
شرقك اك سوكيلى سلطانى صلاحالدينى ،
قليج آرسلان كبى اجلالنه ايتدك حيران .
سن كه ، اسلامى قوشاتمش ، بوغويوركن حسران ،
او دمير چنبرى كوكسنده قيروب پارچالادك ،
سن كه ، روحكله برابر كزر اجرامى آدك ؛
سن كه ، اعصاره كومولسه ك طاشاجقسك ... هيحات ،
سكا كلمز بو افقلر ، سنى آلماز بو جهات ...
اك شحيد اوغلى شحيد ، ايسته مه بندن مقبر ،
سكا آغوشنى آچمش طورويور پيغمبر .
محمد عاكف
Mehmed Akif ERSOY
Hazırlayan: Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 15
http://fehmidincer.googlepages.com/
21 Ocak 2007 Pazar
İSTİKLAL MARŞI
استكلال مارشى
İSTİKLAL MARŞI
- قهرامان اوردومزه -
قورقما، سونمز بو شفقلرده يوزن ال سنجاق ،
سونمدن يوردمك اوستنده توتن اك صوك اوجاق .
او بنم ملتمك ييلديزيدر، پارلاياجاق ،
او بنمدر ، او بنم ملتمكدر انجاكق .
چاتما ، قوربان اوله يم ، چهره كى اى نازلي هلال !
قهرمان عرقمه بر كول .. نه بو شدت بو جلال ؟
سكا اولماز دوكولن قانلريمز صوكره حلال ،
حقيدر ، حقه طاچان ، ملتمك استكلال .
بن ازلدن بريدر حر ياشادم ، حر ياشارم .
هانكى چیلغین بکا زنجير ووراجقمش ؟ شاشارم !
كوكره مش سل كبى يم : بنديمى چيكنر، اشارم ،
ييرتارم طاغلرى ، انكينلره صيغمام طاشارم .
غر بك افاقنى صارمشس چليك زرهلى ديوار ،
بنم ايمان طول و كوكسم كبى سرحدم وار .
اولوسون ، قورقما نصيل بويله بر ايمانى بوغار ،
مدنيت ! " ديديكك تك ديشى قالمش جاناوار ؟ "
آرقاداش ! يورديمه الچاقلرى باصديرمه صاقين ،
سپر ايت كووده كى ، طورسون بو حياسزجه اقين .
طوغه جقدر ساكا وعد ايتديكى كونلر حقك ..
كيم بيلير ، بلكه يارين ، بلكه ياريندن ده ياقين .
باصديغك يرلرى " طوپراق ! " دييه رك كچمه ، طانى!
دوشون التنده كى بيكلرجه كفنسز ياتانى .
سن شحيد اوغليسين ، اينجيتمه ، يازيقدر، آتاكى :
ويرمه ، دنيالرى آلسه ك ده ، بو جنت وطنى .
كيم بو جنت وطنك اوغرينه اولماز فدا ؟
شحدا فيشقيره جق طوچراغى صقسه ك ، شحدا !
جانى ، جانانى ، بوتون واريمى السينده خدا ،
ايتمسن تك وطنمدن بنى دنياده جدا .
روحمك سندن الحى شودر انجاق املى :
دكمه سين معبديمك كو كسنه نامحرم الى ،
بو اذانلركه شحادتلرى دينك تملى
ابدى يورديمك اوستنده بنم ايكله ملى ،
او زمان وجد اله بيك سجده ايدر وارسه طاشم ،
هر جريحه مدن الهى ، بوشانوب قانلى ياشم ،
فيشقيرير روح مجرد كبى يردن نعشم !
او زمان يوكسله رك عرشه دكر ، بلكه ، باشم .
دالغه لان سن ده شفقلر كبى اى شانلى هلال !
اولسون ارتيق دوكولن قانلريمك هپسى حلال .
ابدياً سكا يوق ، عرقمه يوق اضمحلال :
حقيدر، حر ياشامش ، بايراغمك حريت ،
حقيد حقه طاپان ، ملتمك استقلال .
محمد عاكف
Mehmed Akif ERSOY
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 11
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=512841&rn=5O
İSTİKLAL MARŞI
- قهرامان اوردومزه -
قورقما، سونمز بو شفقلرده يوزن ال سنجاق ،
سونمدن يوردمك اوستنده توتن اك صوك اوجاق .
او بنم ملتمك ييلديزيدر، پارلاياجاق ،
او بنمدر ، او بنم ملتمكدر انجاكق .
چاتما ، قوربان اوله يم ، چهره كى اى نازلي هلال !
قهرمان عرقمه بر كول .. نه بو شدت بو جلال ؟
سكا اولماز دوكولن قانلريمز صوكره حلال ،
حقيدر ، حقه طاچان ، ملتمك استكلال .
بن ازلدن بريدر حر ياشادم ، حر ياشارم .
هانكى چیلغین بکا زنجير ووراجقمش ؟ شاشارم !
كوكره مش سل كبى يم : بنديمى چيكنر، اشارم ،
ييرتارم طاغلرى ، انكينلره صيغمام طاشارم .
غر بك افاقنى صارمشس چليك زرهلى ديوار ،
بنم ايمان طول و كوكسم كبى سرحدم وار .
اولوسون ، قورقما نصيل بويله بر ايمانى بوغار ،
مدنيت ! " ديديكك تك ديشى قالمش جاناوار ؟ "
آرقاداش ! يورديمه الچاقلرى باصديرمه صاقين ،
سپر ايت كووده كى ، طورسون بو حياسزجه اقين .
طوغه جقدر ساكا وعد ايتديكى كونلر حقك ..
كيم بيلير ، بلكه يارين ، بلكه ياريندن ده ياقين .
باصديغك يرلرى " طوپراق ! " دييه رك كچمه ، طانى!
دوشون التنده كى بيكلرجه كفنسز ياتانى .
سن شحيد اوغليسين ، اينجيتمه ، يازيقدر، آتاكى :
ويرمه ، دنيالرى آلسه ك ده ، بو جنت وطنى .
كيم بو جنت وطنك اوغرينه اولماز فدا ؟
شحدا فيشقيره جق طوچراغى صقسه ك ، شحدا !
جانى ، جانانى ، بوتون واريمى السينده خدا ،
ايتمسن تك وطنمدن بنى دنياده جدا .
روحمك سندن الحى شودر انجاق املى :
دكمه سين معبديمك كو كسنه نامحرم الى ،
بو اذانلركه شحادتلرى دينك تملى
ابدى يورديمك اوستنده بنم ايكله ملى ،
او زمان وجد اله بيك سجده ايدر وارسه طاشم ،
هر جريحه مدن الهى ، بوشانوب قانلى ياشم ،
فيشقيرير روح مجرد كبى يردن نعشم !
او زمان يوكسله رك عرشه دكر ، بلكه ، باشم .
دالغه لان سن ده شفقلر كبى اى شانلى هلال !
اولسون ارتيق دوكولن قانلريمك هپسى حلال .
ابدياً سكا يوق ، عرقمه يوق اضمحلال :
حقيدر، حر ياشامش ، بايراغمك حريت ،
حقيد حقه طاپان ، ملتمك استقلال .
محمد عاكف
Mehmed Akif ERSOY
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 Ocak 11
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=512841&rn=5O
Etiketler:
İSTİKLAL MARŞI-OSMANLICA-FEHMİ DİNÇER
YEŞİL KURBAĞALAR ÖTER GÖLLERDE ( FERTEK )
Muzaffer Buyrukçu
Çocukluğumun, delikanlılığımın geçtiği Aksaray semtinde dolaşıyordum.Bastığım her yerden, baktığım her nesneden geşmişle ilgili anılar fışkırıyordu; unutduğumu sandığım günleri unutmadığımı, en az benim kadar diri, benim kadar sağlıklı olduğunu saptıyor, seviniyordum.Birden adım söylendi yüksek sesle.Orta yaşlı güleç yüzlü bir adamdı.”Sizi resimlerinizden tanıdım,hemşehri sayılırız,Niğde’liyim bende.”
“Memnun oldum”dedim,”Niğde’nin Fertek köyündenim.”
“Hiç gittiniz mi?”
“Bir kere yıllar önce “dedim, “Fertek’te bir değişme var mı?”
“Çok değişti,artık köy değil.”
Heyecanla kaygıyı aynı anda yaşadım.”Kimi yerleşim birimleri büyüdü mü özelliklerinden pek çok şey yitirir, bozulur.Eğer bozulduysa yanarım!”
“Demek o kadar çok seviyorsunuz?” dedi hemşehrim.
“Evet, çok seviyorum, kan bağı gibi bir bağ var aramızda.Kardeşim gibi bir şey!”
Bu yanıtım hemşehrimin gözlerini yaşarttı, “Elinizi bir kere daha sıkabilir miyim?” dedi.Uzattım, sıktı ve uzaklaştı.Bu küçük olay tepeden tırnağa sarstı beni, sevginin, bağlanmanın gücünü hissettim damarlarımda.Sonra bu mucizevi rastlantıyı düşündüm.Evet, evet, Fatih zamanında Niğde’nin Aksaray’ından getirilerek yerleştirilen hemşeehrilerimin kök saldıkları ve İstanbul’un tarihine altın sayfalar ekledikleri bir mekandaydım.Niğde’le ilgili gerçekler zihnnimi kapladı.Cumhuriyet kurulduktan epey sonra ‘mübadele’de, bir çok Balkanlı aile Anadolu’ya çağrılmıştı.Annemle babamın yeni memleketi Fertek’ti.Hükümet ev, bağ, tarla bağışlamıştı.Durumları iyiydi, geçinip gidiyorlardı, bu arada ben de doğmuştum.Ama yaşamlarını karartan terslikler başgöstermişti; ayrıca göçmenliğin kendine özgü yabancılık yasaları tıkır tıkır işliyordu.Niğde insanının sosyal, geleneksel ve kültürel yapısından kaynaklanan mizacıyla bir türlü bağdaşamıyorlardı.Sürtüşüyorlardı, dalaşıyorlardı.Küçük dayım Nazmi, incir çekirdeğinini doldurmayan bir neden yüzünden öldürülünce annamle babam kapağı İstanbul’a atmışlardı.
Altı yedi yaşına gelince ve öğrenme,anlama ,isteğim beni yaşamın derinliklerine doğru itince, evde konuşulan her şeyi, anlatılan öyküleri belleğime yığmaya başladım.Fertek, her yanı bağlarla, bahçelerle kaplı cennet gibi bir yerdi, havası, suyu iyiydi.Her evde bir halı tezgahı vardı, her ev bağ bozumlarında pekmez, rakı kaynatırdı, şarap yapardı...Pekmezsiz, rakısız, şarapsız bir evin varolacağı düşünülemezdi.Fertekliler’in çoğu neşeli, içtenlikli kişilerdi, güzelliklere kucak açıp kötülükleri kovarlardı, bir damla mutluluk yakalasalar bölüşürlerdi.
Bize sıkı sık konuk olanların arasında Borlular, Dermasonlular, Fertekliler, Aksaraylılar çoğunluktaydı.Ve Niğde’yi konuşurlardı yumuşak, özlem kokan dille.
Kimi geceler annemle babam,
Kezi Bağlarından gelip geçilsin
Kurulsun masalar rakı şarap içilsin
türküsünü söylerlerdi yanık sesleriyle ve gözleri dolardı.Ama benim asıl sevdiğim,
Yeşil kurbağalar öter göllerde
Kırıldı kanadım kaldım çöllerde
türküsüydü.Ve ben, hiç bilmediğim , hiç tanımadığım (İstanbul’a geldiğimizde bir yaşındaydım) ama o anda türkünün yardımıyla coğrafyasını yarattığım Niğde ülkesinde geziniyordum; babamın, anamın çiğnediği toprakları çiğniyordum.Öldürülen dayımın mezarına bir demet kır çiçeği koyuyordum.İşte bu türkülerle , türkülerin benzeri öykülerle büyüdüm ve yazarlık yeteneğim beni Bab-ı Ali’ye sürükleyince annemin babamın dışındaki gerçek Niğdeliler’le bir birarada bulundum.Hamaldı bunlar, sırtlarında basımevlerine, gazetelere kurşun, kağıt, sayfa, mürekkep taşıyorlardı (Onların çoğu şimdi patrondur).Arkadaş oldum bazılarıyla.Niğde’yi anlattırdım.”Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye “ diyenlerle kavga ettim, bu sözl erde bir küçümseme görüğüm için.Ve Niğde’yle öylesine doldum ki, olanaklarımın elverdiği bir zamanda, kalktım gittim.Niğde istasyonunda indim trenden.Ufacık bir yerdi, bizim Langa kadardı...tenhaydı, sessizdi ama gizemliydi, binbir masalın ürediği Kapadokya Bölgesinin bir uzantısıydı.İlkin hüzünlendim ama hemen toparlandım ve eşşiz bir hazineyi gömüden çıkaranlar örneği masallarla, mitolojik destanlarla kaynaşarak ‘şuradaki’ Fertek’e doğru yürümeye koyuldum.Her adımda şaşırıyordum; ne ağaç vardı, ne bir tutam yeşillik; dağları, tepeleri, bomboş toprakları efsaneleştiren bitki örtüsü, sanki bin yıl önce sökülmüş İsrail gibi bir yere götürülmüştü.Oysa ben Niğde ve çevresini İzmit ve çevresi, Bolu ve çevresi gibi hayal ediyordum ama hayal kırıklığına uğramıştım.Yüreğim sızlıyordu.Amaaa Fertek’e yaklaşırken sızlama kayboldu, umutsuzluğum, karamsarlığım kayboldu, sevinçten sevince sıçradım, heyecandan kalbim duracak gibi oldu.Çünkü karşımda, bağlarıyla, bahçeleriyle, tarlalarıyla yeşili, yeşilin tonlarını üretmiş ve ürettikleriyle kuşatılmış bir köy vardı.Çölün bir noktasında ansızın varolan bir vaha gibiydi.Bahçeleri sulayan bir gölcük, gölcüğün bitişiğindeki eski çeşme, aklımı durdurdu.Ben artık bir hayrandım, bir şaşkındım.Göle bakan iki katlı bir evin alnacına “Burası Prof.Dr.Hüseyin Avni Göktürk’ün evidir” yazısı yazılmıştı.
Halamın, eniştemin konuğuydum(Eniştem öldü ama halam, çocukları, torunları Fertek’te oturuyorlar, başka kentlere göçmediler).Yollar asfaltlanmıştı.İki cami, otuzdört tane kasap dükkanı vardısokaklar pişmiş ve çiğ et, şarap, rakı, pekmez kokularının egemenliği altındaydı.Taştan yapılan evlerinin çoğu iki katlıydı ve bahçeliydi, elektrikle donanmıştı; bakımlı,temiz, içlere ferahlık veren bir beldeydi.Kütüphanesi, hamamı ve lunaparkıyla tam teşekküllü bir kentin özgün bir örneğiydi.Babamın annemin arkadaşlarıyla karşılaştım.Onlarda kalan annemle babamla ilgili izlenimleri, tanıklıkları, unutulmaz şimşeklenmeleri belleğime aktardım.Genç, yaşlı dostlar edindim, birlikteliklerin özünü besleyen ilişkilerin kurulması için vargücümle çalıştım.Niğde çıkışlı bir İstanbullu esprisiyle ve yaşamın buram buram tüttüğü bir üslupla kendimi, amaçlarımı, yaptıklarımı, yapacaklarımı sergiledim.Ve o sımsıcak, bahar gibi canlı ve renkli, mayıs suları gibi diri ve coşkulu, ‘leb’ demeden leblebiyi anlayan, keskin zekalarıyla şeytana bin takla attıran hemşehrilerimle kaynaştım.Okuyup yazanlara gösterdikleri saygıyı ve okuma tutkularını beğendim ( Okuma yüzdesi en yüksek olan köy Fertek’ti ).Genelde Niğde’nin, özelde Fertek’in bürokrasiye eleman ve hukukçu yetiştiren önemli bir kaynak olduğunu öğrendim.Göğsüm kabardı.Kıvandım.Niğde toprağında biten ve ünlenen Ebubekir Hazım Tepeyran’ı, Mahmut Makal’ı, Fikret Otyam’ı, Şahap Sıtkı’yı, Nahit Eruz’u ve Zühtü Bayar’ı sıraladım.
Çağrılar birbirini izledi.Elma toplama eylemlerine, bağbozumu şölenlerine, yüreğimi doldurup taşıran heyecanlarla katıldım.Uyumlu davranışlarla, dans edercesine üzüm çiğneyen, üzüm çiğnerken de güzel sesleriyle;
Kız saçların saçların yar yar yar amman
Oynar omuz başların
Türküsünü söyleyen kızları seyrettim.Közde pişirilen taze etlerden, taze mısırlardan, ipek tenli taze eşşiz üzümlerden, pembe yanaklı ve de supsulu elmalardan patlayıncaya kadar yedim.Akşam aydınlığı ve güneşi vurunca bardağın içindeki konumu değişen, yakut bir büyüye, yakut bir rüyaya dönüşen ve dil buran, beyinlerde ziller çaldıran mis gibi şaraptan, rakıların rakısı Fertek rakısından içtim.
Geceleri yakılan ateşlerin çevresinde çağdaş bir masalın gövdesine girerken anlatılan acıklı, hüzünlü, kahramanlık yüklü masalları, Battalgazi’nin gavurları imana getirme öylülerini; kırık aşkların, iz ve yara açan kavgaların, yarım kalan atılımların, girişimlerin serüvenlerini dinledim.Tasarılarını, ereklerini, huzur ve mutluluk arayışlarını, inatçılıklarını, yılmazlıklarını, iradelerine duydukları güveni sevdim.”Çayırda gördüm seni, ellere vermem seni, kendime aldım seni” türküsünü onlarla birlikte söyledim.
Ve nüfus cüzdanımdaki kupkuru, kağıttan Niğde sözcüğünü etlendirdim, canlandırdım,gerçek bir Niğdeli kimliğine büründüm, Muzaffer Buyrukçu olarak göründüm ve Fertek’in bir temsilcisi sıfatını hak etmek için çabaladım, öyle geriye döndüm.
İşlerimin yoğunluğu nedeniyle bir daha gidemedim Niğde’ye.Ama Ahmet Kutsi Tecer’in, ‘Gitmesem de, görmesem de o köy bizim köyümüzdür’ şiirindeki gibi bir durumu benimsedim.Evet, Anadolu benim yurdumsa Niğde de beni kütüğüne geçiren, bireylerinin arasında sayan milletimdir.Beni vareden toprağımdır.Çünkü ben İstanbul’da ömür tüketen bir Niğdeli’yim.Bu hakkımı on bin dünya birleşse elimden alamaz.
MUZAFFER BUYRUKÇU
Kaynak:Milliyet İL İL TÜRKİYE ANSİKLOPEDİSİ –NİĞDE-s.757
Muzaffer Buyrukçu
Çocukluğumun, delikanlılığımın geçtiği Aksaray semtinde dolaşıyordum.Bastığım her yerden, baktığım her nesneden geşmişle ilgili anılar fışkırıyordu; unutduğumu sandığım günleri unutmadığımı, en az benim kadar diri, benim kadar sağlıklı olduğunu saptıyor, seviniyordum.Birden adım söylendi yüksek sesle.Orta yaşlı güleç yüzlü bir adamdı.”Sizi resimlerinizden tanıdım,hemşehri sayılırız,Niğde’liyim bende.”
“Memnun oldum”dedim,”Niğde’nin Fertek köyündenim.”
“Hiç gittiniz mi?”
“Bir kere yıllar önce “dedim, “Fertek’te bir değişme var mı?”
“Çok değişti,artık köy değil.”
Heyecanla kaygıyı aynı anda yaşadım.”Kimi yerleşim birimleri büyüdü mü özelliklerinden pek çok şey yitirir, bozulur.Eğer bozulduysa yanarım!”
“Demek o kadar çok seviyorsunuz?” dedi hemşehrim.
“Evet, çok seviyorum, kan bağı gibi bir bağ var aramızda.Kardeşim gibi bir şey!”
Bu yanıtım hemşehrimin gözlerini yaşarttı, “Elinizi bir kere daha sıkabilir miyim?” dedi.Uzattım, sıktı ve uzaklaştı.Bu küçük olay tepeden tırnağa sarstı beni, sevginin, bağlanmanın gücünü hissettim damarlarımda.Sonra bu mucizevi rastlantıyı düşündüm.Evet, evet, Fatih zamanında Niğde’nin Aksaray’ından getirilerek yerleştirilen hemşeehrilerimin kök saldıkları ve İstanbul’un tarihine altın sayfalar ekledikleri bir mekandaydım.Niğde’le ilgili gerçekler zihnnimi kapladı.Cumhuriyet kurulduktan epey sonra ‘mübadele’de, bir çok Balkanlı aile Anadolu’ya çağrılmıştı.Annemle babamın yeni memleketi Fertek’ti.Hükümet ev, bağ, tarla bağışlamıştı.Durumları iyiydi, geçinip gidiyorlardı, bu arada ben de doğmuştum.Ama yaşamlarını karartan terslikler başgöstermişti; ayrıca göçmenliğin kendine özgü yabancılık yasaları tıkır tıkır işliyordu.Niğde insanının sosyal, geleneksel ve kültürel yapısından kaynaklanan mizacıyla bir türlü bağdaşamıyorlardı.Sürtüşüyorlardı, dalaşıyorlardı.Küçük dayım Nazmi, incir çekirdeğinini doldurmayan bir neden yüzünden öldürülünce annamle babam kapağı İstanbul’a atmışlardı.
Altı yedi yaşına gelince ve öğrenme,anlama ,isteğim beni yaşamın derinliklerine doğru itince, evde konuşulan her şeyi, anlatılan öyküleri belleğime yığmaya başladım.Fertek, her yanı bağlarla, bahçelerle kaplı cennet gibi bir yerdi, havası, suyu iyiydi.Her evde bir halı tezgahı vardı, her ev bağ bozumlarında pekmez, rakı kaynatırdı, şarap yapardı...Pekmezsiz, rakısız, şarapsız bir evin varolacağı düşünülemezdi.Fertekliler’in çoğu neşeli, içtenlikli kişilerdi, güzelliklere kucak açıp kötülükleri kovarlardı, bir damla mutluluk yakalasalar bölüşürlerdi.
Bize sıkı sık konuk olanların arasında Borlular, Dermasonlular, Fertekliler, Aksaraylılar çoğunluktaydı.Ve Niğde’yi konuşurlardı yumuşak, özlem kokan dille.
Kimi geceler annemle babam,
Kezi Bağlarından gelip geçilsin
Kurulsun masalar rakı şarap içilsin
türküsünü söylerlerdi yanık sesleriyle ve gözleri dolardı.Ama benim asıl sevdiğim,
Yeşil kurbağalar öter göllerde
Kırıldı kanadım kaldım çöllerde
türküsüydü.Ve ben, hiç bilmediğim , hiç tanımadığım (İstanbul’a geldiğimizde bir yaşındaydım) ama o anda türkünün yardımıyla coğrafyasını yarattığım Niğde ülkesinde geziniyordum; babamın, anamın çiğnediği toprakları çiğniyordum.Öldürülen dayımın mezarına bir demet kır çiçeği koyuyordum.İşte bu türkülerle , türkülerin benzeri öykülerle büyüdüm ve yazarlık yeteneğim beni Bab-ı Ali’ye sürükleyince annemin babamın dışındaki gerçek Niğdeliler’le bir birarada bulundum.Hamaldı bunlar, sırtlarında basımevlerine, gazetelere kurşun, kağıt, sayfa, mürekkep taşıyorlardı (Onların çoğu şimdi patrondur).Arkadaş oldum bazılarıyla.Niğde’yi anlattırdım.”Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye “ diyenlerle kavga ettim, bu sözl erde bir küçümseme görüğüm için.Ve Niğde’yle öylesine doldum ki, olanaklarımın elverdiği bir zamanda, kalktım gittim.Niğde istasyonunda indim trenden.Ufacık bir yerdi, bizim Langa kadardı...tenhaydı, sessizdi ama gizemliydi, binbir masalın ürediği Kapadokya Bölgesinin bir uzantısıydı.İlkin hüzünlendim ama hemen toparlandım ve eşşiz bir hazineyi gömüden çıkaranlar örneği masallarla, mitolojik destanlarla kaynaşarak ‘şuradaki’ Fertek’e doğru yürümeye koyuldum.Her adımda şaşırıyordum; ne ağaç vardı, ne bir tutam yeşillik; dağları, tepeleri, bomboş toprakları efsaneleştiren bitki örtüsü, sanki bin yıl önce sökülmüş İsrail gibi bir yere götürülmüştü.Oysa ben Niğde ve çevresini İzmit ve çevresi, Bolu ve çevresi gibi hayal ediyordum ama hayal kırıklığına uğramıştım.Yüreğim sızlıyordu.Amaaa Fertek’e yaklaşırken sızlama kayboldu, umutsuzluğum, karamsarlığım kayboldu, sevinçten sevince sıçradım, heyecandan kalbim duracak gibi oldu.Çünkü karşımda, bağlarıyla, bahçeleriyle, tarlalarıyla yeşili, yeşilin tonlarını üretmiş ve ürettikleriyle kuşatılmış bir köy vardı.Çölün bir noktasında ansızın varolan bir vaha gibiydi.Bahçeleri sulayan bir gölcük, gölcüğün bitişiğindeki eski çeşme, aklımı durdurdu.Ben artık bir hayrandım, bir şaşkındım.Göle bakan iki katlı bir evin alnacına “Burası Prof.Dr.Hüseyin Avni Göktürk’ün evidir” yazısı yazılmıştı.
Halamın, eniştemin konuğuydum(Eniştem öldü ama halam, çocukları, torunları Fertek’te oturuyorlar, başka kentlere göçmediler).Yollar asfaltlanmıştı.İki cami, otuzdört tane kasap dükkanı vardısokaklar pişmiş ve çiğ et, şarap, rakı, pekmez kokularının egemenliği altındaydı.Taştan yapılan evlerinin çoğu iki katlıydı ve bahçeliydi, elektrikle donanmıştı; bakımlı,temiz, içlere ferahlık veren bir beldeydi.Kütüphanesi, hamamı ve lunaparkıyla tam teşekküllü bir kentin özgün bir örneğiydi.Babamın annemin arkadaşlarıyla karşılaştım.Onlarda kalan annemle babamla ilgili izlenimleri, tanıklıkları, unutulmaz şimşeklenmeleri belleğime aktardım.Genç, yaşlı dostlar edindim, birlikteliklerin özünü besleyen ilişkilerin kurulması için vargücümle çalıştım.Niğde çıkışlı bir İstanbullu esprisiyle ve yaşamın buram buram tüttüğü bir üslupla kendimi, amaçlarımı, yaptıklarımı, yapacaklarımı sergiledim.Ve o sımsıcak, bahar gibi canlı ve renkli, mayıs suları gibi diri ve coşkulu, ‘leb’ demeden leblebiyi anlayan, keskin zekalarıyla şeytana bin takla attıran hemşehrilerimle kaynaştım.Okuyup yazanlara gösterdikleri saygıyı ve okuma tutkularını beğendim ( Okuma yüzdesi en yüksek olan köy Fertek’ti ).Genelde Niğde’nin, özelde Fertek’in bürokrasiye eleman ve hukukçu yetiştiren önemli bir kaynak olduğunu öğrendim.Göğsüm kabardı.Kıvandım.Niğde toprağında biten ve ünlenen Ebubekir Hazım Tepeyran’ı, Mahmut Makal’ı, Fikret Otyam’ı, Şahap Sıtkı’yı, Nahit Eruz’u ve Zühtü Bayar’ı sıraladım.
Çağrılar birbirini izledi.Elma toplama eylemlerine, bağbozumu şölenlerine, yüreğimi doldurup taşıran heyecanlarla katıldım.Uyumlu davranışlarla, dans edercesine üzüm çiğneyen, üzüm çiğnerken de güzel sesleriyle;
Kız saçların saçların yar yar yar amman
Oynar omuz başların
Türküsünü söyleyen kızları seyrettim.Közde pişirilen taze etlerden, taze mısırlardan, ipek tenli taze eşşiz üzümlerden, pembe yanaklı ve de supsulu elmalardan patlayıncaya kadar yedim.Akşam aydınlığı ve güneşi vurunca bardağın içindeki konumu değişen, yakut bir büyüye, yakut bir rüyaya dönüşen ve dil buran, beyinlerde ziller çaldıran mis gibi şaraptan, rakıların rakısı Fertek rakısından içtim.
Geceleri yakılan ateşlerin çevresinde çağdaş bir masalın gövdesine girerken anlatılan acıklı, hüzünlü, kahramanlık yüklü masalları, Battalgazi’nin gavurları imana getirme öylülerini; kırık aşkların, iz ve yara açan kavgaların, yarım kalan atılımların, girişimlerin serüvenlerini dinledim.Tasarılarını, ereklerini, huzur ve mutluluk arayışlarını, inatçılıklarını, yılmazlıklarını, iradelerine duydukları güveni sevdim.”Çayırda gördüm seni, ellere vermem seni, kendime aldım seni” türküsünü onlarla birlikte söyledim.
Ve nüfus cüzdanımdaki kupkuru, kağıttan Niğde sözcüğünü etlendirdim, canlandırdım,gerçek bir Niğdeli kimliğine büründüm, Muzaffer Buyrukçu olarak göründüm ve Fertek’in bir temsilcisi sıfatını hak etmek için çabaladım, öyle geriye döndüm.
İşlerimin yoğunluğu nedeniyle bir daha gidemedim Niğde’ye.Ama Ahmet Kutsi Tecer’in, ‘Gitmesem de, görmesem de o köy bizim köyümüzdür’ şiirindeki gibi bir durumu benimsedim.Evet, Anadolu benim yurdumsa Niğde de beni kütüğüne geçiren, bireylerinin arasında sayan milletimdir.Beni vareden toprağımdır.Çünkü ben İstanbul’da ömür tüketen bir Niğdeli’yim.Bu hakkımı on bin dünya birleşse elimden alamaz.
MUZAFFER BUYRUKÇU
Kaynak:Milliyet İL İL TÜRKİYE ANSİKLOPEDİSİ –NİĞDE-s.757
Etiketler:
YEŞİL KURBAĞALAR ÖTER GÖLLERDE
PLATON’DA RUHUN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ
Platon’a göre ölüm, bir yandan bedenin, ruhdan ayrılarak kendi kendine kalması, diğer yandan ruhun bedenden ayrılarak kendi kendine varolmaya devam etmesidir. Ruh, beden hakkında bir bilgi edindiği zaman bunu düşünmekle elde eder. Ruhun kendisi işitme, görme duyusu, acı, haz gibi bedene ait duyumlara sahip olmadığı zaman daha iyi düşünür, böylece kendi içine çekilerek bedeni uzaklaştırır. Bedenle her türlü ilişkiyi kestiği ölçüde hakikatı kavramaya çalışır. Ruh, bedenle beraber bir şeyi incelemeye giriştiği zaman beden kendisini aldatmaktadır. Çünkü, bedenimiz, kendisini beslemeye muhtaç olduğumuz için binlerce güçlüklere neden olur. Ayrıca her çeşit istekler, tutkular, korkular, kuruntular bizi hakikatı araştırmaktan uzaklaştırmaktadır.İnsanları bu duruma getiren sebep, ihtiyaçların kölesi olan bedendir.İşte bunun için insanların felsefeye ayıracak zamanları kalmıyor.
Bu nedenlerden dolayı bir şeyi gerçek olarak bilmek istiyorsak bedenden ayrılmamız, yalnız ruhla, nesneleri kendiliklerinde görmemiz gerekir. İşte ancak o zaman bilgeliğe kavuşulur; fakat bu kavuşma, yaşarken değil, uslamlamanın gösterdiği gibi öldükten sonra gerçekleşir.
Ruhun, bu dünyayı terkedererek ahirete gittiği, oradan da gene dünyaya geldiği, böylece ölümden yaşama döndükleri fikri eski bir gelenektir.(M.Ö. 370’ lere göre bile çok eski bir gelenek) Böyle ise yani yaşayanlar, ölülerden doğuyorlarsa bundan, ruhlarımızın orada olduğu sonucu çıkmaktadır. Çünkü orada olmasalardı yeniden dünyaya gelemezlerdi.
Platon, hakikati bulmak için insan, bitkiler, hayvanlar özetle bütün doğan şeyleri incelediğimizde bütün şeylerin benzer şekilde yani kendi karşıtlarından doğduklarının görüldüğünü belirterek diyalektik yöntemi kullanmaktadır. Bu durum, bütün bu karşıt çiftler arasında birinciden ikinciye, ikinciden birinciye gelen bir çift doğuşu göstermektedir. Yaşam ile ölüm birbirinin karşıtı olduğuna göre o halde birbirlerinden doğuyorlar, iki oldukları içinde aralarında çifte doğuş vardır. Ölümün karşıtı yeniden yaşamak ise, yeniden yaşamak ölülerden yaşayanlara giden bir doğuştur. Gerçekten, doğan şeyler bir daire çizercesine ölen şeylere tekabül etseydi, tersine olarak yalnız bir karşıttan kendi karşıtına giden doğru çizgi halinde doğsaydı, sonunda bütün nesneler aynı şekilde kalmış, aynı hale düşmüş, doğuşunda ardı kesilmiş olurdu. Daha somut söylediğimizde, yaşayan her şey ölseydi, ölünce de hayata kavuşmaksızın aynı halde kalsaydı herşeyin bir gün ölümle biteceği, artık canlı hiç bir şeyin kalmayacağı bir durum söz konusu olurdu.
Platon’un bu analizinden çıkan sonuç, yaşama bir dönüş vardır. Öğrenmenin bir anımsamadan başka bir şey olmadığı doğru ise şimdi anımsadığımız şeyleri önceki bir zamanda öğrenmiş olmamıza bir delildir. Ruh, bir insan şekli ile yani bedenle birleşmeden önce bir yerde var olmamış olsaydı bu olamazdı.
Ruh, görülmeyen bir varlık olarak bedenle birleştiği zaman bedenin istekleri doğrultusunda asla aynı kalmayan şeylere doğru çelilip sürüklenir. Kendinden sapıtır, altüst olur. Buna karşılık o yalnız ve kendi başına bir şeyi incelediğinde orada katkısız, her zaman varolan, hiç ölmez ve değişmez şeylere doğru atılır.
Ruh ve beden beraber olduklarında doğa, bedene köleliği ve boyun eğmeyi, birinciye komutanlığı ve efendiliği verir. Ruh, en çok tanrılık olana, ölümsüz olana, düşünülebilene, yalın olana, dağılmayana, her zaman aynı kalana benzer. Beden ise en çok insanlık olana, ölümlü olana, düşünülemeyene, çok şekilli olana, dağılana, asla kendisinin aynı kalmayana benzer.
Ruhun ölümsüzlüğüne ulaşmak, büsbütün arınmış olmayana yasaktır.Bu, ancak bilgi dostlarının, erenlerin hakkıdır. Bilgi sevenler, ruhların cesaretini tatlı tatlı arıtır, bütün bilincini kendi içine çevirmesini ve toplanmasını sağlar, tutkuları yatıştırır, aklı dinler ve ondan ayrılmaz. Hakikat olanı, tanrılık olanı doya doya seyreder. Yaşamı boyunca böyle yaşayarak sonunda kendisine benzeyen, uyan şeye doğru gideceğine, insan sefaletini başından atacağına inanır.
Sonuç olarak ölümsüz olan aynı zamanda yok olmayansa, ruh da ölüm kendisine geldiğinde yok olması imkansızdır. İnsana ölüm yakalaşınca kendisinde ölecek olan ölür. Fakat ölmez olan yok olmaktan sapasağlam kurtulur ve ne ise öyle kalır. Bu nedenle Platon’a göre ruhun ölümsüzlüğü mutlaktır.
Fehmi DİNÇER
1998 Ankara
Platon’a göre ölüm, bir yandan bedenin, ruhdan ayrılarak kendi kendine kalması, diğer yandan ruhun bedenden ayrılarak kendi kendine varolmaya devam etmesidir. Ruh, beden hakkında bir bilgi edindiği zaman bunu düşünmekle elde eder. Ruhun kendisi işitme, görme duyusu, acı, haz gibi bedene ait duyumlara sahip olmadığı zaman daha iyi düşünür, böylece kendi içine çekilerek bedeni uzaklaştırır. Bedenle her türlü ilişkiyi kestiği ölçüde hakikatı kavramaya çalışır. Ruh, bedenle beraber bir şeyi incelemeye giriştiği zaman beden kendisini aldatmaktadır. Çünkü, bedenimiz, kendisini beslemeye muhtaç olduğumuz için binlerce güçlüklere neden olur. Ayrıca her çeşit istekler, tutkular, korkular, kuruntular bizi hakikatı araştırmaktan uzaklaştırmaktadır.İnsanları bu duruma getiren sebep, ihtiyaçların kölesi olan bedendir.İşte bunun için insanların felsefeye ayıracak zamanları kalmıyor.
Bu nedenlerden dolayı bir şeyi gerçek olarak bilmek istiyorsak bedenden ayrılmamız, yalnız ruhla, nesneleri kendiliklerinde görmemiz gerekir. İşte ancak o zaman bilgeliğe kavuşulur; fakat bu kavuşma, yaşarken değil, uslamlamanın gösterdiği gibi öldükten sonra gerçekleşir.
Ruhun, bu dünyayı terkedererek ahirete gittiği, oradan da gene dünyaya geldiği, böylece ölümden yaşama döndükleri fikri eski bir gelenektir.(M.Ö. 370’ lere göre bile çok eski bir gelenek) Böyle ise yani yaşayanlar, ölülerden doğuyorlarsa bundan, ruhlarımızın orada olduğu sonucu çıkmaktadır. Çünkü orada olmasalardı yeniden dünyaya gelemezlerdi.
Platon, hakikati bulmak için insan, bitkiler, hayvanlar özetle bütün doğan şeyleri incelediğimizde bütün şeylerin benzer şekilde yani kendi karşıtlarından doğduklarının görüldüğünü belirterek diyalektik yöntemi kullanmaktadır. Bu durum, bütün bu karşıt çiftler arasında birinciden ikinciye, ikinciden birinciye gelen bir çift doğuşu göstermektedir. Yaşam ile ölüm birbirinin karşıtı olduğuna göre o halde birbirlerinden doğuyorlar, iki oldukları içinde aralarında çifte doğuş vardır. Ölümün karşıtı yeniden yaşamak ise, yeniden yaşamak ölülerden yaşayanlara giden bir doğuştur. Gerçekten, doğan şeyler bir daire çizercesine ölen şeylere tekabül etseydi, tersine olarak yalnız bir karşıttan kendi karşıtına giden doğru çizgi halinde doğsaydı, sonunda bütün nesneler aynı şekilde kalmış, aynı hale düşmüş, doğuşunda ardı kesilmiş olurdu. Daha somut söylediğimizde, yaşayan her şey ölseydi, ölünce de hayata kavuşmaksızın aynı halde kalsaydı herşeyin bir gün ölümle biteceği, artık canlı hiç bir şeyin kalmayacağı bir durum söz konusu olurdu.
Platon’un bu analizinden çıkan sonuç, yaşama bir dönüş vardır. Öğrenmenin bir anımsamadan başka bir şey olmadığı doğru ise şimdi anımsadığımız şeyleri önceki bir zamanda öğrenmiş olmamıza bir delildir. Ruh, bir insan şekli ile yani bedenle birleşmeden önce bir yerde var olmamış olsaydı bu olamazdı.
Ruh, görülmeyen bir varlık olarak bedenle birleştiği zaman bedenin istekleri doğrultusunda asla aynı kalmayan şeylere doğru çelilip sürüklenir. Kendinden sapıtır, altüst olur. Buna karşılık o yalnız ve kendi başına bir şeyi incelediğinde orada katkısız, her zaman varolan, hiç ölmez ve değişmez şeylere doğru atılır.
Ruh ve beden beraber olduklarında doğa, bedene köleliği ve boyun eğmeyi, birinciye komutanlığı ve efendiliği verir. Ruh, en çok tanrılık olana, ölümsüz olana, düşünülebilene, yalın olana, dağılmayana, her zaman aynı kalana benzer. Beden ise en çok insanlık olana, ölümlü olana, düşünülemeyene, çok şekilli olana, dağılana, asla kendisinin aynı kalmayana benzer.
Ruhun ölümsüzlüğüne ulaşmak, büsbütün arınmış olmayana yasaktır.Bu, ancak bilgi dostlarının, erenlerin hakkıdır. Bilgi sevenler, ruhların cesaretini tatlı tatlı arıtır, bütün bilincini kendi içine çevirmesini ve toplanmasını sağlar, tutkuları yatıştırır, aklı dinler ve ondan ayrılmaz. Hakikat olanı, tanrılık olanı doya doya seyreder. Yaşamı boyunca böyle yaşayarak sonunda kendisine benzeyen, uyan şeye doğru gideceğine, insan sefaletini başından atacağına inanır.
Sonuç olarak ölümsüz olan aynı zamanda yok olmayansa, ruh da ölüm kendisine geldiğinde yok olması imkansızdır. İnsana ölüm yakalaşınca kendisinde ölecek olan ölür. Fakat ölmez olan yok olmaktan sapasağlam kurtulur ve ne ise öyle kalır. Bu nedenle Platon’a göre ruhun ölümsüzlüğü mutlaktır.
Fehmi DİNÇER
1998 Ankara
Etiketler:
PLATON'DA RUHUN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ-FEHMİ DİNÇER
AYDINLANMA
AYDINLANMA
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının rehberliğine başvurmaksızın kulanamamasıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür. Bunun nedeni de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılık ve cesaretini göstermeyen insanda aranmalıdır.
Oysa Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez. Bunun için gerekli olan özgürlükde özgürlüklerin en zararsız olanıdır. Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlelerin önünde apaçık kullanma özgürlüğüdür. Felsefenin ortaya çıkması için işte bu özgürlük bilinci gereklidir. Felsefenin içinden çıktığı halk da ilke olarak özgürlüğe sahip olmalıdır. Pratik açıdan ise bu, gerçek özgürlüğün gelişmesine bağlıdır.
AYDINLANMA FELSEFESİ
17. VE 18. yüzyıllarda tanrı, akıl, doğa ve insan kavramlarının yeni bir senteze ulaşmasıyla ortaya çıkan ve Avrupa’da sanat, felsefe, ve siyaset alanlarında radikal gelişmeler yol açan düşünce akımına aydınlanma felsefesi denir. Aydınlanma felsefesinin temelini aklı işler kılma ve yüceltme oluşturur. Aydınlanma felsefesi düşünürleri, evrenin akıl aracılığıyla kavranabileceğini, bu yolla insanoğlunun bilgiye, özgürlüğe ve mutluluğa ulaşabileceğini savunmuşlardır.
Aydınlanma felsefesinin amacı, önyargıları yıkmaktır. Aydınlanma felsefesi, akla, doğaya, insanın mutluluğuna aykırı tüm önyargılara, boş inançlara, taassuba karşıdır. Bu önyargılara karşı çıkışın kökleri Rönesans ve Reform hareketlerine dayanmaktadır.
Batı uygarlığının gelişiminde 18. yüzyıl fer bakımdan önemlidir. 18. yüzyıl bir akıl çağıdır. Felsefeden edebiyata akıl egemendir. Bu dönemin merakı, doğaya egemen olmaya ve bilime çevrilmiştir.
Aydınlanma düşüncesini 7 noktada şöyle özetleyebiliriz:
1.Monarşik ve dini otoriteye karşı çıkış,
2.Akılcılık,
3.Aydınlanma düşüncesi,
4.Kültür iyimserliği,
5.Doğaya dönüş,
6.İnsancıllaştırılmış Hristiyanlık,
7.İnsan hakları.
İlk çağda Yunan Aydınlanmasının merkezi Atina idi. 18.yüzyıl aydınlanması ise bütün Avrupa’ya yayılmış olan bir fikir akımıdır.
Aydınlanma felsefesi, önce İngiltere’de başlamış, oradan Fransa’ya geçmiş ve çok radikal bir nitelik kazanmıştır. Almanya’ya da kısmen Fransa yoluyla, kısmen de İngiltere’den gelen bu akımdan etkilenmiştir. Aydınlanma, Avrupanın bu üç ülkesinde, bu ülkelerin kendi sosyopolitik özelliklerine uygun şekiller almıştır. Aydınlanma Felsefesi, İngiltere’de daha çok deneyci, Fransa’da akılcı, Almanya’da mistik-akılcıdır.
Özetle Aydınlanma çağıyla toplumdan ziyade birey ön plana çıktı ve giderek insani değerler, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganı ile bütün diğer değerlerin üstünde tutulmaya başlandı.
Sonuç olarak; Aydınlanma Felsefesi, İlkçağ Yunan aydınlanmasıyla başlayan, Rönesans ve Reformla devam eden ve Aydınlanma Çağıyla asırlardır topluma ulaşamayan öğretilerin çağına egemen olmasıdır. Bu öğretiler, insanı evrenin merkezi alan, dünyanın insanın ruhunu geliştirmek için bir araç olduğunu kabul eden hümanist bir felsefedir. Bu felsefe ile durağan düşünce sistemi yıkıldı. Yerine akılcılığı ön plana çıkaran pozitif düşünce geldi.
Fehmi Dinçer
1998 Ankara
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının rehberliğine başvurmaksızın kulanamamasıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür. Bunun nedeni de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılık ve cesaretini göstermeyen insanda aranmalıdır.
Oysa Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez. Bunun için gerekli olan özgürlükde özgürlüklerin en zararsız olanıdır. Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlelerin önünde apaçık kullanma özgürlüğüdür. Felsefenin ortaya çıkması için işte bu özgürlük bilinci gereklidir. Felsefenin içinden çıktığı halk da ilke olarak özgürlüğe sahip olmalıdır. Pratik açıdan ise bu, gerçek özgürlüğün gelişmesine bağlıdır.
AYDINLANMA FELSEFESİ
17. VE 18. yüzyıllarda tanrı, akıl, doğa ve insan kavramlarının yeni bir senteze ulaşmasıyla ortaya çıkan ve Avrupa’da sanat, felsefe, ve siyaset alanlarında radikal gelişmeler yol açan düşünce akımına aydınlanma felsefesi denir. Aydınlanma felsefesinin temelini aklı işler kılma ve yüceltme oluşturur. Aydınlanma felsefesi düşünürleri, evrenin akıl aracılığıyla kavranabileceğini, bu yolla insanoğlunun bilgiye, özgürlüğe ve mutluluğa ulaşabileceğini savunmuşlardır.
Aydınlanma felsefesinin amacı, önyargıları yıkmaktır. Aydınlanma felsefesi, akla, doğaya, insanın mutluluğuna aykırı tüm önyargılara, boş inançlara, taassuba karşıdır. Bu önyargılara karşı çıkışın kökleri Rönesans ve Reform hareketlerine dayanmaktadır.
Batı uygarlığının gelişiminde 18. yüzyıl fer bakımdan önemlidir. 18. yüzyıl bir akıl çağıdır. Felsefeden edebiyata akıl egemendir. Bu dönemin merakı, doğaya egemen olmaya ve bilime çevrilmiştir.
Aydınlanma düşüncesini 7 noktada şöyle özetleyebiliriz:
1.Monarşik ve dini otoriteye karşı çıkış,
2.Akılcılık,
3.Aydınlanma düşüncesi,
4.Kültür iyimserliği,
5.Doğaya dönüş,
6.İnsancıllaştırılmış Hristiyanlık,
7.İnsan hakları.
İlk çağda Yunan Aydınlanmasının merkezi Atina idi. 18.yüzyıl aydınlanması ise bütün Avrupa’ya yayılmış olan bir fikir akımıdır.
Aydınlanma felsefesi, önce İngiltere’de başlamış, oradan Fransa’ya geçmiş ve çok radikal bir nitelik kazanmıştır. Almanya’ya da kısmen Fransa yoluyla, kısmen de İngiltere’den gelen bu akımdan etkilenmiştir. Aydınlanma, Avrupanın bu üç ülkesinde, bu ülkelerin kendi sosyopolitik özelliklerine uygun şekiller almıştır. Aydınlanma Felsefesi, İngiltere’de daha çok deneyci, Fransa’da akılcı, Almanya’da mistik-akılcıdır.
Özetle Aydınlanma çağıyla toplumdan ziyade birey ön plana çıktı ve giderek insani değerler, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganı ile bütün diğer değerlerin üstünde tutulmaya başlandı.
Sonuç olarak; Aydınlanma Felsefesi, İlkçağ Yunan aydınlanmasıyla başlayan, Rönesans ve Reformla devam eden ve Aydınlanma Çağıyla asırlardır topluma ulaşamayan öğretilerin çağına egemen olmasıdır. Bu öğretiler, insanı evrenin merkezi alan, dünyanın insanın ruhunu geliştirmek için bir araç olduğunu kabul eden hümanist bir felsefedir. Bu felsefe ile durağan düşünce sistemi yıkıldı. Yerine akılcılığı ön plana çıkaran pozitif düşünce geldi.
Fehmi Dinçer
1998 Ankara
Etiketler:
AYDINLANMA-FEHMİ DİNÇER
DEVE TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
DEVE TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
ABT
Deveyi hastalanmadan sağ iken boğazlamak
ACASA
Deve sürüsü
AFERNA
Kuvvetli Deve
ACC
Deveyi döğme
ALENDAT
Kuvvetli Deve
AMEYSEL
Şişman büyük deve
AVEMEN
Deve gidişi
A'YES
Beyaz deve
BAHBAHA
Devenin kükreyip ses çıkarması
CAMİL
Çobanlı deve sürüsü
CARRE
Yularından çekilen deve sürüsü
CA'V
Deve tersini toplamak
CECCEB
Çok hasta deve yavrusu
CERİR / CEDİL
Deve boynuna takılan ip
CEEY
Su içmesi için deveyi çağırmak
ALAİN*
Semiz dişi deve
CEL'ABE
Çok kuvvetli dişi deve
CEMRA
Kuvveli dişi deve
CERCERE
Deve sesi
CERDAHL
Büyük gövdeli deve
CİZARET
Deve kasaplığı
CÜBAB
Devenin sütünün üstüne gelen köpüğü
CÜBLE
Hörgüç
CÜLALE
Büyük dişi deve
CELENFEAT
Şişman karınlı deve
CÜRCUR
Deve başı
CÜRŞU
Büyük karınlı deve
CÜSACİS
Büyük deve
CÜZARE
Devenin etrafı (ayakları ve başı gibi)
DAFFAT
Deve kiraya veren deveci
DAVAT
Devenin başında olan verem
DİRDİM /DELUK
Dişleri kırılmış deve
DİDA
Devenin şiddetle yelmesi ve sıçraması
Dİ'DAN
Devenin çok yelmesi
DİRVAS
Büyük deve / devenin sütü
DİV-BEÇE
Deve yavrusu
EBCEL
Devedeki bir damar
EBBAL
Deve çobanı
EBİL
Devenin hallerinden anlayan kimse
EBD EYYUB *
Deve cemel
ECLAH
Deve üstü küçük kulübe
ERCEN
Dübüründe zahmetli olan deve
GIBB
Deveyi bir gün sulayıp bir gün sulamamak
GIRAR
Devenin sütünün azalması
HABERKAS
Küçük deve
HADİL
Gözlerinde ve ağzında çıban olan deve yavrusu
HADC
Deve palanı
HADBA
Kalçaları sıyrılıp çıkan zayıf dişi deve
HAKB
Deve semerini karna bağlayan ip
HALA
Devenin çökmesi
HALİC
Deve ağzı
HALİYYE
Bağından boşanmış deve/yabancı bir yavru emziren deve
HAVM
Deve sürüsü
HEBUL
Yavrusu kalmayan deve
HE'HE
Deveyi yulafa çağırmak
HILBID
Küçük deve
HIRABE
Deve hırsızlığı yapmak
HIZC *
Devenin içtiğihavuzda kalan su
HİTL
Yorgun deve
HİZA
Devenin bastığı yer
HÖRGÜÇ
Devenin sırtındaki tümsek
HURA
Devenin delirmesi
HURC
Uzun dişi deve
HÜZAHİZ *
Bağırgan deve
IHDI
Deve çöktü
IH
Deveyi çökertmek için kullanılan ses
HEHEE
Deveyi yulafa çağırıp hey hey demek
ADİN
Otlakta bulunan dişi deve
ADM
Deve kuyruğu
AHSEB
Tüyünün rengi bozuk olan kızıl deve
AKKAM
Deve kiralayıcısı
AKRET
Deve sürüsü
ALENDAT
Kuvvetli deve
AMARİYYE
Deveye konulan mıhfe
ANDEL
Başı büyük deve
ANİS
Şişman ve iri deve
AYTA
Uzun boyunlu dişi deve
AZÜZ
Memelerinin delikleri dar olan deve
BAHİRE
Kulağı kesik deve
BEKR / BEKRE
Genç erkek deve
BEL'AS
Büyük karınlı dişi deve
BEŞK
Devenini süratle gitmesi
BESUS *
Okşadıkça süt veren deve
BEV
Deve yavrusu derisi
BİRCİS
Sütlü deve
BİTAN
Deve kolanı
CEBB
Devenin hörgücünü kesmek
CEMEL
Erkek deve
CEMMAL
Deveci, deve sürüsü
CERİR / CEDİL
Devenin boynuna takılan ip
CİMAL
Erkek develer
CİRAN
Devenin boynunun önünde boğazlanacak yerinden boğazı çukuruna kadar olan yer
CİRRE
Devenin karnından çıkarıp çiğnediği geviş
CÜLZA
Sağlam deve
CÜRCÜR
Deve başı
CÜŞEM
Deve göğsü
DA'KA
Deve sürüsü
DEBUB
Semizlik ve şişmanlığından dolayı yürüyemeyen deve
DİF
Deveden gelen fayda, menfaat
DİMMET
Deve tersini toplamak
EARR
Hörgücü küçük deve
FENİN
Erkek deve
FETEL
Devenin iki kollarının yanlarından ırak olması
HABC
Devenin ot yemekten dolayı karnının şişmesi
HADDA
Deve çobanı
HADEME
Devenin ayağını bağladıkları kayış
HAFUD
Karnındaki yavrusunu azası belirmeden düşüren deve
HATR
Devenin kuyruğunu aşağı yukarı vurması
HAVİYYE
Deve palanı
HEMEL
Çobanı olmayan deve
HEN'A
Devenin boynunun altına konan işaret
HEVZEB
Yaşlı deve
HINAF
Devenin yulardan burnunu çözmesi/Deve bileğinde olan yumuşaklık
HINDALİS
Ağır yürüyüşlü deve
HİC
Deveyi azarlama ve zecir sesi
HİCAME
Deve ağzına ısırmasın diye takılan ağızlık
HİKKA
Dört yaşına basan dişi deve
HİM
Deveye arız olan susuzluk hastalığı
HÜRAR
Devede olan bir zahmet
MAGAS
Kıymetli iyi deve
MECZİR
Deve boğazlayazak yer
MEKUM
Ağzı bağlı deve
MEVAHİF
Zayıf deve
MİREMME
Deve dudağı
MUKRİF
Anası arabi babası arabi olmayan deve
MEDEFE
Deve sürüsü
NAF
Sütü çok olan deve
NAHNAHA
Deveyi çökertmek
NEİCAB
Deve tabanının aşınması
NUNUA
Devenin boyun eti
İŞAR
On aylık hamile develer
İBLAN
İki sürü deve
İCTIRAZ
Devenin geviş getirmesi
KAHDE
Devenin hörgücü dibi
KESD *
Bir dişi deveyi kesmek
KEŞİŞ
Deve avazı
KINAS
Büyük deve
KULAB
Bir çeşit deve hastalığı
KÜL'A
Devenin arkasında olan bir hastalık
KÜZUM
Ağzında dişi olmayan yaşlı deve
KASIF
Deve ağzı
KASİSA
Devecilerin azıklarını ve elbiselerini yüklettikleri deve
KAS *
Deve kulağının kenarı
KEBİT
Deve avazı
KECABE / KECAVE
Deve üstüne konan oturulacak bir çeşit tahtırevan
KEHAT
Büyük semiz, dişi deve
KENİF
Deve ağılı
KETİT
Deve avazı
KEVMA
Büyük ökçeli dişi deve
KUTBİYE
Deve ve koyun sütünün karışması
KÜRRE
Deve ve koyun terslerinin parçası
KÜRÜK
Deve yavrusu
KABKABA-İ İBİL
Devenin bağırması
IRAS
Devenin başını ayağına bağladıkları ip
İBAD
Devenin ayağını bağladıkları ip
İBALE
Devenin hallerini ve huylarını iyi bilmek
İBL / İBİL
Dişi deve - deve sürüsü
İBLAN
İki sürü deve
İBLİ
Deveci
İBRAK
Deveyi çökertmek
LEHİB
Eti az deve, zayıf deve
LİKVE *
Tez yüklü deve
LİKAH
Süt veren dişi develer
LİKAHT
Yeni doğurmuş ve sağılır deve
LUK
Kısa tüylü yük devesi
MACC
Ağzından su akan yaşlı dev
MAHMİL
Deve üstündeki sepet
MASVER
Sütü zor çıkan deve
MEBELE
Deve duracak yer
MEDFEE
Deve sürüsü
MENUC
Sütü diğer develerdem sonra çekilen deve
SEAF
Devenin ağzında olan bir hastalıktır ve burnununve gözlerinin kılları dökülür
SEAF - ESAF (1)
Seaf devenin erkeğine ESAF denir.
SEAF - NAFA (2)
Seaf devenin erkeğine NAFA denir.
SEAM
Bir çeşit deve yürüyüşü
SEFİF
Deve beline çekilen lkolan
KASKAS
Devenin yediği bir ot
ŞÜTÜR
Deve
ŞÜTÜRBAN
Deveci, deve çobanı
ŞÜTÜRBAR
Bir deve yükü kadar olan ağırlık
ŞÜTÜRDİL
Deve huylu, kinci, inatçı
ŞÜTÜRLEB
Deve dudaklı
ŞÜTÜRPA
Deve ayaklı
ŞÜTÜRPEÇE
Deve yavrusu
SAHİME
Zayıf dişi deve
SADEF
Devenin dört ayağı
SALEHBA
Dayanıklı, kuvvetli deve
SARBAN
Deve sürücüsü
SEDİF
Deve hörgücü
SADİ'
Deve bölüğü
RAHİLE
Üstüne binilen deve / Yük getiren deve
REBEZE
Devenin boyun yünü
RECCA'
Hörgücü büyük dişi deve
RECİN
Devecilerin ini
REKUB
Kalabalıktan suya yaklaşmayan deve
RESİM
Bir çeşit deve yürüyüşü
REZM
Deve ağazı
REZEME
Devenin ağzını açamadan boğazından çıkan ses
RİMS
Devenin yediği ekşi bir ot
RÜAVA
Köy yakınında ve halk yöresinde güdülen deve
MESBERE
Devenin yavruladığı yer
MUGAYLAN
Deve dikeni
MUTFİL
Yavrulu deve
MÜMHAT
İnce sütlü dişi deve
NAKA
Dişi deve
NAKAL
Deve tabanında bir hastalık
NECER
Devenin suya içip kanmaması
NEVAB *
Devenin tabanının aşınması
NEVİB *
Deve ayaklarının da***
NEKDA
Sütü olmayan deve
NEVAYE
Devenin semiz olması
NEYY
Semiz besili deve
NÜHAB
Deve öksürüğü
NİKAL
Devenin, suyu içip gittikten sonra gelip yine içmesi
NÜHZA
Devenin göğsünde bir hastalık
NÜKAS
Devenin dudağında olan bir hastalık
NÜŞUTA
Devenin ayağındaki ilmikli düğüm
NÜKAF
Deveyi öldüren bir hastalık
RABEAT
Devenin katı katıyelmesi
SURSUR
Büyük kuvvetli deve
SIBHAL
Deve
SEFR
Deve ferci
SEF
Yavaş yürüyen deve
SELUF
Suya gelen develerin önlerindeki deve
SELUB
Yavrusunu düşüren deve
SENAF
Deve bağlanan ip / Deve göğsü
SIDAR
Devenin göğsündeki alamet
SIRAR
Devenin sütü çok olsun ve ve yavrusu emmesin diye emziğin dibine bağladıkları ip
SİNA
Deve ayağını bağladıkları ip
SİLB
Dişleri kütelmiş ve kuyruğu dökülmüş yaşlı deve
SİNTAH
Büyük karınlı kuvvetli deve
SİTA
Deve boynunda uzunluğuna olan alamet
SUDA
Deve bölüğü
SÜFAL
Geç yürüyüşlü deve
ŞEMİRE / ŞEMİZER
Hızlı yürüyen deve
ŞEMİZER / ŞEMİRE
Hızlı yürüyen deve
ŞENAK
Devenin yularını çekmek
ŞETUT
Büyük hörgüçlü deve
TAVİD
Devenin çok yaşaması
TE'BİL
Deveyi katarıyla getirmek
TENVİK
Devenin zayıflaması
TERHİM
Deveyi illetsiz kesmek
TİRABE
Deve hörgücü
UKLUM
Kuvvetli deve
URRET
Devenin dudak ve ayaklarında çıkan bir çıban
USMUN
Devenin çene altı uzun kılları
UZHUL
Yük vurulmayan deve
ÜŞTÜR
Deve
ÜŞTÜRBAN
Deveci
ÜŞTÜRHU
Deve huylu, kinci, inatçı
VEBER
Deve yükü
VESİC
Hızlı yürüyen deve
ZIAR
Devenin ağzını bağlamak
ZİFRA
Devenin kulağı ardında terleyen yer
YELEB
Beyaz deve
ZABAZİB
Devenin çok acıktığında karnının ötmesi
NAHNAHA
Deveyi çökertme
ÜŞTÜRMURG
Deve kuşu
ABT
Deveyi hastalanmadan sağ iken boğazlamak
ACASA
Deve sürüsü
AFERNA
Kuvvetli Deve
ACC
Deveyi döğme
ALENDAT
Kuvvetli Deve
AMEYSEL
Şişman büyük deve
AVEMEN
Deve gidişi
A'YES
Beyaz deve
BAHBAHA
Devenin kükreyip ses çıkarması
CAMİL
Çobanlı deve sürüsü
CARRE
Yularından çekilen deve sürüsü
CA'V
Deve tersini toplamak
CECCEB
Çok hasta deve yavrusu
CERİR / CEDİL
Deve boynuna takılan ip
CEEY
Su içmesi için deveyi çağırmak
ALAİN*
Semiz dişi deve
CEL'ABE
Çok kuvvetli dişi deve
CEMRA
Kuvveli dişi deve
CERCERE
Deve sesi
CERDAHL
Büyük gövdeli deve
CİZARET
Deve kasaplığı
CÜBAB
Devenin sütünün üstüne gelen köpüğü
CÜBLE
Hörgüç
CÜLALE
Büyük dişi deve
CELENFEAT
Şişman karınlı deve
CÜRCUR
Deve başı
CÜRŞU
Büyük karınlı deve
CÜSACİS
Büyük deve
CÜZARE
Devenin etrafı (ayakları ve başı gibi)
DAFFAT
Deve kiraya veren deveci
DAVAT
Devenin başında olan verem
DİRDİM /DELUK
Dişleri kırılmış deve
DİDA
Devenin şiddetle yelmesi ve sıçraması
Dİ'DAN
Devenin çok yelmesi
DİRVAS
Büyük deve / devenin sütü
DİV-BEÇE
Deve yavrusu
EBCEL
Devedeki bir damar
EBBAL
Deve çobanı
EBİL
Devenin hallerinden anlayan kimse
EBD EYYUB *
Deve cemel
ECLAH
Deve üstü küçük kulübe
ERCEN
Dübüründe zahmetli olan deve
GIBB
Deveyi bir gün sulayıp bir gün sulamamak
GIRAR
Devenin sütünün azalması
HABERKAS
Küçük deve
HADİL
Gözlerinde ve ağzında çıban olan deve yavrusu
HADC
Deve palanı
HADBA
Kalçaları sıyrılıp çıkan zayıf dişi deve
HAKB
Deve semerini karna bağlayan ip
HALA
Devenin çökmesi
HALİC
Deve ağzı
HALİYYE
Bağından boşanmış deve/yabancı bir yavru emziren deve
HAVM
Deve sürüsü
HEBUL
Yavrusu kalmayan deve
HE'HE
Deveyi yulafa çağırmak
HILBID
Küçük deve
HIRABE
Deve hırsızlığı yapmak
HIZC *
Devenin içtiğihavuzda kalan su
HİTL
Yorgun deve
HİZA
Devenin bastığı yer
HÖRGÜÇ
Devenin sırtındaki tümsek
HURA
Devenin delirmesi
HURC
Uzun dişi deve
HÜZAHİZ *
Bağırgan deve
IHDI
Deve çöktü
IH
Deveyi çökertmek için kullanılan ses
HEHEE
Deveyi yulafa çağırıp hey hey demek
ADİN
Otlakta bulunan dişi deve
ADM
Deve kuyruğu
AHSEB
Tüyünün rengi bozuk olan kızıl deve
AKKAM
Deve kiralayıcısı
AKRET
Deve sürüsü
ALENDAT
Kuvvetli deve
AMARİYYE
Deveye konulan mıhfe
ANDEL
Başı büyük deve
ANİS
Şişman ve iri deve
AYTA
Uzun boyunlu dişi deve
AZÜZ
Memelerinin delikleri dar olan deve
BAHİRE
Kulağı kesik deve
BEKR / BEKRE
Genç erkek deve
BEL'AS
Büyük karınlı dişi deve
BEŞK
Devenini süratle gitmesi
BESUS *
Okşadıkça süt veren deve
BEV
Deve yavrusu derisi
BİRCİS
Sütlü deve
BİTAN
Deve kolanı
CEBB
Devenin hörgücünü kesmek
CEMEL
Erkek deve
CEMMAL
Deveci, deve sürüsü
CERİR / CEDİL
Devenin boynuna takılan ip
CİMAL
Erkek develer
CİRAN
Devenin boynunun önünde boğazlanacak yerinden boğazı çukuruna kadar olan yer
CİRRE
Devenin karnından çıkarıp çiğnediği geviş
CÜLZA
Sağlam deve
CÜRCÜR
Deve başı
CÜŞEM
Deve göğsü
DA'KA
Deve sürüsü
DEBUB
Semizlik ve şişmanlığından dolayı yürüyemeyen deve
DİF
Deveden gelen fayda, menfaat
DİMMET
Deve tersini toplamak
EARR
Hörgücü küçük deve
FENİN
Erkek deve
FETEL
Devenin iki kollarının yanlarından ırak olması
HABC
Devenin ot yemekten dolayı karnının şişmesi
HADDA
Deve çobanı
HADEME
Devenin ayağını bağladıkları kayış
HAFUD
Karnındaki yavrusunu azası belirmeden düşüren deve
HATR
Devenin kuyruğunu aşağı yukarı vurması
HAVİYYE
Deve palanı
HEMEL
Çobanı olmayan deve
HEN'A
Devenin boynunun altına konan işaret
HEVZEB
Yaşlı deve
HINAF
Devenin yulardan burnunu çözmesi/Deve bileğinde olan yumuşaklık
HINDALİS
Ağır yürüyüşlü deve
HİC
Deveyi azarlama ve zecir sesi
HİCAME
Deve ağzına ısırmasın diye takılan ağızlık
HİKKA
Dört yaşına basan dişi deve
HİM
Deveye arız olan susuzluk hastalığı
HÜRAR
Devede olan bir zahmet
MAGAS
Kıymetli iyi deve
MECZİR
Deve boğazlayazak yer
MEKUM
Ağzı bağlı deve
MEVAHİF
Zayıf deve
MİREMME
Deve dudağı
MUKRİF
Anası arabi babası arabi olmayan deve
MEDEFE
Deve sürüsü
NAF
Sütü çok olan deve
NAHNAHA
Deveyi çökertmek
NEİCAB
Deve tabanının aşınması
NUNUA
Devenin boyun eti
İŞAR
On aylık hamile develer
İBLAN
İki sürü deve
İCTIRAZ
Devenin geviş getirmesi
KAHDE
Devenin hörgücü dibi
KESD *
Bir dişi deveyi kesmek
KEŞİŞ
Deve avazı
KINAS
Büyük deve
KULAB
Bir çeşit deve hastalığı
KÜL'A
Devenin arkasında olan bir hastalık
KÜZUM
Ağzında dişi olmayan yaşlı deve
KASIF
Deve ağzı
KASİSA
Devecilerin azıklarını ve elbiselerini yüklettikleri deve
KAS *
Deve kulağının kenarı
KEBİT
Deve avazı
KECABE / KECAVE
Deve üstüne konan oturulacak bir çeşit tahtırevan
KEHAT
Büyük semiz, dişi deve
KENİF
Deve ağılı
KETİT
Deve avazı
KEVMA
Büyük ökçeli dişi deve
KUTBİYE
Deve ve koyun sütünün karışması
KÜRRE
Deve ve koyun terslerinin parçası
KÜRÜK
Deve yavrusu
KABKABA-İ İBİL
Devenin bağırması
IRAS
Devenin başını ayağına bağladıkları ip
İBAD
Devenin ayağını bağladıkları ip
İBALE
Devenin hallerini ve huylarını iyi bilmek
İBL / İBİL
Dişi deve - deve sürüsü
İBLAN
İki sürü deve
İBLİ
Deveci
İBRAK
Deveyi çökertmek
LEHİB
Eti az deve, zayıf deve
LİKVE *
Tez yüklü deve
LİKAH
Süt veren dişi develer
LİKAHT
Yeni doğurmuş ve sağılır deve
LUK
Kısa tüylü yük devesi
MACC
Ağzından su akan yaşlı dev
MAHMİL
Deve üstündeki sepet
MASVER
Sütü zor çıkan deve
MEBELE
Deve duracak yer
MEDFEE
Deve sürüsü
MENUC
Sütü diğer develerdem sonra çekilen deve
SEAF
Devenin ağzında olan bir hastalıktır ve burnununve gözlerinin kılları dökülür
SEAF - ESAF (1)
Seaf devenin erkeğine ESAF denir.
SEAF - NAFA (2)
Seaf devenin erkeğine NAFA denir.
SEAM
Bir çeşit deve yürüyüşü
SEFİF
Deve beline çekilen lkolan
KASKAS
Devenin yediği bir ot
ŞÜTÜR
Deve
ŞÜTÜRBAN
Deveci, deve çobanı
ŞÜTÜRBAR
Bir deve yükü kadar olan ağırlık
ŞÜTÜRDİL
Deve huylu, kinci, inatçı
ŞÜTÜRLEB
Deve dudaklı
ŞÜTÜRPA
Deve ayaklı
ŞÜTÜRPEÇE
Deve yavrusu
SAHİME
Zayıf dişi deve
SADEF
Devenin dört ayağı
SALEHBA
Dayanıklı, kuvvetli deve
SARBAN
Deve sürücüsü
SEDİF
Deve hörgücü
SADİ'
Deve bölüğü
RAHİLE
Üstüne binilen deve / Yük getiren deve
REBEZE
Devenin boyun yünü
RECCA'
Hörgücü büyük dişi deve
RECİN
Devecilerin ini
REKUB
Kalabalıktan suya yaklaşmayan deve
RESİM
Bir çeşit deve yürüyüşü
REZM
Deve ağazı
REZEME
Devenin ağzını açamadan boğazından çıkan ses
RİMS
Devenin yediği ekşi bir ot
RÜAVA
Köy yakınında ve halk yöresinde güdülen deve
MESBERE
Devenin yavruladığı yer
MUGAYLAN
Deve dikeni
MUTFİL
Yavrulu deve
MÜMHAT
İnce sütlü dişi deve
NAKA
Dişi deve
NAKAL
Deve tabanında bir hastalık
NECER
Devenin suya içip kanmaması
NEVAB *
Devenin tabanının aşınması
NEVİB *
Deve ayaklarının da***
NEKDA
Sütü olmayan deve
NEVAYE
Devenin semiz olması
NEYY
Semiz besili deve
NÜHAB
Deve öksürüğü
NİKAL
Devenin, suyu içip gittikten sonra gelip yine içmesi
NÜHZA
Devenin göğsünde bir hastalık
NÜKAS
Devenin dudağında olan bir hastalık
NÜŞUTA
Devenin ayağındaki ilmikli düğüm
NÜKAF
Deveyi öldüren bir hastalık
RABEAT
Devenin katı katıyelmesi
SURSUR
Büyük kuvvetli deve
SIBHAL
Deve
SEFR
Deve ferci
SEF
Yavaş yürüyen deve
SELUF
Suya gelen develerin önlerindeki deve
SELUB
Yavrusunu düşüren deve
SENAF
Deve bağlanan ip / Deve göğsü
SIDAR
Devenin göğsündeki alamet
SIRAR
Devenin sütü çok olsun ve ve yavrusu emmesin diye emziğin dibine bağladıkları ip
SİNA
Deve ayağını bağladıkları ip
SİLB
Dişleri kütelmiş ve kuyruğu dökülmüş yaşlı deve
SİNTAH
Büyük karınlı kuvvetli deve
SİTA
Deve boynunda uzunluğuna olan alamet
SUDA
Deve bölüğü
SÜFAL
Geç yürüyüşlü deve
ŞEMİRE / ŞEMİZER
Hızlı yürüyen deve
ŞEMİZER / ŞEMİRE
Hızlı yürüyen deve
ŞENAK
Devenin yularını çekmek
ŞETUT
Büyük hörgüçlü deve
TAVİD
Devenin çok yaşaması
TE'BİL
Deveyi katarıyla getirmek
TENVİK
Devenin zayıflaması
TERHİM
Deveyi illetsiz kesmek
TİRABE
Deve hörgücü
UKLUM
Kuvvetli deve
URRET
Devenin dudak ve ayaklarında çıkan bir çıban
USMUN
Devenin çene altı uzun kılları
UZHUL
Yük vurulmayan deve
ÜŞTÜR
Deve
ÜŞTÜRBAN
Deveci
ÜŞTÜRHU
Deve huylu, kinci, inatçı
VEBER
Deve yükü
VESİC
Hızlı yürüyen deve
ZIAR
Devenin ağzını bağlamak
ZİFRA
Devenin kulağı ardında terleyen yer
YELEB
Beyaz deve
ZABAZİB
Devenin çok acıktığında karnının ötmesi
NAHNAHA
Deveyi çökertme
ÜŞTÜRMURG
Deve kuşu
Etiketler:
DEVE TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ-FEHMİ DİNÇER
اوتوز بش ياش شعرى
OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ
ياش اوتوز بش يولك ياريسى ايدر،
دانته كبى اورتاسنده يز عمرك ،
ده ليقانلى چاغمزده كى جو هر .
ياوارمق ياقارمق نافله بو كون ،
كوزكك ياشنه باقمادن كيدر .
شققلرمه قارمى ياغدى نه وار ؟
بنم مى اللهم بو چيزكيلى يوز ؟
يا كوزلر آتنده كى مور حلقه لر !
نه دن بويله دشمان كورونورسكز
ييللر ييلى دوست بيلديكم آينه لر ؟
زمانله ناصل دكيشيور انسان ...
هانكى رسممه باقسم بن دكلم .
نرده او كونلر او شوق او هيجان ،
بو كولر يوزلى آدام بن دكلم ،
يالاندر قايغيسز اولديغم يالان ؟
خيال ميال شيلردن ايلك عشقمز ،
خاطره سى بيله يابانجى كلير ،
حياته برابر باشلاديغمز
دوستلرله ده يوللر آيريلدى بر بر ،
كتدكجه آرتيور يالكزلغمز .
كوك يوزينك باشقه رنكى ده وارمش ...
كچ فرق ايتدم طاشك سرت اولديغنى
صو آنسانى بوغار آتش ياقارةش .
هر دوغان كونك بر درد اولديغنى
انسان بو ياشه كلنجه آكلارمش .
آيوا صارى نار قيرمزى صوك بحار .
هر ييل براز داها بنمسه ديكم .
نه دونوب دورويور هواده قوشلر،
نردن چيقدى بو جنازه اولن كيم ؟
بو قاچنجى باغچه كوردم تارمار ؟
نيلرسك اولوم هركسن باشنده ...
اويودك اويانامادك اولاجق .
كيم بيلير نرده ناصل قاچ ياشنده ،
لبر نمازلق سلطنتك اولاجق ،
تخت مثالى او مصلا طاشنده ...
جاهد صدقى طارانجى
Cahit Sıtkı TARANCI
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
ANKARA 2006 Ocak 12
OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ
ياش اوتوز بش يولك ياريسى ايدر،
دانته كبى اورتاسنده يز عمرك ،
ده ليقانلى چاغمزده كى جو هر .
ياوارمق ياقارمق نافله بو كون ،
كوزكك ياشنه باقمادن كيدر .
شققلرمه قارمى ياغدى نه وار ؟
بنم مى اللهم بو چيزكيلى يوز ؟
يا كوزلر آتنده كى مور حلقه لر !
نه دن بويله دشمان كورونورسكز
ييللر ييلى دوست بيلديكم آينه لر ؟
زمانله ناصل دكيشيور انسان ...
هانكى رسممه باقسم بن دكلم .
نرده او كونلر او شوق او هيجان ،
بو كولر يوزلى آدام بن دكلم ،
يالاندر قايغيسز اولديغم يالان ؟
خيال ميال شيلردن ايلك عشقمز ،
خاطره سى بيله يابانجى كلير ،
حياته برابر باشلاديغمز
دوستلرله ده يوللر آيريلدى بر بر ،
كتدكجه آرتيور يالكزلغمز .
كوك يوزينك باشقه رنكى ده وارمش ...
كچ فرق ايتدم طاشك سرت اولديغنى
صو آنسانى بوغار آتش ياقارةش .
هر دوغان كونك بر درد اولديغنى
انسان بو ياشه كلنجه آكلارمش .
آيوا صارى نار قيرمزى صوك بحار .
هر ييل براز داها بنمسه ديكم .
نه دونوب دورويور هواده قوشلر،
نردن چيقدى بو جنازه اولن كيم ؟
بو قاچنجى باغچه كوردم تارمار ؟
نيلرسك اولوم هركسن باشنده ...
اويودك اويانامادك اولاجق .
كيم بيلير نرده ناصل قاچ ياشنده ،
لبر نمازلق سلطنتك اولاجق ،
تخت مثالى او مصلا طاشنده ...
جاهد صدقى طارانجى
Cahit Sıtkı TARANCI
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
ANKARA 2006 Ocak 12
Etiketler:
OTUZBEŞ YAŞ-CAHİT SITKI TARANCI-OSMANLICA
NİĞDE İLİ TARİHİNE BİR BAKIŞ
Fehmi Dinçer
Niğde, büyük bölümü İç Anadolu Bölgesinde, daha küçük bölümü Akdeniz Bölgesinde kalan ilimizdir. Kuzeybatıda Aksaray, kuzeyde Nevşehir, kuzeydoğuda Kayseri, batı ve güneybatıda Konya illeri ile komşu olan Niğde İli, güneyde Bolkar Dağları ile İçel, güneydoğu ve doğuda Aladağlar in oluşturduğu doğal sınırlar ile Adana ilinden ayrılır. Yüzölçümü 7.312 km2.dir. İlin en yüksek noktası, Aladağlar sırasında 3.756 m'ye ulaşan Demirkazık Doruğu'dur.
Niğde, yazılı tarih sahnesinde Kemerhisar (Tyana) 'dan sonra yeralmıştır. Tarihi metinlerde M.Ö.12. yüzyılda Tyana ismine rastlanmaktadır. M.Ö. 17-12 yüzyıllar arasında Hititlilerin egemenliğinde olan yöre, daha sonra Tabal Krallığına bağlandı. M.Ö.8.yüzyıl sonlarında başlayan Asur Yönetimi M.Ö.7.yüzyılda Kilikya , M.Ö.6.yüzyılda da Med ve Pers egemenliği izledi. M.Ö.332'de Kapadokya Krallığına bağlanan yöre, bir süre Pontus Krallığı tarafından yöneltildikten sonra M.S.17'de bütün Kapadokya ile birlikte Roma topraklarına katıldı. Bizans döneminde önce Sasaniler, sonra da Arapların eline geçtiyse de 10.yüzyılda gene Bizans'a bağlandı. 11.yüzyılda Anadolu Selçuklularının yönetimine girdi. 1097 yılında Haçlıların saldırısına uğradı. 13. yüzyılda İlhanlı egemenliğine girdikten sonra sırasıyla Eretna Beyliği, Karamanlılar, Kadı Burh a nettin Devleti ve gene Karamanlıların yönetiminde kaldı. 1398'de Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldıysada 1402'de Timur tarafından tekrar Karamanlılara verildi. Niğde, tüm Karamanlı topraklarıyla birlikte 1466 'da Osmanlı Devletine bağlandı.
NİĞDE'DE TURİZM
Helenistik dönemde "Küçük Kappadokia" diye adlandırılan Niğde, özellikle tarihi zenginlikleriyle ülkemizin 9 bin yıllık uzun bir tarihi geçmişe sahip kentlerimizdendir. Doğal güzellikleri kültürel varlıklarıyla ve termal kaynaklarıyla Niğde, önemli bir turizm potansiyeline sahiptir.
TARİHİ VE TURİSTİK YERLER
Niğde Kalesi:
İl merkezinde kentin doğusunda Alaaddin Tepesinin Kuzeyindedir. Kalenin temelleri Geç Hitit döneminde atılmış, Roma, Bizans, ve Selçuklu dönemlerinde onarımlar görmüş, bugün ayakta kalan kısmı Osmanlılar döneminde 15.yüzyıl başlarında yaptırılmıştır. Günümüzde büyük bölümü yıkık olan kale, kesme taştan yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde önce cezaevi olarak da kullanılmıştır. f/d
Alaaddin Camii:
Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat döneminde, Niğde Sancak Beyi Zeynettin Beşare tarafından 1223 yılında il merkezindeki Alaaddin Tepesinde yaptırılmıştır. Kubbeleri, kemerleri ve duvarları yontma taştan yapılan camiin mihrap ve minberi arabesklerle süslüdür. Cami iki portallidir. Doğu'ya bakan portalin üzerinde güneş ışığının yaz aylarında 09.30-11.00 arasında bıraktığı gölgeler "Taçlı Kadın Başı"nı oluşturur. Dünya mimarisinde türünün ilk ve tek örneğidir.
Sungurbey Camii :
İl merkezinin Alaaddin Tepesinin güneybatı eteğinde 1335 yılında İlhanlı Emiri Seyfettin Sungur Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilen dikdörtgen planlı camii, 18.yüzyılda büyük bir yangın geçirerek hasar görmüş ve onarıldıktan sonra özgün yapısını yitirmiştir. Camiin minberi ve mihrabı geometrik motiflerle süslüdür.
Sungurbey Türbesi:
Sungurbey Camiinin yanında 3.5 mt.yükseklikte sekizgen bir kubbe ile örtülmüş türbedir. Camii ile aynı tarihte yapılmıştır.
Akmedrese:
İl merkezinde 1409 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey ve Kardeşi Alaaddin Ali bey tarafından Medrese olarak yaptırılmıştır. Duvarları kesme taştan örülen medreseye, kapısı bembeyaz mermerden yapıldığı için Akmedrese adı verilmiştir. Bir süre Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan medresenin kapısı geometrik motiflerle süslüdür. Çağının ünlü bir bilim merkezi olduğu bilinmektedir.
Hüdavent Hatun Türbesi:
İl merkezinde 1312 yılında Selçuklu Sultanı Rükneddin Kılıçarslan'ın kızı Hüdavent Hatun tarafından ölümünden 20 yıl önce yaptırılmıştır. Kesme sarı trokit yapılan türbenin gövdesi ve pramit külahı sekiz köşelidir. Türbe, geometrik ve bitkisel motiflerle süslüdür.
Gündoğdu Türbesi:
İl merkezinde, Hüdavent Hatun türbesinin yanında bulunmaktadır.1344 yılında, İlhanlı Beyliği döneminde Gündoğdu oğlu Hakkı Bevvap adına yaptırılmıştır.
Gümüşler Ören Yeri ve Manastırı:
Ören yeri, Niğde'ye 9 km. mesafede Gümüşler Kasabasında bulunmaktadır. Bizans sanatının Anadolu'da en güzel ve en iyi korunmuş eserlerinden birisidir. Gümüşler Manastırı 10. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Hristiyanlığm kurucusu Hz. İsa, annesi Meryem, Saint John (Vaftizci Yahya), melekler Gabriel (Cebrail), Mıchael (Mikail), 12 Havariler, diğer kutsal sembolleri tasvir eden önemli fresklerin bulunduğu önemli tarihi bir eserdir. Bu fresklerden gülümseyen Meryem ve Bebek İsa freski Anadolu'da tek olması açısından önem taşır. Kilisesindeki fresklerin güçlü ve canlı anlatımları, içerisinde barındırdığı yeraltı şehri, büyük mezarlık odası ve oldukça büyük kaya kütlesi üzerine kazılmış yerleşim birimleriyle birlikte arttırılmış savunma tedbirleri dolayısıyla Gümüşler Ören Yeri ve Manastırı, çağının önemli din merkezi konumunda bir yerdir. f/d
Dış Camii:
İl merkezinde Alaaddin Tepesinin batı eteğindedir. 16. yüzyılda Hüsameddin Çelebi tarafından yaptırılmıştır.Duvarları kesme taştan örülmüş, tek kubbeli ve tek minareli camiin mihrabı ve minberi sedef kakmalıdır.
Bedesten:
İl merkezinde Sungurbey Camiinin yanında 16.yüzyılda yaptırılmış, bugünkü durumunu 17.yüzyılda yapılan onarımlar sonucu almıştır.
Kuşkayası Mezarlığı :
Niğde'ye yaklaşık 40 km. uzaklıkta Karatlı Kasabasının yakınında bulunan bu kaya mezarları, Roma devrinden kalma kalıntılardır. Bir vadinin iki yamacında 15 adet kaya oyma mezardan oluşmuştur.
Kemerhisar (Tyana)Ören Yeri:
Niğde'ye yaklaşık 20 km. uzaklıkta Bor İlçesi Bahçeli ve Kemerhisar Kasabalarını içine alan geniş bir bölgede bulunmaktadır. Kemerhisar, Hititlerin ünlü "Tuvana" kentinin üzerinde kurulmuştur.Geçmişi M.Ö. 2000'lere kadar uzanan Tuvana'ya Romalılar "Tyana" adını vermişlerdir. Antik kent, M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatoru Trajan ve Hadrian dönemlerinde görkemli mabedler,saraylar ve yerleşim yerleriyle donatılmıştır. Yunan, Pers, Roma ve Bizans dönemlerini yaşayan kentten günümüze Romalılar tarafından yapılmış Kemerhisar Su Kemerleri, Bahçeli Roma Havuzu ve Niğde müzesinde sergilenen heykeller kalmıştır.
Kavlaktepe Yer altı Şehri:
Kapodokya Bölgesinin diğer yer altı şehirleri gibi muhtemelen 10-12 yüzyıl Bizans dönemi eseridir. Koruma ve barınma amacıyla yapılmış küçük boyutlu bir yer altı şehridir.
Öküz Mehmet Pasa Kervansarayı :
Ulukışla ilçesinde, 17.yüzyılda Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hemen yanında aynı dönemde yaptırıldığı sanılan bir camii ve hamam bulunmaktadır.
FERTEK: ANADOLU”NUN "AYDINYURT”U
Fertek’i tasvir etmek için en güzeli Muzaffer Buyrukçunun cümlelerine
başvurmak:".................. karşımda bağlarıyla, bahçeleriyle tarlalarıyla yeşili ve yeşilin
tonlarını üretmiş ve ürettikleriyle kuşatılmış bir köy vardı. Çölün bir ortasında ansızın varolan bir vaha gibiydi.Bahçeleri sulayan bir gölcük, gölcüğün bitişiğindeki eski çeşme (orta pınar) aklımı durdurdu. Ben artık bir hayrandım, bir şaşkındım". f/d
FERTEK ADI NEREDEN GELİYOR
Tarihi incelerken dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi ve hatta en önemlisi isim/ad sorunudur. Özellikle de Anadolu gibi kavimler kapısı olmuş bu topraklarda, insanın harman olduğu bu coğrafyada isimlere Türkçe'den (veya başka bir dilden ) giderek anlam yüklemek ve böylece anlamadığımız bir kelimeyi "anlamlandırdığımızı!! zannederek anlamsız yorumlara başvuruyoruz. Örneğin Fert ek isminin aniamına yönelik söylenen yada yazılan ifadelerde bunu görüyoruz."Fer kelimesinin Farsça; ışık, tek kelimelerinin Türkçe; bir, tek anlamına geldiği, ikisinin birleşik anlamının Tekışık " olduğu ya da "Frenk/Ferhenk Deresi" gibi şeklinde anlamsız, gereksiz, komik ve zorlama yorumlara/ifadelere yöneliyoruz. Bunlara hiç gerek yok. Hele en az beş bin yıllık tarihsel bir sürecin yaşandığı Niğde de her ismin anlamını çözme olanağı yoktur. Çözmek zorunda değiliz de...Son 2 asırlık süreçte adının FERTEK olduğunu, Roma/Bizans dönemlerde de antik isminin FERTEKAİNA olduğunu bilmemiz yeter.(Bu yazının yazılmasından sonra elimize geçen 1914 tarihinde basılan ve Karamanlıca alfabe ile yazılmış olan NEVŞEHİR SALNAMESİ adlı kitaptaki FERTEKAİNA makalesi bu bulgumuzu doğrulamıştır.Bu yazı şu anda bulunduğunuz internet sitesinde yayınlanmaktadır.) www.hebilakan.net
MANDİLMOS (FERTEK)
Fertek’te bulunan Mandilmos Mesire yerinin ismi ise Klasik Yunancadan gelmektedir. Bu ismin aslı PANDİMOS’tur. Pandimos, ahaliye ait, umuma ait olan demektir. (Pandimos= πανδηος - πανδημιος = of the whole people,public, universal; common). Burada PAN kökü bugünde kullandığımız PANTURKİST, PAN AMERİKAN kelimelerindeki PAN köküne benzer ve “ tüm, bütün “ kelimelerinin karşılığıdır. İngilizcedeki “ ALL “ kelimesinin karşılığıdır.
Pandimos kelimesinin Mandilmos kelimesine dönüşümü ise bir diyalekt (lehçe) sorunudur. Öncelikle şunu söylemek gerekir. Türkçede P sesi ve harfi yoktur. Tarihsel süreçte Fars (İran) etkisiyle Türkçeye girmiştir. Örneğin BOR kelimesinin aslı πμορ (pmor)’dan gelmektedir. Bu örnekte görüleceği üzere pm harfleri b’ye dönüşmüştür. (Türkçe’de buna benzer örnekler çoktur.) Yine benzer bir örnek eski Türkçe diyalektde vefat kelimesi mefat olarak yazılmakta ve okunmaktaydı.Ki bugün bile Anadoluda böyle kullanılan yerler vardır.Özetle halk kendi diyalektiyle (lehçesi-ağzı) bazı kelimeleri dönüşüme uğratmaktadır.
Pandimos kelimesindeki P seside böyle bir dönüşüm ve evrim sonucu M sesine dönüşmüştür.
Mandilmos Mesire yeri, Anadolu Rumlarının (Karamanlılar ) yaşadığı dönemde yeni doğan rum çocularının takdis edildiği bir ayazmadır.Yani çocukların, kutsal su (ayazma) ile takdis edilme töreninin yapıldığı bir mekandı.Günümüzde mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Fehmi DİNÇER
2005 ANKARA
19.ASIRDA NİĞDE VE FERTEK'İN DEMOGRAFİSİ
1868 tarihli Konya Vilayet Salnamesinde Konya iline (liva) bağlı Niğde kazasının (Sancak) toplam nüfusu, kaza merkezleri, nahiyeler ve köyler ayrı ayrı verilerek şöyle belirlenmiştir.:
Niğde Kazası 9.929
Bor Nahiyesi 6.937
Anduğu (Ortaköy)N. 3.375
Ulukışla Nahiyesi 4.128
Bereketli Maden(Çamardı)N. 11.616
NİĞDE Toplam 35.985
Aynı yılda Fertek nahiyesinin nüfusu 1980 kişidir. (Hane sayısı yaklaşık 500) Fertek nahiyesine bağlı bulunan 4 köyün Adırmusun (Koyunlu), Dilmusun (Hançerli, Ilisun/Eylesun (İlasan-Küçükköy), Fesleğen nüfusu 2968 kişidir. (Hane sayısı 947)
Fertek Merkez Nahiyesine bağlı 4 köy ve nüfus aşağıda verilmiştir;
Nüfus Hane
FERTEK NAHİYESİ 1.980 500
Adırmusun (Koyunlu) Köyü 1.272 400
Dilmusun (Hançerli) köyü 1.106 480
Eylesun/lylisun (Küçükköy)köyü 290 40
Fesleğen köyü 300 27
FERTEK NAHİYESİ TOPLAMI 4.948 1.447
Niğde'de yaşayan nüfusun 1831 yılında %24.5'u gayrı müslim (Rum,Ermeni), 1892'de %20'si gayri müslimdir. f/d
FERTEK YER ALTI MANASTIRI (ŞEHRİ)
Bilindiği gibi Kapadokya ve Niğde'de çok fazla sayıda yer altı şehirleri vardır. Yer altı şehirlerinin bu bölgede sayıca fazla olmasının nedenlerini Roma İmparatorluğu- Hıristiyanlık ilişkisini, Bizans İmparatorluğu- Hıristiyanlık ilişkisini incelemeden çözmenin olanağı yoktur. Roma İmparatorluğu yönetiminin M.S. 1.yüzyılında Hıristiyanlığın Antakya'dan sonra en fazla geliştiği yer Niğde İlidir. Hıristiyanlığın evrenselleşmesinde en önemli rol oynayan Tarsuslu Havari Aziz Paulus (Saint Paul -Tarsuslu Saul), M.S. 53.yılında Tyana (Kemerhisar), Andaval (Aktaş), Sasima (Hasköy), Limnai (Gölcük), Malandaza (Çiftlik), Karbala (Gelveri), Arkelais (Aksaray) üzerinden Angora (Ankara)'ya gitmişti. Paulus'un bu gezisi hıristiyanlık aleminde, hıristiyanlığm başlangıcı olarak kabul edilir. Paulus, bu ve diğer gezilerinde Anadolu'da konaklamış, ilk hıristiyan toplulukları ve ilk kilise örgütünü kurmuştur. Paulus, Roma'nın Pazarı-putperest inancı karşısında Hz.İsa'nın mesajına ezilen yoksul ve mazlum kitlelerin dikkatini çekiyor, onları ruhi erdemlere yöneltiyor, bu meşakkatli hayatın çileleriyle yıpranan hayatın hedefini de ahiretde ki mutlu dünyaya çeviriyordu. Devletin siyasal yapısına zarar vermeyen, insanların ruhi yönlerine hitap eden bu yeni mesaj, engin bir hoşgörü ortamında hiçbir engelle karşılaşmadan yayılıyordu.
Ancak Roma İmparatorluğu bu gelişmeye tamamen ilgisiz kalamazdı. Kaçınılmaz karşılaşma elbet bir gün gerçekleşecekti. İmparator Trajan (M.S.98-117), Hıristiyanlara yoğun bir baskı uygulatmıştır. İmparator Hadrian (M.S.117-138) ve Antion (M.S.138-161) dönemlerinde, Hıristiyanlar yer yer takibatlara uğramışlarsa da Trajan dönemi gibi sistemli bir zulme maruz kalmamışlardır. Ancak Markus Oralyos dönemi (M.S.161-180), Hıristiyanlık için var olma yok olma devresidir. Bu dönemde , putperest halk da Hıristiyanlara karşı bu mücadelede de yer almıştır. İmparator Septimus Severus 202 yılında yayınladığı fermanla Hıristiyanlığa girmeyi yasakladı. Bu ferman, Hıristiyanlığı yeraltına indirdi. Bu yüzden de Decius dönemine kadar devletle hıristiyanlık ciddi anlamda karşı karşıya gelmediler.
Decius dönemi, Hıristiyanlığın kökünü kazıma düşüncesiyle en şiddetli zulüm yapılan dönemdir. Decius'a göre Roma'nın eski ihtişamlı günlerine dönebilmesi için Hıristiyanlığın yok edilmesi gerekiyordu. Aldığı sert tedbirler neticesinde piskoposlarında bulunduğu Hıristiyanlar, gruplar halinde tekrar putperestliğe döndüler. Roma Tanrılarına inanmayanları hapsedip, aç ve susuz bırakıyorlar, işkence ediyorlardı. Bu korkunç zulüm 251.yılında sona erdi, ancak Hıristiyanlık son zulüm dalgasını II.Diocletianus dönemi (M.S.284-311)'nde yaşadı. Ordu içindeki hıristiyan askerler temizlendi, kiliseler yıkıldı, kutsal kitaplar imha edildi. Hıristiyan halk kitle halinde ölümden ve takipten kurtulmak için Poson (Dikilitaş), İftiyan (Bor-Poros), Nahita (Niğde), Fertekaina (Fertek),Yağdan, Kayaardı, Gümüşler, Amas, Uluağaç Naziyanz, Nar-Sorsof, Gelveri, Selime ve Mamasun'da bulunan yer altı şehirleri ve mağaralara sığındılar. İşte Hıristiyanlık, silinme noktasına gelmişken, kader onların önüne İmparator Konstantin'i çıkardı. İmparator Konstantin, M.S. 312 yılında yayınladığı Milan fermanı ile Hıristiyanlara din ve ibadet özgürlüğü tanımıştı. M.S.4. yüzyılda Niğde, Hıristiyan antik dünyanın en şöhretli bir ili olan Antakya'nın yerini tutacak ölçüde gelişme göstererek Hıristiyan misyonunun en itibarlı bir ili olmuştu. Bu yıllarda bölgenin din işlerinin merkezi yeri Kemerhisar (Tyana) olmuştu. Dinde bu gelişme Niğde'den iki büyük Hıristiyan ilahiyatçının yetişmesine neden oldu. İlki baba Gregor, daha sonra oğul Gregor bölgenin dini liderleri oldular. M.S.385'te Roma İmparatorluğu, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölününce Niğde, Bizans İmparatorluğu diye anılacak Doğu Bölgesi içinde kaldı.
Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız bu tarihi süreç, özelde FERTEK YER ALTI MANASTIRI (ŞEHRİ)'ni genelde Anadolu'da ilk Hıristiyan dönemi Roma zulmüne karşı yapılan diğer yer altı kentlerinin neden yapıldığı sorusuna cevap verir.
Niğde'nin Fertek kasabasında bulunan bu yer altı Manastırının , M.S. 3. Yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma İmparatorluğunun, bölgede yaşayan Hıristiyan halka karşı yaptığı saldırılardan kurtulmak isteyen insanlar bu tip yer altı şehirleri yaparak hayatta kalabilmeyi başarmışlardır. f/d
Fertek yer altı Manastırı içerisinde kilittaşı taşı şeklinde yapılan iki kapısı ayrıca odaları havalandırma delikleri bulunan ilginç tarihi yerlerden birisidir.
FERTEK HAMAMI :
Fertek kasabasında Padişah Abdülmecit döneminde 1852 yılı Haziran ayında inşaatına başlanmış, 31 Mart 1853 yılında inşaatı tamamlanmıştır. Fertek'de yaşayan Rum ailelerden Hacı Zambazade ailesi tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış kubbeli bir yapıdır. Hamamın giriş kapısının üzerinde yazılı KARAMANLICA ALFABESİ ile yazılmış bir kitabe mevcuttur.
Bu kitabe aşağıda verilmiştir.
Şevketmaab Abdülmecit asrı melkutinde
Binsekizyüzelliiki Haziran burasında
İşbu hamamın inşasına mubaşırat olundu
Elliüç hitamı Martta bu kemalde göründü
Bunun niyetnamesine metanet gösterenler
Rahmetli hayırat sahibi Hacı Zambazadeler
İhyasına iyane-i hamam sunanlar
Rahmetli vatansevici ekseryanı komşular
Turşucuoğlu Stilianosniliziri mahsusası
Develi zileden Şahmur oğlu Yusuf kalfası
Suyunda kudret-ul lahiç yokyerden gösterdi
Şifa sokusunda kalır kimin var ise derdi
Sholiona(okul) vakfolundu salbesal varidatı
Uzak etsin rabbi bundan her türlü kudreti
1853 MART 31
FERTEK YENİ CAMİİ :
Fertek Kasabasında yaşayan Rumlardan Kara Maho oğlu Hacı Nikola tarafından 1835 yılında kilise olarak inşaa edilmiştir. Kesme taştan yapılmış olup, günümüzde halen sağlam bir yapı olarak güzel bir mimari örneği sergilemektedir. Camiinin üzerinde Karamanlıca lisanında yazılmış kitabede şunlar yazmaktaydı: f/d
Hayırat sahibi
Kara Mahoğlu
Hacı Nikola
1835 EYLÜL 29
NİĞDE KÜLTÜRÜNÜN KAYBOLAN SAYFASI: KARAMANLILAR YADA RUMLAR
Niğde'de yaşayan kültür mozayiği'nin en ilginç örneklerinden birisini Karamanlılar oluşturmuştur. Karamanlı, Osmanlı İmparatorluğunun Karaman Eyaleti sınırları içinde Kapadokya bölgesinde yaşayan, Türkçe'den başka dil bilmeyen gelenek ve görenekleri de Türklerle benzerlik gösteren Hıristiyan Ortodoks topluluğu verilen isimdir. Karamanlılar Türkçe konuşup, eski Yunan harfleriyle Türkçe yazıyorlardı. Niğde Müzesinde bulunan mezar taşı kitabesi, Fertek Hamamı üzerinde bulunan kitabe, Fertek Yeni Camii (Eski Kilise) üzerinde bulunan kitabe, Hamamlı, Kumluca kiliselerinin üzerindeki kitabeler v.s. hepsi eski yunan alfabesiyle Türkçe yazılmış metinlerdir. Karamanlılar kendilerini en güzel aşağıdaki dizelerde anlatmışlardır:
Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz.
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz
Öyle bir mahludi hattı tarikatımız vardır
Hurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz.
Karamanlılar kendilerine "Anadolu Hıristiyanı" konuştukları dile de "Yavan Türkçe" " "Sade Türkçe", "Anadolu Lisanı" diyorlar. Osmanlı arşiv belgelerinde bunlara "Zımmiyani Karaman" ya da "Karamaniyan" deniliyor.
Karamanlıların yüzyıllar boyunca söyledikleri Türkçe manilerden biri de şöyledir.
Birer birer saydım da yedi yıl oldu
Diktiğin fidanlar meyvaya durdu
Seninle gidenler sılaya döndü
İstanbul yoluna diktim gözümü
1924 yılına kadar Anadolu’da yaşayan ve 1000 civarında eser veren Karamanlıların hepsi 30 ocak 1923 tarihli Lozan Mübadele anlaşması gereği 1924 yılında göç yoluna loyuldular.Atlarla, arabalarla, genellikle yürüyerek Konya-Ereğli’de toplandılar.Burada trenlerle Mersin Limanına taşınıp, kendilerini Yunanistan’a götürecek gemileri beklemeye başladılar.Gidecekleri meçhul ülkenin dilini bilmedikleri gibi çoğu denizi de ilk kez görüyorlardı.Yunanistan Hükümeti bu insanların dilini yasakladığı gibi saz çalmalarını, türkü söylemelerini, zeybek oynamalarını da yasakladı. f/d
Bütün kaynaklarda Rum diye bahsedilen fakat Türkçeden başka dil bilmeyen, kilisede Türkçe ibadet eden bu insanların Türklüğü artık tartışma götürmez bir gerçekliğe dönüşmüştür.Karadenizin kuzeyinden Balkanlara inen Türk boylarının ( Avar, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Uz ) Hıristiyan misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırıldıkları bilinmektedir.Bizans imparatorluğu, bu Türk boylarını doğudan gelen Türk-İslam akınlarını durdurmak için Anadolu’ya yerleştirmiştir.Anadolu’ya yerleşen bu Türk boyları aynı zamanda Luvice, Palaca, Hattice ve Nesaca gibi farklı dilleri konuşan Anmadolu’nun yerli halkları ile etkileşimde bulunmuşlardır.Bu Türk boyları, Anadolu halklarının özellikleri gibi gelişmeleri de farklı olmuştur.Anadolu’da Helen kültürü yayılırken yerli halkın bir bölümü alfabesini almakla yetinmişlerdir.Bu insanların çivi yazısı öğrendikleri Asurlarla bir kan bağı olmadığı gibi Yunan alfabesini aldıkları kavimlerle de aralarında bir bağlantı yoktur.
NİĞDE MÜZESİNDE BİR MEZARTAŞI KİTABESİ:
Niğde ili merkezinde kayabaşı mevkiinde defineciler tarafından 1940 yılında bulunan bu mezartaşı Niğde Müzesinde bulunmaktadır.Mezartaşı, 23 Haziran 1894 tarihinde bir kaza veya cinayet sonunda hayatını kaybettiği anlaşılan Maria Grigoriu’a aittir.Mermerden olan mezartaşının yukarı kısmında sol üst köşede bir haç kabartması ile bir bulut üstde melek tasvir edilmiştir.Bu haç, dikey bacağının ucundaki kurukafadan anlaşıldığına göre İsa’nın Golgota tepesinde üzerinde çakıldığı çarmıhı( dört mıh-ceharmıh) temsil etmektedir.Bulut üstündeki melek ise bir mezar lahitine dayanmış yas tutmaktadır.Taşın altında ise Karamanlıca Alfabesi ile yazılmış 11 satır halinde aşağıdaki kitabe yazılmıştır:
Sebeb-i mevtim civanıma meram etti felek
Genç yaşımda ömr-ü dünyayı haram etti felek
Ne tahammül eylesin kardaş, mader, ehl-i ayal
Yirmi beş yaşımda ömrümü hitam etti felek
Yerde insan ağladı, gökte melekler etti ah
Mezarım toprağını amber-i fam etti felek
Sebeb-i mevtim olan versin sualim, ağlasın
Hak divanında beni mahzun-u aram etti felek
Okusun rahmetile ismimi hep halkı cihan
Mezarım taşına göz yaşımı kam etti felek
Tarihi mevt 1894 Haziran 23
E.Esoloğlu
f/d
KUMLUCA ( ARAVAN ) KÖYÜ KİLİSESİ :
Niğde il merkezine 3 km. mesafede Kumluca (Aravan) köyünde Osmanlı Padişahı II.Mahmut döneminde ve onun fermanıyla yapılan Kumluca (Aravan) kilisesi, Konya metropoliti Anthemios'un zamanında Gümüşhane'nin Hemera köyünden Lazaros torunu Gregor kalfa tarafından yapılarak 2 Temmuz 1835 tarihinde tamamlanmıştır. Kesme taştan yapılan çok muntazam yapılı kagir bir yapıdır. Üzerinde ayrıca 9 satırlık Karamanlıca lisanında yazılmış bir kitabe mevcuttur.
Bu kitabe de şunlar yazmaktadır.
1. İşbu emave ihtas olan Hagios Stephanos kilisesi dikkatli yapıldı Ruy-i zemin
2. Halifesi şefketlü elametlu, fukaraya merhametlu Padişah-ı alempenah Sultan
3. Mahmut Efendimizin merhametkara inayetullahı hatt-ı hümayın fermanı
4. Alişanıylen cümlemiz yektil ve yekçihet olalım avaz ederek
5. Diyelim zül-celal Hazretlerindeki bu adaletlu Padişahı
6. mızın üzerinde olsun nazar Amin Devlet-i Aliye kullarından
7. Şerefetlu Kyrios Kyrios Hagios İkoniou Despotu Anthimios efendimizin
8. Vakt-i duasıylen Gümüşhane karyesinden Hemera'lı Papa Lazaros
9. Torunu Gregor kalfa marifetiylen 1835 İouliou (Temmuz) 2'de yapıldı.
Kitabe'de adı geçen Osmanlı Padişahı Sultan II.Mahmut,1827 yılındaki Yunan ayaklanması ve bu olayın İstanbul'daki Patrrikhane tarafından desteklendiğinin öğrenilmesi üzerine İmparatorluğun Ortadoks reayasına büyük ilgi göstermiş ve onların kiliselerinin yapılmasına yardımcı olmuştur. Böylece Rum reayanın koruyuculuğunu kendi üzerine almıştır. Bu husus yukarıda metnini verdiğimiz kitabede de yeralmıştır.
HAMAMLI ( KURDONOS ) KÖYÜ KİLİSESİ :
Niğde il merkezine 3.5 km. mesafede Kumluca köyünün komşusu olan Hamamlı köyünde (Kurdunos ve Kurdunuz) yapılmış bir kilise vardır. Yapım tarihine ilişkin bilgiler tesbit edilememesine rağmen(silinmiş). 1830-40 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.Bu kilise de kesme taştan inşaa edilmiş, gösterişli ve çok iyi durumdaki kilisenin kapısının üstünde bir haç ve iki yanında yer alan ejderi tepeleyen Hagios Georggios kabartmalarının altında tek satır halinde boydan boya uzanan önemli kısımları silinmiş Karamanlıca lisanında yazılmış bir kitabe bulunmaktadır.
Kitabenin Türkçe karşılığı :
Bu aziz eklisayı (kiliseyi) sıvayan Kayserili Entirlikten Fakir (........................ ) gsori
Metamorphotis yardımcı olsun cümle.
Şimdi adı Hamamlı olan Kurdonos halkı İstanbul'da bile dillerini korumuşlardı. Nitekim İstanbul'da bulunan Balıklı kilisesi avlusundaki mezartaşlarından biri 1867'de bir şenlik sırasında bir havai fişeğin isabeti ile Taşkışla önünde ölen 25 yaşındaki Kurdonos'lu Prodromos'un ölümünü ve ustasının üzüntüsünü bir ağıt edası içinde manzum olarak anlatmaktadır. f/d
Bu mezartaşı kitabesi aşağıda verilmiştir:
Niğde sancağında Kurdonos'tur vatanım
Yuvan torunu Prodromos'tur zatım
Donanma gecesi bir kazaya uğradım
Seyre gittim ateş taliminin karşısına Taşkışlada bir fişek vurdu başıma
Yeni girmiştim yirmibeş yaşım
Rahmet çıkarın okuyan kardaşlar
Ustam da ahü figan eder, akıtır kanlı yaşlar
Tarihin bin sekiz yüz altmış yedide başlar.
FERTEK ÖMERAĞA CAMİİ:
Ömerağa Camii 1669 yılında (1089 H.) kesme taştan yapılmış kubbeli bir tarihi yapıttır. Camii de iki kere tamirat yapılmıştır.Tamiratın ilki 1799 yılında, (1219)H., ikincisi 1958 yılında yapılmıştır. Camiinin giriş kapısının üzerindeki kitabe'de şunlar yazmaktadır.
ÖMERAĞA CAMİİ
1089 H. ( 1669 M. )
Seza bu camii görenler cana derse
Maşallah kadimin tamiri tecdidine
Bais ibadullah gel ey zat-ı edup
Vazu nasihat olabilir tarih amma ya
Eyyühel ibadu halisan fesullu billah
1219 H.(1799 M.)
ANLAMI:
Bu camii görenler "Ey Can"derse yaraşır...
Allah korusun bu eski eseri yenileyip de
koruyanları, sebeb olanları gel ey edepli insan !
Derin bir nasihat olur bu eser, tarihi anman için...
Ey Allah'ın temiz kulu!
Geçmişten ibret alıp ermek istiyorsan felaha,
Öyle ise hemen ibadet et yüce ALLAH'a...
ANLAM 2:
Bu camii görenler "Ey can" derse şanına yaraşır... Her zerresi, onu koruyan canların alın terini taşır... Bu kapıdan nice canlar gelipde geçti... Hepsi tarihe karışıp ecel şerbetini içti... Gel ey edepli insanı! Ey ALLAH'ın kulu! Mihraptan geçer cennet bahçelerinin yolu...
Derin bir nasihat olsun bu tarihi eser sana... İçeri girde çevir yüzünü onun mihrabına... Geçmişten ibret alıp ermek istersen felaha... Öyle ise hemen secde eyle yüce ALLAH'a..
FEHMİ DİNÇER
ANKARA 1997
Kaynaklar:
Niğde İl Yıllığı 1967
Semavi Eyice TTK Belleten 1962,1975
Hale Soysü Kavimler Kapısı-1
http://fehmidincer.googlepages.com/
Fehmi Dinçer
Niğde, büyük bölümü İç Anadolu Bölgesinde, daha küçük bölümü Akdeniz Bölgesinde kalan ilimizdir. Kuzeybatıda Aksaray, kuzeyde Nevşehir, kuzeydoğuda Kayseri, batı ve güneybatıda Konya illeri ile komşu olan Niğde İli, güneyde Bolkar Dağları ile İçel, güneydoğu ve doğuda Aladağlar in oluşturduğu doğal sınırlar ile Adana ilinden ayrılır. Yüzölçümü 7.312 km2.dir. İlin en yüksek noktası, Aladağlar sırasında 3.756 m'ye ulaşan Demirkazık Doruğu'dur.
Niğde, yazılı tarih sahnesinde Kemerhisar (Tyana) 'dan sonra yeralmıştır. Tarihi metinlerde M.Ö.12. yüzyılda Tyana ismine rastlanmaktadır. M.Ö. 17-12 yüzyıllar arasında Hititlilerin egemenliğinde olan yöre, daha sonra Tabal Krallığına bağlandı. M.Ö.8.yüzyıl sonlarında başlayan Asur Yönetimi M.Ö.7.yüzyılda Kilikya , M.Ö.6.yüzyılda da Med ve Pers egemenliği izledi. M.Ö.332'de Kapadokya Krallığına bağlanan yöre, bir süre Pontus Krallığı tarafından yöneltildikten sonra M.S.17'de bütün Kapadokya ile birlikte Roma topraklarına katıldı. Bizans döneminde önce Sasaniler, sonra da Arapların eline geçtiyse de 10.yüzyılda gene Bizans'a bağlandı. 11.yüzyılda Anadolu Selçuklularının yönetimine girdi. 1097 yılında Haçlıların saldırısına uğradı. 13. yüzyılda İlhanlı egemenliğine girdikten sonra sırasıyla Eretna Beyliği, Karamanlılar, Kadı Burh a nettin Devleti ve gene Karamanlıların yönetiminde kaldı. 1398'de Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldıysada 1402'de Timur tarafından tekrar Karamanlılara verildi. Niğde, tüm Karamanlı topraklarıyla birlikte 1466 'da Osmanlı Devletine bağlandı.
NİĞDE'DE TURİZM
Helenistik dönemde "Küçük Kappadokia" diye adlandırılan Niğde, özellikle tarihi zenginlikleriyle ülkemizin 9 bin yıllık uzun bir tarihi geçmişe sahip kentlerimizdendir. Doğal güzellikleri kültürel varlıklarıyla ve termal kaynaklarıyla Niğde, önemli bir turizm potansiyeline sahiptir.
TARİHİ VE TURİSTİK YERLER
Niğde Kalesi:
İl merkezinde kentin doğusunda Alaaddin Tepesinin Kuzeyindedir. Kalenin temelleri Geç Hitit döneminde atılmış, Roma, Bizans, ve Selçuklu dönemlerinde onarımlar görmüş, bugün ayakta kalan kısmı Osmanlılar döneminde 15.yüzyıl başlarında yaptırılmıştır. Günümüzde büyük bölümü yıkık olan kale, kesme taştan yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde önce cezaevi olarak da kullanılmıştır. f/d
Alaaddin Camii:
Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat döneminde, Niğde Sancak Beyi Zeynettin Beşare tarafından 1223 yılında il merkezindeki Alaaddin Tepesinde yaptırılmıştır. Kubbeleri, kemerleri ve duvarları yontma taştan yapılan camiin mihrap ve minberi arabesklerle süslüdür. Cami iki portallidir. Doğu'ya bakan portalin üzerinde güneş ışığının yaz aylarında 09.30-11.00 arasında bıraktığı gölgeler "Taçlı Kadın Başı"nı oluşturur. Dünya mimarisinde türünün ilk ve tek örneğidir.
Sungurbey Camii :
İl merkezinin Alaaddin Tepesinin güneybatı eteğinde 1335 yılında İlhanlı Emiri Seyfettin Sungur Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilen dikdörtgen planlı camii, 18.yüzyılda büyük bir yangın geçirerek hasar görmüş ve onarıldıktan sonra özgün yapısını yitirmiştir. Camiin minberi ve mihrabı geometrik motiflerle süslüdür.
Sungurbey Türbesi:
Sungurbey Camiinin yanında 3.5 mt.yükseklikte sekizgen bir kubbe ile örtülmüş türbedir. Camii ile aynı tarihte yapılmıştır.
Akmedrese:
İl merkezinde 1409 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey ve Kardeşi Alaaddin Ali bey tarafından Medrese olarak yaptırılmıştır. Duvarları kesme taştan örülen medreseye, kapısı bembeyaz mermerden yapıldığı için Akmedrese adı verilmiştir. Bir süre Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan medresenin kapısı geometrik motiflerle süslüdür. Çağının ünlü bir bilim merkezi olduğu bilinmektedir.
Hüdavent Hatun Türbesi:
İl merkezinde 1312 yılında Selçuklu Sultanı Rükneddin Kılıçarslan'ın kızı Hüdavent Hatun tarafından ölümünden 20 yıl önce yaptırılmıştır. Kesme sarı trokit yapılan türbenin gövdesi ve pramit külahı sekiz köşelidir. Türbe, geometrik ve bitkisel motiflerle süslüdür.
Gündoğdu Türbesi:
İl merkezinde, Hüdavent Hatun türbesinin yanında bulunmaktadır.1344 yılında, İlhanlı Beyliği döneminde Gündoğdu oğlu Hakkı Bevvap adına yaptırılmıştır.
Gümüşler Ören Yeri ve Manastırı:
Ören yeri, Niğde'ye 9 km. mesafede Gümüşler Kasabasında bulunmaktadır. Bizans sanatının Anadolu'da en güzel ve en iyi korunmuş eserlerinden birisidir. Gümüşler Manastırı 10. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Hristiyanlığm kurucusu Hz. İsa, annesi Meryem, Saint John (Vaftizci Yahya), melekler Gabriel (Cebrail), Mıchael (Mikail), 12 Havariler, diğer kutsal sembolleri tasvir eden önemli fresklerin bulunduğu önemli tarihi bir eserdir. Bu fresklerden gülümseyen Meryem ve Bebek İsa freski Anadolu'da tek olması açısından önem taşır. Kilisesindeki fresklerin güçlü ve canlı anlatımları, içerisinde barındırdığı yeraltı şehri, büyük mezarlık odası ve oldukça büyük kaya kütlesi üzerine kazılmış yerleşim birimleriyle birlikte arttırılmış savunma tedbirleri dolayısıyla Gümüşler Ören Yeri ve Manastırı, çağının önemli din merkezi konumunda bir yerdir. f/d
Dış Camii:
İl merkezinde Alaaddin Tepesinin batı eteğindedir. 16. yüzyılda Hüsameddin Çelebi tarafından yaptırılmıştır.Duvarları kesme taştan örülmüş, tek kubbeli ve tek minareli camiin mihrabı ve minberi sedef kakmalıdır.
Bedesten:
İl merkezinde Sungurbey Camiinin yanında 16.yüzyılda yaptırılmış, bugünkü durumunu 17.yüzyılda yapılan onarımlar sonucu almıştır.
Kuşkayası Mezarlığı :
Niğde'ye yaklaşık 40 km. uzaklıkta Karatlı Kasabasının yakınında bulunan bu kaya mezarları, Roma devrinden kalma kalıntılardır. Bir vadinin iki yamacında 15 adet kaya oyma mezardan oluşmuştur.
Kemerhisar (Tyana)Ören Yeri:
Niğde'ye yaklaşık 20 km. uzaklıkta Bor İlçesi Bahçeli ve Kemerhisar Kasabalarını içine alan geniş bir bölgede bulunmaktadır. Kemerhisar, Hititlerin ünlü "Tuvana" kentinin üzerinde kurulmuştur.Geçmişi M.Ö. 2000'lere kadar uzanan Tuvana'ya Romalılar "Tyana" adını vermişlerdir. Antik kent, M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatoru Trajan ve Hadrian dönemlerinde görkemli mabedler,saraylar ve yerleşim yerleriyle donatılmıştır. Yunan, Pers, Roma ve Bizans dönemlerini yaşayan kentten günümüze Romalılar tarafından yapılmış Kemerhisar Su Kemerleri, Bahçeli Roma Havuzu ve Niğde müzesinde sergilenen heykeller kalmıştır.
Kavlaktepe Yer altı Şehri:
Kapodokya Bölgesinin diğer yer altı şehirleri gibi muhtemelen 10-12 yüzyıl Bizans dönemi eseridir. Koruma ve barınma amacıyla yapılmış küçük boyutlu bir yer altı şehridir.
Öküz Mehmet Pasa Kervansarayı :
Ulukışla ilçesinde, 17.yüzyılda Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hemen yanında aynı dönemde yaptırıldığı sanılan bir camii ve hamam bulunmaktadır.
FERTEK: ANADOLU”NUN "AYDINYURT”U
Fertek’i tasvir etmek için en güzeli Muzaffer Buyrukçunun cümlelerine
başvurmak:".................. karşımda bağlarıyla, bahçeleriyle tarlalarıyla yeşili ve yeşilin
tonlarını üretmiş ve ürettikleriyle kuşatılmış bir köy vardı. Çölün bir ortasında ansızın varolan bir vaha gibiydi.Bahçeleri sulayan bir gölcük, gölcüğün bitişiğindeki eski çeşme (orta pınar) aklımı durdurdu. Ben artık bir hayrandım, bir şaşkındım". f/d
FERTEK ADI NEREDEN GELİYOR
Tarihi incelerken dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi ve hatta en önemlisi isim/ad sorunudur. Özellikle de Anadolu gibi kavimler kapısı olmuş bu topraklarda, insanın harman olduğu bu coğrafyada isimlere Türkçe'den (veya başka bir dilden ) giderek anlam yüklemek ve böylece anlamadığımız bir kelimeyi "anlamlandırdığımızı!! zannederek anlamsız yorumlara başvuruyoruz. Örneğin Fert ek isminin aniamına yönelik söylenen yada yazılan ifadelerde bunu görüyoruz."Fer kelimesinin Farsça; ışık, tek kelimelerinin Türkçe; bir, tek anlamına geldiği, ikisinin birleşik anlamının Tekışık " olduğu ya da "Frenk/Ferhenk Deresi" gibi şeklinde anlamsız, gereksiz, komik ve zorlama yorumlara/ifadelere yöneliyoruz. Bunlara hiç gerek yok. Hele en az beş bin yıllık tarihsel bir sürecin yaşandığı Niğde de her ismin anlamını çözme olanağı yoktur. Çözmek zorunda değiliz de...Son 2 asırlık süreçte adının FERTEK olduğunu, Roma/Bizans dönemlerde de antik isminin FERTEKAİNA olduğunu bilmemiz yeter.(Bu yazının yazılmasından sonra elimize geçen 1914 tarihinde basılan ve Karamanlıca alfabe ile yazılmış olan NEVŞEHİR SALNAMESİ adlı kitaptaki FERTEKAİNA makalesi bu bulgumuzu doğrulamıştır.Bu yazı şu anda bulunduğunuz internet sitesinde yayınlanmaktadır.) www.hebilakan.net
MANDİLMOS (FERTEK)
Fertek’te bulunan Mandilmos Mesire yerinin ismi ise Klasik Yunancadan gelmektedir. Bu ismin aslı PANDİMOS’tur. Pandimos, ahaliye ait, umuma ait olan demektir. (Pandimos= πανδηος - πανδημιος = of the whole people,public, universal; common). Burada PAN kökü bugünde kullandığımız PANTURKİST, PAN AMERİKAN kelimelerindeki PAN köküne benzer ve “ tüm, bütün “ kelimelerinin karşılığıdır. İngilizcedeki “ ALL “ kelimesinin karşılığıdır.
Pandimos kelimesinin Mandilmos kelimesine dönüşümü ise bir diyalekt (lehçe) sorunudur. Öncelikle şunu söylemek gerekir. Türkçede P sesi ve harfi yoktur. Tarihsel süreçte Fars (İran) etkisiyle Türkçeye girmiştir. Örneğin BOR kelimesinin aslı πμορ (pmor)’dan gelmektedir. Bu örnekte görüleceği üzere pm harfleri b’ye dönüşmüştür. (Türkçe’de buna benzer örnekler çoktur.) Yine benzer bir örnek eski Türkçe diyalektde vefat kelimesi mefat olarak yazılmakta ve okunmaktaydı.Ki bugün bile Anadoluda böyle kullanılan yerler vardır.Özetle halk kendi diyalektiyle (lehçesi-ağzı) bazı kelimeleri dönüşüme uğratmaktadır.
Pandimos kelimesindeki P seside böyle bir dönüşüm ve evrim sonucu M sesine dönüşmüştür.
Mandilmos Mesire yeri, Anadolu Rumlarının (Karamanlılar ) yaşadığı dönemde yeni doğan rum çocularının takdis edildiği bir ayazmadır.Yani çocukların, kutsal su (ayazma) ile takdis edilme töreninin yapıldığı bir mekandı.Günümüzde mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Fehmi DİNÇER
2005 ANKARA
19.ASIRDA NİĞDE VE FERTEK'İN DEMOGRAFİSİ
1868 tarihli Konya Vilayet Salnamesinde Konya iline (liva) bağlı Niğde kazasının (Sancak) toplam nüfusu, kaza merkezleri, nahiyeler ve köyler ayrı ayrı verilerek şöyle belirlenmiştir.:
Niğde Kazası 9.929
Bor Nahiyesi 6.937
Anduğu (Ortaköy)N. 3.375
Ulukışla Nahiyesi 4.128
Bereketli Maden(Çamardı)N. 11.616
NİĞDE Toplam 35.985
Aynı yılda Fertek nahiyesinin nüfusu 1980 kişidir. (Hane sayısı yaklaşık 500) Fertek nahiyesine bağlı bulunan 4 köyün Adırmusun (Koyunlu), Dilmusun (Hançerli, Ilisun/Eylesun (İlasan-Küçükköy), Fesleğen nüfusu 2968 kişidir. (Hane sayısı 947)
Fertek Merkez Nahiyesine bağlı 4 köy ve nüfus aşağıda verilmiştir;
Nüfus Hane
FERTEK NAHİYESİ 1.980 500
Adırmusun (Koyunlu) Köyü 1.272 400
Dilmusun (Hançerli) köyü 1.106 480
Eylesun/lylisun (Küçükköy)köyü 290 40
Fesleğen köyü 300 27
FERTEK NAHİYESİ TOPLAMI 4.948 1.447
Niğde'de yaşayan nüfusun 1831 yılında %24.5'u gayrı müslim (Rum,Ermeni), 1892'de %20'si gayri müslimdir. f/d
FERTEK YER ALTI MANASTIRI (ŞEHRİ)
Bilindiği gibi Kapadokya ve Niğde'de çok fazla sayıda yer altı şehirleri vardır. Yer altı şehirlerinin bu bölgede sayıca fazla olmasının nedenlerini Roma İmparatorluğu- Hıristiyanlık ilişkisini, Bizans İmparatorluğu- Hıristiyanlık ilişkisini incelemeden çözmenin olanağı yoktur. Roma İmparatorluğu yönetiminin M.S. 1.yüzyılında Hıristiyanlığın Antakya'dan sonra en fazla geliştiği yer Niğde İlidir. Hıristiyanlığın evrenselleşmesinde en önemli rol oynayan Tarsuslu Havari Aziz Paulus (Saint Paul -Tarsuslu Saul), M.S. 53.yılında Tyana (Kemerhisar), Andaval (Aktaş), Sasima (Hasköy), Limnai (Gölcük), Malandaza (Çiftlik), Karbala (Gelveri), Arkelais (Aksaray) üzerinden Angora (Ankara)'ya gitmişti. Paulus'un bu gezisi hıristiyanlık aleminde, hıristiyanlığm başlangıcı olarak kabul edilir. Paulus, bu ve diğer gezilerinde Anadolu'da konaklamış, ilk hıristiyan toplulukları ve ilk kilise örgütünü kurmuştur. Paulus, Roma'nın Pazarı-putperest inancı karşısında Hz.İsa'nın mesajına ezilen yoksul ve mazlum kitlelerin dikkatini çekiyor, onları ruhi erdemlere yöneltiyor, bu meşakkatli hayatın çileleriyle yıpranan hayatın hedefini de ahiretde ki mutlu dünyaya çeviriyordu. Devletin siyasal yapısına zarar vermeyen, insanların ruhi yönlerine hitap eden bu yeni mesaj, engin bir hoşgörü ortamında hiçbir engelle karşılaşmadan yayılıyordu.
Ancak Roma İmparatorluğu bu gelişmeye tamamen ilgisiz kalamazdı. Kaçınılmaz karşılaşma elbet bir gün gerçekleşecekti. İmparator Trajan (M.S.98-117), Hıristiyanlara yoğun bir baskı uygulatmıştır. İmparator Hadrian (M.S.117-138) ve Antion (M.S.138-161) dönemlerinde, Hıristiyanlar yer yer takibatlara uğramışlarsa da Trajan dönemi gibi sistemli bir zulme maruz kalmamışlardır. Ancak Markus Oralyos dönemi (M.S.161-180), Hıristiyanlık için var olma yok olma devresidir. Bu dönemde , putperest halk da Hıristiyanlara karşı bu mücadelede de yer almıştır. İmparator Septimus Severus 202 yılında yayınladığı fermanla Hıristiyanlığa girmeyi yasakladı. Bu ferman, Hıristiyanlığı yeraltına indirdi. Bu yüzden de Decius dönemine kadar devletle hıristiyanlık ciddi anlamda karşı karşıya gelmediler.
Decius dönemi, Hıristiyanlığın kökünü kazıma düşüncesiyle en şiddetli zulüm yapılan dönemdir. Decius'a göre Roma'nın eski ihtişamlı günlerine dönebilmesi için Hıristiyanlığın yok edilmesi gerekiyordu. Aldığı sert tedbirler neticesinde piskoposlarında bulunduğu Hıristiyanlar, gruplar halinde tekrar putperestliğe döndüler. Roma Tanrılarına inanmayanları hapsedip, aç ve susuz bırakıyorlar, işkence ediyorlardı. Bu korkunç zulüm 251.yılında sona erdi, ancak Hıristiyanlık son zulüm dalgasını II.Diocletianus dönemi (M.S.284-311)'nde yaşadı. Ordu içindeki hıristiyan askerler temizlendi, kiliseler yıkıldı, kutsal kitaplar imha edildi. Hıristiyan halk kitle halinde ölümden ve takipten kurtulmak için Poson (Dikilitaş), İftiyan (Bor-Poros), Nahita (Niğde), Fertekaina (Fertek),Yağdan, Kayaardı, Gümüşler, Amas, Uluağaç Naziyanz, Nar-Sorsof, Gelveri, Selime ve Mamasun'da bulunan yer altı şehirleri ve mağaralara sığındılar. İşte Hıristiyanlık, silinme noktasına gelmişken, kader onların önüne İmparator Konstantin'i çıkardı. İmparator Konstantin, M.S. 312 yılında yayınladığı Milan fermanı ile Hıristiyanlara din ve ibadet özgürlüğü tanımıştı. M.S.4. yüzyılda Niğde, Hıristiyan antik dünyanın en şöhretli bir ili olan Antakya'nın yerini tutacak ölçüde gelişme göstererek Hıristiyan misyonunun en itibarlı bir ili olmuştu. Bu yıllarda bölgenin din işlerinin merkezi yeri Kemerhisar (Tyana) olmuştu. Dinde bu gelişme Niğde'den iki büyük Hıristiyan ilahiyatçının yetişmesine neden oldu. İlki baba Gregor, daha sonra oğul Gregor bölgenin dini liderleri oldular. M.S.385'te Roma İmparatorluğu, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölününce Niğde, Bizans İmparatorluğu diye anılacak Doğu Bölgesi içinde kaldı.
Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız bu tarihi süreç, özelde FERTEK YER ALTI MANASTIRI (ŞEHRİ)'ni genelde Anadolu'da ilk Hıristiyan dönemi Roma zulmüne karşı yapılan diğer yer altı kentlerinin neden yapıldığı sorusuna cevap verir.
Niğde'nin Fertek kasabasında bulunan bu yer altı Manastırının , M.S. 3. Yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma İmparatorluğunun, bölgede yaşayan Hıristiyan halka karşı yaptığı saldırılardan kurtulmak isteyen insanlar bu tip yer altı şehirleri yaparak hayatta kalabilmeyi başarmışlardır. f/d
Fertek yer altı Manastırı içerisinde kilittaşı taşı şeklinde yapılan iki kapısı ayrıca odaları havalandırma delikleri bulunan ilginç tarihi yerlerden birisidir.
FERTEK HAMAMI :
Fertek kasabasında Padişah Abdülmecit döneminde 1852 yılı Haziran ayında inşaatına başlanmış, 31 Mart 1853 yılında inşaatı tamamlanmıştır. Fertek'de yaşayan Rum ailelerden Hacı Zambazade ailesi tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış kubbeli bir yapıdır. Hamamın giriş kapısının üzerinde yazılı KARAMANLICA ALFABESİ ile yazılmış bir kitabe mevcuttur.
Bu kitabe aşağıda verilmiştir.
Şevketmaab Abdülmecit asrı melkutinde
Binsekizyüzelliiki Haziran burasında
İşbu hamamın inşasına mubaşırat olundu
Elliüç hitamı Martta bu kemalde göründü
Bunun niyetnamesine metanet gösterenler
Rahmetli hayırat sahibi Hacı Zambazadeler
İhyasına iyane-i hamam sunanlar
Rahmetli vatansevici ekseryanı komşular
Turşucuoğlu Stilianosniliziri mahsusası
Develi zileden Şahmur oğlu Yusuf kalfası
Suyunda kudret-ul lahiç yokyerden gösterdi
Şifa sokusunda kalır kimin var ise derdi
Sholiona(okul) vakfolundu salbesal varidatı
Uzak etsin rabbi bundan her türlü kudreti
1853 MART 31
FERTEK YENİ CAMİİ :
Fertek Kasabasında yaşayan Rumlardan Kara Maho oğlu Hacı Nikola tarafından 1835 yılında kilise olarak inşaa edilmiştir. Kesme taştan yapılmış olup, günümüzde halen sağlam bir yapı olarak güzel bir mimari örneği sergilemektedir. Camiinin üzerinde Karamanlıca lisanında yazılmış kitabede şunlar yazmaktaydı: f/d
Hayırat sahibi
Kara Mahoğlu
Hacı Nikola
1835 EYLÜL 29
NİĞDE KÜLTÜRÜNÜN KAYBOLAN SAYFASI: KARAMANLILAR YADA RUMLAR
Niğde'de yaşayan kültür mozayiği'nin en ilginç örneklerinden birisini Karamanlılar oluşturmuştur. Karamanlı, Osmanlı İmparatorluğunun Karaman Eyaleti sınırları içinde Kapadokya bölgesinde yaşayan, Türkçe'den başka dil bilmeyen gelenek ve görenekleri de Türklerle benzerlik gösteren Hıristiyan Ortodoks topluluğu verilen isimdir. Karamanlılar Türkçe konuşup, eski Yunan harfleriyle Türkçe yazıyorlardı. Niğde Müzesinde bulunan mezar taşı kitabesi, Fertek Hamamı üzerinde bulunan kitabe, Fertek Yeni Camii (Eski Kilise) üzerinde bulunan kitabe, Hamamlı, Kumluca kiliselerinin üzerindeki kitabeler v.s. hepsi eski yunan alfabesiyle Türkçe yazılmış metinlerdir. Karamanlılar kendilerini en güzel aşağıdaki dizelerde anlatmışlardır:
Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz.
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz
Öyle bir mahludi hattı tarikatımız vardır
Hurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz.
Karamanlılar kendilerine "Anadolu Hıristiyanı" konuştukları dile de "Yavan Türkçe" " "Sade Türkçe", "Anadolu Lisanı" diyorlar. Osmanlı arşiv belgelerinde bunlara "Zımmiyani Karaman" ya da "Karamaniyan" deniliyor.
Karamanlıların yüzyıllar boyunca söyledikleri Türkçe manilerden biri de şöyledir.
Birer birer saydım da yedi yıl oldu
Diktiğin fidanlar meyvaya durdu
Seninle gidenler sılaya döndü
İstanbul yoluna diktim gözümü
1924 yılına kadar Anadolu’da yaşayan ve 1000 civarında eser veren Karamanlıların hepsi 30 ocak 1923 tarihli Lozan Mübadele anlaşması gereği 1924 yılında göç yoluna loyuldular.Atlarla, arabalarla, genellikle yürüyerek Konya-Ereğli’de toplandılar.Burada trenlerle Mersin Limanına taşınıp, kendilerini Yunanistan’a götürecek gemileri beklemeye başladılar.Gidecekleri meçhul ülkenin dilini bilmedikleri gibi çoğu denizi de ilk kez görüyorlardı.Yunanistan Hükümeti bu insanların dilini yasakladığı gibi saz çalmalarını, türkü söylemelerini, zeybek oynamalarını da yasakladı. f/d
Bütün kaynaklarda Rum diye bahsedilen fakat Türkçeden başka dil bilmeyen, kilisede Türkçe ibadet eden bu insanların Türklüğü artık tartışma götürmez bir gerçekliğe dönüşmüştür.Karadenizin kuzeyinden Balkanlara inen Türk boylarının ( Avar, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Uz ) Hıristiyan misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırıldıkları bilinmektedir.Bizans imparatorluğu, bu Türk boylarını doğudan gelen Türk-İslam akınlarını durdurmak için Anadolu’ya yerleştirmiştir.Anadolu’ya yerleşen bu Türk boyları aynı zamanda Luvice, Palaca, Hattice ve Nesaca gibi farklı dilleri konuşan Anmadolu’nun yerli halkları ile etkileşimde bulunmuşlardır.Bu Türk boyları, Anadolu halklarının özellikleri gibi gelişmeleri de farklı olmuştur.Anadolu’da Helen kültürü yayılırken yerli halkın bir bölümü alfabesini almakla yetinmişlerdir.Bu insanların çivi yazısı öğrendikleri Asurlarla bir kan bağı olmadığı gibi Yunan alfabesini aldıkları kavimlerle de aralarında bir bağlantı yoktur.
NİĞDE MÜZESİNDE BİR MEZARTAŞI KİTABESİ:
Niğde ili merkezinde kayabaşı mevkiinde defineciler tarafından 1940 yılında bulunan bu mezartaşı Niğde Müzesinde bulunmaktadır.Mezartaşı, 23 Haziran 1894 tarihinde bir kaza veya cinayet sonunda hayatını kaybettiği anlaşılan Maria Grigoriu’a aittir.Mermerden olan mezartaşının yukarı kısmında sol üst köşede bir haç kabartması ile bir bulut üstde melek tasvir edilmiştir.Bu haç, dikey bacağının ucundaki kurukafadan anlaşıldığına göre İsa’nın Golgota tepesinde üzerinde çakıldığı çarmıhı( dört mıh-ceharmıh) temsil etmektedir.Bulut üstündeki melek ise bir mezar lahitine dayanmış yas tutmaktadır.Taşın altında ise Karamanlıca Alfabesi ile yazılmış 11 satır halinde aşağıdaki kitabe yazılmıştır:
Sebeb-i mevtim civanıma meram etti felek
Genç yaşımda ömr-ü dünyayı haram etti felek
Ne tahammül eylesin kardaş, mader, ehl-i ayal
Yirmi beş yaşımda ömrümü hitam etti felek
Yerde insan ağladı, gökte melekler etti ah
Mezarım toprağını amber-i fam etti felek
Sebeb-i mevtim olan versin sualim, ağlasın
Hak divanında beni mahzun-u aram etti felek
Okusun rahmetile ismimi hep halkı cihan
Mezarım taşına göz yaşımı kam etti felek
Tarihi mevt 1894 Haziran 23
E.Esoloğlu
f/d
KUMLUCA ( ARAVAN ) KÖYÜ KİLİSESİ :
Niğde il merkezine 3 km. mesafede Kumluca (Aravan) köyünde Osmanlı Padişahı II.Mahmut döneminde ve onun fermanıyla yapılan Kumluca (Aravan) kilisesi, Konya metropoliti Anthemios'un zamanında Gümüşhane'nin Hemera köyünden Lazaros torunu Gregor kalfa tarafından yapılarak 2 Temmuz 1835 tarihinde tamamlanmıştır. Kesme taştan yapılan çok muntazam yapılı kagir bir yapıdır. Üzerinde ayrıca 9 satırlık Karamanlıca lisanında yazılmış bir kitabe mevcuttur.
Bu kitabe de şunlar yazmaktadır.
1. İşbu emave ihtas olan Hagios Stephanos kilisesi dikkatli yapıldı Ruy-i zemin
2. Halifesi şefketlü elametlu, fukaraya merhametlu Padişah-ı alempenah Sultan
3. Mahmut Efendimizin merhametkara inayetullahı hatt-ı hümayın fermanı
4. Alişanıylen cümlemiz yektil ve yekçihet olalım avaz ederek
5. Diyelim zül-celal Hazretlerindeki bu adaletlu Padişahı
6. mızın üzerinde olsun nazar Amin Devlet-i Aliye kullarından
7. Şerefetlu Kyrios Kyrios Hagios İkoniou Despotu Anthimios efendimizin
8. Vakt-i duasıylen Gümüşhane karyesinden Hemera'lı Papa Lazaros
9. Torunu Gregor kalfa marifetiylen 1835 İouliou (Temmuz) 2'de yapıldı.
Kitabe'de adı geçen Osmanlı Padişahı Sultan II.Mahmut,1827 yılındaki Yunan ayaklanması ve bu olayın İstanbul'daki Patrrikhane tarafından desteklendiğinin öğrenilmesi üzerine İmparatorluğun Ortadoks reayasına büyük ilgi göstermiş ve onların kiliselerinin yapılmasına yardımcı olmuştur. Böylece Rum reayanın koruyuculuğunu kendi üzerine almıştır. Bu husus yukarıda metnini verdiğimiz kitabede de yeralmıştır.
HAMAMLI ( KURDONOS ) KÖYÜ KİLİSESİ :
Niğde il merkezine 3.5 km. mesafede Kumluca köyünün komşusu olan Hamamlı köyünde (Kurdunos ve Kurdunuz) yapılmış bir kilise vardır. Yapım tarihine ilişkin bilgiler tesbit edilememesine rağmen(silinmiş). 1830-40 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.Bu kilise de kesme taştan inşaa edilmiş, gösterişli ve çok iyi durumdaki kilisenin kapısının üstünde bir haç ve iki yanında yer alan ejderi tepeleyen Hagios Georggios kabartmalarının altında tek satır halinde boydan boya uzanan önemli kısımları silinmiş Karamanlıca lisanında yazılmış bir kitabe bulunmaktadır.
Kitabenin Türkçe karşılığı :
Bu aziz eklisayı (kiliseyi) sıvayan Kayserili Entirlikten Fakir (........................ ) gsori
Metamorphotis yardımcı olsun cümle.
Şimdi adı Hamamlı olan Kurdonos halkı İstanbul'da bile dillerini korumuşlardı. Nitekim İstanbul'da bulunan Balıklı kilisesi avlusundaki mezartaşlarından biri 1867'de bir şenlik sırasında bir havai fişeğin isabeti ile Taşkışla önünde ölen 25 yaşındaki Kurdonos'lu Prodromos'un ölümünü ve ustasının üzüntüsünü bir ağıt edası içinde manzum olarak anlatmaktadır. f/d
Bu mezartaşı kitabesi aşağıda verilmiştir:
Niğde sancağında Kurdonos'tur vatanım
Yuvan torunu Prodromos'tur zatım
Donanma gecesi bir kazaya uğradım
Seyre gittim ateş taliminin karşısına Taşkışlada bir fişek vurdu başıma
Yeni girmiştim yirmibeş yaşım
Rahmet çıkarın okuyan kardaşlar
Ustam da ahü figan eder, akıtır kanlı yaşlar
Tarihin bin sekiz yüz altmış yedide başlar.
FERTEK ÖMERAĞA CAMİİ:
Ömerağa Camii 1669 yılında (1089 H.) kesme taştan yapılmış kubbeli bir tarihi yapıttır. Camii de iki kere tamirat yapılmıştır.Tamiratın ilki 1799 yılında, (1219)H., ikincisi 1958 yılında yapılmıştır. Camiinin giriş kapısının üzerindeki kitabe'de şunlar yazmaktadır.
ÖMERAĞA CAMİİ
1089 H. ( 1669 M. )
Seza bu camii görenler cana derse
Maşallah kadimin tamiri tecdidine
Bais ibadullah gel ey zat-ı edup
Vazu nasihat olabilir tarih amma ya
Eyyühel ibadu halisan fesullu billah
1219 H.(1799 M.)
ANLAMI:
Bu camii görenler "Ey Can"derse yaraşır...
Allah korusun bu eski eseri yenileyip de
koruyanları, sebeb olanları gel ey edepli insan !
Derin bir nasihat olur bu eser, tarihi anman için...
Ey Allah'ın temiz kulu!
Geçmişten ibret alıp ermek istiyorsan felaha,
Öyle ise hemen ibadet et yüce ALLAH'a...
ANLAM 2:
Bu camii görenler "Ey can" derse şanına yaraşır... Her zerresi, onu koruyan canların alın terini taşır... Bu kapıdan nice canlar gelipde geçti... Hepsi tarihe karışıp ecel şerbetini içti... Gel ey edepli insanı! Ey ALLAH'ın kulu! Mihraptan geçer cennet bahçelerinin yolu...
Derin bir nasihat olsun bu tarihi eser sana... İçeri girde çevir yüzünü onun mihrabına... Geçmişten ibret alıp ermek istersen felaha... Öyle ise hemen secde eyle yüce ALLAH'a..
FEHMİ DİNÇER
ANKARA 1997
Kaynaklar:
Niğde İl Yıllığı 1967
Semavi Eyice TTK Belleten 1962,1975
Hale Soysü Kavimler Kapısı-1
http://fehmidincer.googlepages.com/
Etiketler:
NİĞDE TARİHİ- FEHMİ DİNÇER
20 Ocak 2007 Cumartesi
ATATÜRK’ ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
كنچلكه خطابه
بو كون واصل اولديغمز نتيجه عصرلردن برى چكيلن ملّى مصيبتلرك انتباهى و بو عزيز وطنك هر كوشه سنى صولايان قانلرك بدليدر.
بو نتيجيى تورك كنچلكنه امانت ايدييورم.
اى تورك كنچلكى ! برنجى وظيفك ، تورك استقلالنى تورك جمحوريتنى ، الى الابد محافظه و مدافعه ايتمكدر . موجوديتكك و استقبالكك يكانه تملى بودر . بو تمل ، سنك اك قيمتلى خزينككدر . استقبالده دخى سنى بو خزينه دن محروم ايتمك ايستيجك داخلى و خارجى بدخواهلرك اوله جقدر . بر كون ، استقلال و جومحوريتنى مدافعه مجبوريتنه دوشرسك ، وظيفيه آتيلماق ايچون ، ايچنده بولنه جغك وضعيتن امكان و شرا ءطنى دوشونميه جكسك ! بو امنان و شرا ءط ، چوق نامساعد بر ماهيتده تظا هر ايده بيلير. استقلال و جومحوريتكه قصد اده جك دشمنلر، بوتون دنياده امثالى كورولمه مش بر غالبيتك ممثلى اوله بيليرلر.جبراً و حيله ايله عزيز وطنك بوتون قلعه لرى ضبط ايدلمش ، بوتون ترسانه لرينه كيرلمش ، بوتون اوردولرى داغيتلمش و مملكتك هر كوشه سى بالفعل ايشغال ايدلمش اوله بيلير . بوتون بو شرا ءطدن دها اليم و دها وخيم اولمق اوزره ، مملكتك داخلنده ، اقتداره صاحب اولانلر غفلت و ضلالت و حتىّ حيانت ايچنده بولنه بيليرلر . حتىّ بو اقتدار صاحبلرى ، شخصى منفعتلرينى ، مستوليلرك سياسى امللريله توخيد ايده بيليرلر. ملّت ، فقرو ضرورت ايچنده خراب و بيتاب دوشمش اوله بيلير .
اى تورك استقبالنك اولادى ! اشته ، بو احوال و شرا ءط ايچنده دخى وظيفك ، تورك استقلال و جومحوريتنى قورتارمقدر ! محتاج اولديغك قدرت ، دامارلركده كى اصيل قانده موجوددر !
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 13 Ocak
كنچلكه خطابه
بو كون واصل اولديغمز نتيجه عصرلردن برى چكيلن ملّى مصيبتلرك انتباهى و بو عزيز وطنك هر كوشه سنى صولايان قانلرك بدليدر.
بو نتيجيى تورك كنچلكنه امانت ايدييورم.
اى تورك كنچلكى ! برنجى وظيفك ، تورك استقلالنى تورك جمحوريتنى ، الى الابد محافظه و مدافعه ايتمكدر . موجوديتكك و استقبالكك يكانه تملى بودر . بو تمل ، سنك اك قيمتلى خزينككدر . استقبالده دخى سنى بو خزينه دن محروم ايتمك ايستيجك داخلى و خارجى بدخواهلرك اوله جقدر . بر كون ، استقلال و جومحوريتنى مدافعه مجبوريتنه دوشرسك ، وظيفيه آتيلماق ايچون ، ايچنده بولنه جغك وضعيتن امكان و شرا ءطنى دوشونميه جكسك ! بو امنان و شرا ءط ، چوق نامساعد بر ماهيتده تظا هر ايده بيلير. استقلال و جومحوريتكه قصد اده جك دشمنلر، بوتون دنياده امثالى كورولمه مش بر غالبيتك ممثلى اوله بيليرلر.جبراً و حيله ايله عزيز وطنك بوتون قلعه لرى ضبط ايدلمش ، بوتون ترسانه لرينه كيرلمش ، بوتون اوردولرى داغيتلمش و مملكتك هر كوشه سى بالفعل ايشغال ايدلمش اوله بيلير . بوتون بو شرا ءطدن دها اليم و دها وخيم اولمق اوزره ، مملكتك داخلنده ، اقتداره صاحب اولانلر غفلت و ضلالت و حتىّ حيانت ايچنده بولنه بيليرلر . حتىّ بو اقتدار صاحبلرى ، شخصى منفعتلرينى ، مستوليلرك سياسى امللريله توخيد ايده بيليرلر. ملّت ، فقرو ضرورت ايچنده خراب و بيتاب دوشمش اوله بيلير .
اى تورك استقبالنك اولادى ! اشته ، بو احوال و شرا ءط ايچنده دخى وظيفك ، تورك استقلال و جومحوريتنى قورتارمقدر ! محتاج اولديغك قدرت ، دامارلركده كى اصيل قانده موجوددر !
Hazırlayan:Fehmi DİNÇER
Ankara 2006 13 Ocak
Etiketler:
ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
30 Eylül 2006 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)